4

Mayıs
2009

Sığır Roman – 2 : Ofis Uzayı ve Hakan Ural

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  67 views

‘Bir serüvendi yaşamak bir zamanlar. Şimdi ise sıradan bir matematik problemi.’
Metin Kaçan / Harman Kaplan

Biçimsiz Etik Traşları
Sene iki bin bir. Ofis uzayına kırk bin birinci girişim. Milyon kere de girsem, hep aynı kokuyor bu ofis ortamları. Eskiden insan kokusu kırtasiye kokusu, kağıt kokusuna karışırdı. Şimdi daha plastik, yazıcı toneri kokuyor. Bürositler olsun, halıfileks olsun, kıç kıça yapıştırılmış masalar, monitörler, nerden çıkıp nereye girdiği unutulmuş kordonlar, kablolar olsun, güzel olaylar bunlar. Öldüren eyır kondiyşınlar, bas bas bağırarak telefonda tartışan kazmator iş arkadaşları, dikkat dağıtan manitalar, hepsi derin olaylar. Her bir ayrıntının üstüne sekiz cilt ansiklopedi yazılır yani. Hastasıyım ofis ortamlarının.

Fakat monitör denen cihaza ayrı bir hastalığım var. Şimdi, kompütür demek istemiyorum. Aslında olay kompütür de, sonra teknoloji düşmanı diyolar. O yüzden kompütür demek istemiyorum. Sonra yine yaparız eleştirimizi.

İnsan evladının bu monitörlere olan düşkünlüğü, televizyona hatta ondan evvel pencereye kadar dayanıyor. Çerçeve içinde olan şeylere -ne olduğu önemli değil- ayrı bir düşkünlüğümüz var. Yeter ki çerçeve içinde olsun, seyrederiz biz yani. Bu cihazlar bizim trenlerimizdir. Bazen insan gibi kullanırız. Fonksiyonel takılırız. Bazen de öküzleşip, dalar gideriz karşısında. Artık, reklam mı oynuyor, haberler mi var, kompütür ekranı mı dalıp gittiğimiz, desktop’a mı bakıyoruz saatlerce? Hiç… Ekran olsun, çamurdan olsun. Adam senle geyik yapıp, şakalaşırken bile monitörüne bakıyor. O raddede yani.

Ahmet AbiÜç beş arkadaşın bir bilgisayar monitörünün yanında muhabbet ederken, aradaki sessizliklerde monitörü seyrettiklerine şahit oldum defalarca. Etrafa değil, masaya, sandalyeye, yandaki kıza değil, her seferinde monitöre dalıp gidiyolardı. Her boşlukta.

İşte diyorum ki, bu monitörler aslında muhabbetlerimizde oluşan boşlukları doldurmaya başladılar. Fakat ne hikmetse kardeşim, her gün daha fazla dalıyoruz bu ekrana, monitöre. Kara batak hesabı. Her dalıp çıktığında da etrafa bakıyosun ve boşluğun büyüdüğünü görüyosun. Diğer kara bataklar nerde? Aşşağıda. Hop ben de dalayım, bu sefer daha çok tutayım nefesimi.

Teknik sorunlar, ayrılıklar, pişmanlıklar
Neyse biz de derin mevzulara daldık. Ofis uzayına kırk birinci girişim demiştim. Geçtim oturdum masama. Masa benim. Ama masada bin türlü eşşek, böcek. Kırk renkten kukla, biblo, antin kuntin var. Niye? Ahmet abiniz şöyle böyle olduğundan mı? Hayır.

Efendim benim gizli bir hayranım var. Nasıl yapıyorsa ben yokken geliyor, masama bin türlü hayvanat, ecinni kuklası bırakıyor. Yanında da bir not; ‘Hastanım Ahmet. Doktor raporum var. Ekonomik kriz bizi ayırana kadar…’. Geçen gün iki metrelik, peluş bi Hasan Mezarcı kuklası bırakmış. Sarı peluştan sakalları ve altın bir pelerini var. Midesine yumruk atınca latince şahadet getiriyor. Şirin bişey. İşyerinde bıyık çizmeye çalışıyolar diye eve taşıdım. Küçük helada duruyor afedersiniz. Bazı geceler kabus görünce, kalkıp midesine bi yumruk atıyorum.

Geldim ofise, açtım makinayı. Daha açar açmaz kitlendi. Geçici olaraktan çalışmayan bilgisayara “Kitlendi” diyolar. Kapı gibi yani. Şindi kapı kitlenince naaparsın? Ya kilidin olduğu bölgeye tekme atarsın, ya da çilingir çağırmak gerekir. Ben başka insanları rahatsız etmeden önce sorunu kendim çözmeye çalırışırım. Bilmiyorum ne kadar şey size göre…

O yüzden tekme metodunu, yani kontrol+alt+delete şeysiniı denedim. Ama bir denedim, iki denedim, zorladım olmadı. Ben de mecburen çilingiri çağırmak durumunda kaldım.

brucebayrampasada8lj- Alo… Aloğ teknik servis mi?
- Kim bilmek istiyor?
- Ef-bii-ay’dan ajan Sitivırt. Kim istiyicek kardeşim, ben Ahmet, personelden. Teknik servis mi orası?
- Teknik servisten kimi aramıştınız?
- Bilemiyorum. Kimler var orda? Orhan veya Serkan ya da Boran olabilir.
- Burda o isimlerde kimse yok. Yanlış aradınız heralde iyi günner.
- Alo! Bi dakka kardeşim! Hişşş! Nooluyo yaa? İsmi önemli değil, teknik bi eleman yok mu orda?
- Teknik bir probleminiz mi var?
- ‘Hayır, ben arkadaş arıyodum sadece, teknik erkeklere bayılırım da’ diyicem o da Yılmaz Erdoğan skeci gibi olucak. Hangi tarz espri yapıcağımız da şaşırdık. Bi espri yapıyoruz, ‘Aaa, Cem Yılmaz esprisi’ diyolar, başka bi şey söylüyoruz, ‘Vay Yılmaz Erdoğan ha?’ diyolar. O zaman biz komiklik yapmayalım.
- Alo? Beyefendi araya başka bi telefon girdi, kapatıp tekrar arayın isterseniz.
- Yok yok. Başka sorunlarım da var da. Tek sorunum teknik elemanlar değil yani.
- Buyrun yardımcı oliim.
- Allah allah. Eee.. Tabi, benim bilgisayar kitlendi de, açamıyorum.
- Açıp kapadınız mı?
- Ha yok ben kapayıp açtım. Önce açmak mı gerekiyo? Ama zaten açıktı. Açıkken bi daa nası açıcaz ki?
- Tamam beyfendi. Ben birazdan gelip bakıyorum.

Üç saat geçti. Teknik servis, çok teknik bir biçimde ekti bizi galiba. Üç saattir monitöre bakıyorum. Üç saattir ekrandaki “Error Evgin’e” bakıyorum. Ama aslında ekranda başka şeyler seyrediyorum üç saattir. Gelmişimi geçmişimi seyrediyorum, hayatımın muhasebesini yapıyorum. Sevdiğim kadınları, bizim rahmetli pederi, hayatta bana kelek atanları oynatıyorum kitli ekranda. Bu süre zarfında, monitöre bakıyo olmam beni ofisteki diğer sıkılanlardan koruyor. Meşgulmüşüm de, iş hakkında bişi düşünüyo muşum hissi uyandırıyor. Duvara baksam, veya tavana gözümü diksem, eşşeğin biri dürtükleyerek “Nooldu lan ne düşünüyon kara kara” diye rahatsız edicek.

Saate baktım, 6′ya kırk dakka kalmış. O kırk dakkada çalışıyo gibi yapabilirim. Teknik servisi arayıp, beni eken teknik arkadaşı “Kardeşim üç saattir bekliyorum. Bi sürü işim var, senin yüzünden çok önemli işlerim aksadı. Bilmem kim bey duyarsa senin için hoş olmaz” deyip karizma sağlamlaştırabilirim.

Fakat her zaman olduğu gibi samimi olma yolunu seçiyor ve kompütürün fişini çekerek, kendime bir çay dolduruyorum. Açıyorum gazetenin çengel bulmaca sayfasını takılıyorum. Gelip geçen lavuklar hemen saldırıyolar akbaba gibi; “Oooh biz burda eşşek gibi çalışalım, beyfendi bulmaca çözsün”. Ba ba bak! Patron duysun diye de “Bulmaca çözsün” kısmını yüksek sesle şeyediyor.

Yemişim patronunu. Çaydan bi yudum daha. Oeehhh. Soldan sağa, dokuz harfli. Resimde görülen ünlümüz. Ha-kan U-ral.

Ahmet Abi

Not.: Bir zamanlar www.chivi.com’da yayınlanan Ahmet Abi serisinden.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

yorumlar:

Hiç Yorum Yapılmamış!

yorum yapmak ister misin?


Facebook RSS Beslemesi
sponsor reklamlar

© Tüm Hakları Saklıdır - www.keyfizar.com
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress seo Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!