24
Eylül
2010
Araştırmacı gazeteci olarak dikkatleri özel üniversitelerin hızar gibi işleyen “master tezgâhına” çekiyorum ki bunların kurbanı çoğunlukla kız öğrencilerdir.. Çıkışı olmayan bir yola girmişlerdir.. Oğlanlar mı? Onların çektiği beni ilgilendirmiyor.. Ben kız babasıyım ..
“Kız kısmının yedi yerde bahtı var..” lafı evlenmeye meraklı erkeklerin “algıda seçiciliğinin” yani beyinsel tembelliğinin altını çizer..
Bizde özlü söz mü yok?
“Başa sürülecek katranın olsun, keli taaa Selanik’ten gelir..” lafını al, evliliğe uyarla.. Maksat olarak girişteki cümleyi yine tutturursun..
Bu yazı peşrevine bakıp “Evlenememiş kızdan ümit kesilmez..” mealinde bir risale geliyor sanmayın..
Devir değişti.. Kızlar başka türlü oldu..
Vaktini geçiren kızdan ailesi ümidi kesiyor kesmesine de memleketin eğitim kurumları asla kesmiyor..
Al kızım sana lisans üstü eğitim..
Al kızım sana iki seneyi dolu dolu geçirecek “master” programları..
3
Temmuz
2010
DENGESİ, odağı olmayan, mesaj kaygısı taşımayan kaosa teslim olmuş bir yazı denemesi yapacağım. Hani kahvede konuşur gibi…
Müsaadenizle…
Kemal Kılıçdaroğlu, Irak sınırının en uç noktasına niye gidiyor? Başbakan Erdoğan gibi çömelmeyecekmiş! Orada ayakta durulsa ne olur durulmasa ne olur? Askerinin dik dolaşamadığı, sürünme pozisyonunda düşman beklediği gerçeğini hangi siyaset adamı değiştirebilir? Türkiye’de son durum şudur: Çoban sandıklarınız asker şehit eder. Terörist sanılan çobanları da (ya da köylüleri) asker öldürür! İki ateş arasında kalanların ise canı çıkar!
3
Temmuz
2010
ERBİL’de “iş yapan Türk işadamları” listesini inceliyorum. Çok ilginç detaylar var: Erbil’e koşarak gidenlerin, “Ankara’nın doğusunda batırılmış iğneleri” yok!
Şaka değil; Erbil’de sanki “varlıklarını armağan edercesine” büyük bir çaba içindeler ama 1960-2010 arasında devletten kredi alıp “sabit kurdan” ödemelerine rağmen, Ankara’nın doğusunda “asla bir lira” yatırım yapmamışlar!
Hele bu gruplar içerisinde “sabit mark kredisi” kullanıp, senelerce “ilk aldığı kurdan” parayı devlete ödeyenler var ki; attıkları zaman mangalda kül bırakmıyorlar! Ben çözemedim “bu iştahın” sırrını! Sevgili dostlar, bu tablo karşısında yorumu sizlere bırakıyor ve aklıma gelen soru ile bitiriyorum; Erbil’e var da bizim vatandaşlarımıza yok mu!
3
Temmuz
2010
RİZE‘nin AKP‘li Belediye Başkanı, ikinci eşlerin “devlet teşviki” ile Doğu’dan alınması halinde “terörün 30 sene içinde biteceğini“ söyleyince kızdılar…
Bence kızılacak bir şey yok…
Hâkim zihniyet bu…
Peki nasıl olacak bu iş?..
“Devlet teşviki” ile diyor…
Bir tek burasını anlayamadım; devletin bu gibi durumlarda “teşviki” nasıl olabilir?..
Hani devlet Doğu’ya diyelim ki fabrika bacası “dikene” nasıl teşvik veriyorsa belki öyle…
1
Temmuz
2010
SORUN sadece Rana‘yla mı ilgili yoksa burada çok daha genel bir sorundan mı bahsediyoruz bunun ortaya çıkması için yazıyorum bu yazıyı. Basit bir vaka ele alalım ve sonra işin nasıl komplike hale getirildiğini görelim. Diyelim ki karı-koca bir buzdolabı almaya karar verdik.
Benim bu eylemi gerçekleştirmem için ihtiyacım olan tek bilgi, onun nerede en ucuza satıldığından ibaret. O an ve belki de tüm hayatımı yürütmek için bile yetecek türde bilgiler bundan ibaret benim için. Ama olmuyor biraz sonra Rana odaya geliyor. Araştırmalarının sonucunu anlatmaya başlıyor. Ürünü satan şirketi anlatıyor ama bu da yetmiyor şirketin ortaklarının daha önce nerelerde çalıştıklarını, oralardan neden ayrıldıklarını ve nasıl bir araya gelip yeni şirketlerini kurduklarını da öğreniyorum ben gayri ihtiyari. Oysa ben o an ortakların hepsi tek tek öldürülseler bile buzdolaplarına dokunulmadığı takdirde bunu bile hoş karşılayabilecek, hatta bunu çok güzel bir haber olarak bile algılayabilecek durumdayım bunu fark edemiyor Rana. Daha sonra ortaklar hakkında çıkmış olan dedikoduları anlatıyor; aralarında çapkın olan varsa benden adamın sevgilileri hakkında fikir bildirmemi istiyor. Adamın çok zevkli olduğunu düşünsem içimden helal olsun be adama diye düşünsem bile ben yine de gereksiz komplikasyonlara neden olmamak için susuyorum. Eğer insaflı günündeyse bazen o noktada asıl önemli meseleye gelip fiyatı söyleyebiliyor bana. Ama bazı durumlarda da o aşamada Türk ve dünya ekonomisine ve global dünyada buzdolabı piyasasının durumuna da geçebiliyor. Anlayacağınız kadında sadede gelelim nosyonu sıfır. Ben bunun sadece Rana‘ya özgü değil evrensel bir sorun olduğunu düşünüyorum.
24
Mayıs
2010
CHP önemli bir parti. Eski başkanı değişiyor. Yeni başkan geliyor. Partiler halka hizmet için kurulur. Parti üyeleri, halka daha iyi hizmet aşkı ve iddiasıyla başkanlığa soyunur.
Halka hizmet için (1) Halkın sorunlarını tesbit etmek (2) Bu sorunlara çözüm getirecek politikaları oluşturmak gerekir.
Halkın temel ve ortak sorunu, iştir, aştır, huzur ve güvendir. Bunlar ancak üretim artışı ile gerçekleşir. Üretim kaynak (gelir) yaratır. Ülkenin büyümesinin, halkın refahının önünü açar. Partilerin başındakilerin ve partilerin yöneticilerinin sorumluluğu, partinin çizgisi doğrultusunda halka hizmet verme arayışında ekonomik ve sosyal politikaları belirleyecek kadroları oluşturmak ve çalıştırmaktır. Bu kadroların çalışmalarını değerlendirmektir.
23
Mayıs
2010
Bir zamanlar çok bilinen sorulu cevaplı bir bilmece vardı.
Şöyleydi:
S- Dünyanın en kısa üç kitabı hangileridir?
C- “Arjantin’in Demokrasi Tarihi”, “İngiliz Mutfağı”, “Alman Mizah Edebiyatı”…
Bu bilmece güncelleştirilse, listeye bir kitap daha eklemek mümkün olur sanıyorum…
21
Mayıs
2010
Zavallı Türkiye Başbakan Zonguldak’a gidiyor ve kömür madeninde ölenlerin yakınlarına yaptığı konuşmada, “Bu yörenin insanları aslında bu tür olaylara alışık” diyor.
“Zonguldak bölgesinde bu tür olayları yıllardır yaşadık.”
“Bu mesleğin kaderinde maalesef bu var” diyor.
“Bu mesleğe giren kardeşlerim bunu bilerek giriyorlar.”
Teselli bekleyen insanlara söylenecek laf mı bu?
Siz bu işler alışkınsınız, onlar da er geç öleceklerini biliyorlardı.
Fazla tantanaya gerek yok.
Hadi herkes evine.
14
Mayıs
2010
TÜRK sağı kendini üç kez yeniliyor. Süleyman Demirel ile, Turgut Özal ile, Tayyip Erdoğan ile.
Türk solu kendini bir kez yeniliyor, Bülent Ecevit ile. O yenileme, ne yazık ki, kağıt üstünde kalıyor, Ecevit iktidarında bir şey ifade etmiyor.
Ecevit, Cumhuriyet’in iki numaralı kurucusu İsmet Paşa’yı devirirken, ideolojik çıkış yapıyor. Ortanın Solu başlığını taşıyan solun kendini yenilemesindeki sloganlar unutulmaz:
Toprak İşleyenin Su Kullananın, Bu Düzen Değişmeli, İnsanca Hakça Düzen.
Ecevit’in ideolojik çıkışı, CHP içinde aynı zamanda bir kadro harekatı. Hareketin iki önemli ismi var. Turan Güneş ve Kamil Kırıkoğlu. İlk çıkıştan sonra, kadroya Deniz Baykal, Haluk Ülman, Erol Çevikçe, Adil Özkol katılıyor. “Mülkiye Cuntası” olarak anılan bu kadroyu, Ecevit daha sonra tasfiye ediyor.
14
Mayıs
2010
DENİZ Bey, sizinle ilgili yazılmış ve içinde “ama” bulunmayan bir yazı arıyorum.
“Ama” burada kilit vazifesi görüyor.
Yasak savmak babında neredeyse kalıp cümle halinde “Bu kara saldırıyı, bu feci komployu, bu çirkin tezgâhı kınıyorum” dedikten sonra bir “ama” geliyor ve yazar/çizer/siyasetçi tayfası asıl fikrini ondan sonra söylemeye başlıyor.
“Ama istifa etmeli…”
“Ama bir siyasi lider bu duruma düşmemeli…”
“Ama bu ahlaksızlığı örtmeye yetmez…”
Dünyanın en temiz, en ahlaklı, en sadık, en ulvi değerlerle bezenmiş toplumuna hoş geldiniz.
“Ahlak” cümle içinde kullandığınızda sağlam ve havalı duran bir kelime, kendinizde aramadığınız sürece problem de yaratmaz.
Salla bakayım o meclisi, salla bakalım o medyayı, salla bakalım o içinden geyik sürüleri geçen memleket kahvehanelerini kaç kaset dökülür?
“Ama”ymış, peh!
Dedikoduya kılıf, röntgenciliğe zarf, ikiyüzlülüğe hediye paketi.
Ne kadar sahte. Ne kadar sahte.