<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.keyfizar.com &#187; Bülent&#8217;in Yeri</title>
	<atom:link href="http://www.keyfizar.com/category/bulent/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.keyfizar.com</link>
	<description>www.keyfizar.com</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Dec 2011 14:02:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=</generator>
		<item>
		<title>Rumeysa’dan Önce -2-</title>
		<link>http://www.keyfizar.com/bulent/rumeysa%e2%80%99dan-once-2/</link>
		<comments>http://www.keyfizar.com/bulent/rumeysa%e2%80%99dan-once-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 20:18:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bülent Ersin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülent'in Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Bar Adabı]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Zamanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Şehir Girdap Gülüm]]></category>
		<category><![CDATA[Cima Esnafı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Fahişe]]></category>
		<category><![CDATA[Fuhuş Çeteleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[I Kiss You]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrencilik Yılları]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Piknik]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa]]></category>
		<category><![CDATA[Senaryo]]></category>
		<category><![CDATA[Umumi Birleşme Evleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyfizar.com/?p=1041</guid>
		<description><![CDATA[Amerika'daydım, hâla öğrenciydim 26 yasındaydım.. Ne olduğunu anlamadığım bir bölümden her nasılsa mezun olmuş ve ne olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan başka bir bölümde master yapmaya başlamıştım. Normal bir hayat yaşayıp kendime anlamlı bir hayat kurabileceğimi umut ettim bir sure. Yapmam gereken tek şey okula gelmek, ders çalışmak, gece erken yatıp sabah erken kalkmaktı. Okulun bahçesindeki meşe ağacı! "Ne hayat ama" dedim kendi kendime. Yinede çok basit görünüyordu her şey. Her gün okula gitmeye başladım. İnsanlarla tanışmaya çalışıyor böylece yeni bir sosyal çevreye girmeye çalışıyordum. Okuldaki insanlar sadece GPA dedikleri not ortalamasından, dışardaki insanlar ise credit history dedikleri güvenilirliği ya da güvensizliği gösteren şeyden bahsediyorlardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika&#8217;daydım, hâla öğrenciydim 26 yasındaydım.. Ne olduğunu anlamadığım bir bölümden her nasılsa mezun olmuş ve ne olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan başka bir bölümde master yapmaya başlamıştım. Normal bir hayat yaşayıp kendime anlamlı bir hayat kurabileceğimi umut ettim bir sure. Yapmam gereken tek şey okula gelmek, ders çalışmak, gece erken yatıp sabah erken kalkmaktı. Okulun bahçesindeki meşe ağacı! &#8220;Ne hayat ama&#8221; dedim kendi kendime. Yinede çok basit görünüyordu her şey. Her gün okula gitmeye başladım. İnsanlarla tanışmaya çalışıyor böylece yeni bir sosyal çevreye girmeye çalışıyordum. Okuldaki insanlar sadece GPA dedikleri not ortalamasından, dışardaki insanlar ise credit history dedikleri güvenilirliği ya da güvensizliği gösteren şeyden bahsediyorlardı.</p>
<p><img class="attachment wp-att-1043 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/looser.gif" alt="looser" width="242" height="298" />Bütün bunlar beni daha da bunaltmaya başlamıştı. Birçoğu dangalaklık üzerine gerilmiş kaygan, ince ve keskin bir ipte dans ediyordu adeta. Para durumum kötüye gitmeye başlamıştı ve Amerika&#8217;da paranın olmamasıyla varlığının gereksizliği tamamen aynı anlamdaydı. “<strong>Looser</strong>” diye bir kelime öğrendim burada. <strong>LOOSER!!!</strong><br />
<span id="more-1041"></span><br />
Geceleri çalışmaya başladım. Sabah vardiyasına kadar bir benzin istasyonunda çalışıyordum. Geceleri pek kimsede gelmiyordu zaten;  sadece ben. Çok sevmiştim bu işi. Tam bana göre diye düşünüyordum. Yalnız sabah gelmesi gereken saatte gelmiyordu şu şişko zenci kadın ve bu benim canımı sıkan tek şeydi. Her sabah başka bir yalan. Ayakkabısını kaybetmiş, arabasının anahtarlarını bulamamış, kız kardeşi gece aldığı arabayı sabah vaktinde getirmemiş, vesaire vesaire&#8230; Bendende hep ayni cevap &#8220;Yeah, yesss&#8221;</p>
<p>Geceleri çok değişik insanlar geliyordu yinede benzin istasyonuna. Çoğuda benimle sohbet etmek isteyen salaklara dönüşüyorlardı gecenin bir yarısı. Kevin, hiç sevmedim onu ve arkadaşı coca cola Rick.. İkise de Vietnam&#8217;da savaşmış iki salak. Rick&#8217;in</p>
<p>kafasına şarapnel parçası çarptığı için kafasının bir bölümüne metal bir plaka koymuşlardı ve ayda bir sinir sistemini yatıştırmak için yediği iğneleri vardı. Yinede beyni çalışıyordu. Her zaman ağlamaya hazır bir hali vardı. Kevin ise hayati boyunca beyninden haberdar olmuş muydu hiç bir fikrim yoktu. Ama arkadaşları onu şanslı Kevin diye çağırıyorlardı. Lucky Kevin ve onun ufak tefek en az Kevin kadar tuhaf ressam karısı. Bütün bu kişilerin birbirlerini nasıl bulup bir araya geldikleri konusunda hiç bir fikrim yoktu. Bütün bu tuhaflıkların üstüne daha da tuhaf olan bu 3 garibenin 4. bir kimse olarak, yıllarca arkadaşlık yaptıkları ve 15 yılda 8 kadını oldurup gömmüş bir seri katilide guruplarına dâhil etmiş olmalarıydı ve her nasılsa bunu bir kaç ay önce gazetelerden öğrenmiş olmalarıydı. Sanırım kısa bir sure önceydi idam ettiler.</p>
<p><img class="attachment wp-att-1045 alignleft" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Vietnam-Gazisi.jpg" alt="Vietnam Gazisi" width="280" height="280" />Kevin&#8217;ın suratıma tükürükler saçarak ve kendinden geçerek anlattığı hikâyeleri anımsı yorumda. Çoğu halkların kardeşliği, inançların tekliği üzerine şeylerdi. Zencilerin cemaatini oluşturduğu kiliselerdeki zenci vaizler gibi, bağıra çağıra tükürükler saçarak kan ter içinde kalana kadar ve adeta tepinircesine bana bütün bir gece bunlardan bahsedebilirdi. Çoğu zamanda saçma sapan hikâyelerden bahsederdi ve en tuhafı da 2 ayrı kavgada 2 ayrı kişiyi &#8220;yanlışlıkla&#8221; öldürmüş olması ve bunun için hiç ceza almamış olmasıydı. Geceleri onlar geldiğinde kapıyı kilitleyip onları dışarıda bırakmayı hayal ediyordum ya da hemen gitsinler diye içimden dua ediyordum.</p>
<p>Bir keresinde sabah okula gitmek için bindiğim otobüsün en arka kösesinde oturan 45 yaslarında iki kişiyle sohbet etmek zorunda kalmıştım. Bunlardan biri hala 60&#8242;lı yıllarda yasadığını sanan hippi görünümlü biriydi. Onun yanındaki, ondan daha yaşlı görünen beyaz saçlı kir pas içinde elbiseli yanındakinden daha büyük psikolojik sorunları var gibi görünen biriydi. &#8220;Hey dostum&#8221; dedi yumuşak bir sesle, &#8220;bugünlerde insanlar dostluğa ve kardeşliğe önem vermeli&#8221; dedi yanındaki sanki dış dünyadan haberi yokmuş gibi oturan kişi sık ve uzun sakallarından ötürü güçlükle görünen dudakları arasından &#8220;Eykk!!&#8221; diye bağırarak onay verirken.&#8221;Hayat tuhaf her an her şey olabilir. Biliyor musun, her sabah dünyanın bir anda patlayıvermesi imgesiyle uyanıyorum&#8221; Kabul etmek gerekirse benden daha yukarılarda uçuyor bu adam diye düşünmüştüm. &#8221; Evet&#8221; dedim &#8220;dilerim patladığında patlama sesini duymayız&#8221; diye aptal bir cevapla başımdan savmak istedimse de o muhabbeti kesmeye niyetli değildi. Gevezelik yapmak istediğinde 3. dünya ülkelerinin vahşi barbarlarını ehlileştirmede bir parça görev almak isteyen birçok Amerikalı gibi kardeşliğimize ve insan haklarına saygıya dair bir bahis açtı. Sadece bir tek bakışta bile bu alkolik, hayatından geçmiş adamın söylediği tek bir şeyin bile umurunda olmadığını anlayabilirdi insan. Yinede büyük bir nezaket içinde ama daha çok dinleme numarası yaparak bitirmesini bekledim sessizce. Bitirdiğinde ineceği durağa yaklaşmıştık. Ayağa kalktı, bana gülümseyerek 80 cent verip veremeyeceğimi sordu. Bira almak istiyormuş ve sadece 50 cent varmış cebinde. Hiçte şaşırmadım elimi cebime attım 17 dolar çıkardım ve &#8220;hepsiyle benden iç&#8221; dedim alkol komasına girip ölmesini umarak. Daha çok param olsaydı verirdim muhtemelen o anda. Büyük bir sevinçle ve teşekkür ederek aldı ve gitti.</p>
<p><img class="attachment wp-att-1047 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/caveman-walk-away.jpg" alt="caveman-walk-away" width="285" height="318" />Günler böyle geçmeye başlamıştı ama ben okulu umursamamaya başlamıştım yeniden. Sadece yasal olarak kalmamda sorun olmasın diye okula gidiyordum arada bir. Yine içmeye devam ediyordum. Burada uyuturcunun her türlüsünü bulmak çok kolaydı ama daha tehlikeliydi. Jason adli yarı Çinli yarı zenci tuhaf bir karışım biriyle arkadaşlığım vardı. İyi bir uçucuydu. Uçtuğunda hikâyelerini anlatmaya başlardı. 18 yaşındayken dindar Yahudi bir kızdan hoşlanmış ve sırf onunla yatağa girebilmek için Yahudi inancını benimsemiş ve bir kaç hafta keyif yaptıktan sonrada bir sabah boynunda taşıdığı Yahudi yıldızını kızın eline tutuşturmuş ve şöyle demiş. &#8221; <strong>Bizi tanrının buluşturduğuna inanmıştım ama artik tanrıyı kalbimde bulamıyorum, tanrı yoksa seninle buluşmamızın da kutsal bir yani yok</strong> &#8221; demiş ve shalom deyip çıkıp gitmiş.  Shalom.. Hem barış, hem merhaba hem de hoşçakal. Hepsi aynı anda. Shalom.. Belkide ayrılık sonrasında söylenecek en güzel sözlerden birisi… Annesinin bir gece eve dönerken New Orleans&#8217;ın caddelerinden birinde, hem de evine sadece 5 dakika uzaklıkta bir zencinin tecavüzüne uğradığını ve Jason&#8217;a hamile kaldığını anlatmıştı bir keresinde keyif veren dumanı ciğerlerinde elinden geldiğince uzun tutmaya çalışarak. Çirkin olduğunu düşünürdü bu yüzden, hayatın, zencilerin, kendisinin&#8230; Aslında ilginç ve güzel bir yüzü vardı. Çekik simsiyah büyükçe gözleri ve kıpkırmızı kalın dudakları, Hindistanlılarınkinden daha açık bir ten rengiyle.. Jason&#8217;i bir gece evine giderken vurdular. Tam yüzüne 3 kursun&#8230; Yakın mesafe.. Niye öldürüldüğünü hiç bilemedim. Çokta merak etmedim. Sessiz ve gizlice geldiğini söylediği dünyadan hiç yokmuş gibi ve hiç yaşamamış gibi sesiz ve gizlice gidiverdi. Hiç kimsesi yoktu arkasından üzülecek. Ben bile üzülmemiştim ve onun ölmesinin ertesi günü uyandığımda Jason&#8217;i bir daha hiç düşünmedim.</p>
<p>27 yaşındaydım ve okulu bırakmış ve aksanı benimkinden bile kötü Meksikalı birinin yöneticiliğini yaptığı saçma sapan bir dil kursuna kayıt olmuştum. Canım ne zaman isterse gidiyor geri kalan vakitlerde çalışıyor ya da pubları dolanıyor, bazen bulduğum biriyle eve dönüyor geceyi geçiriyor ve sabah olmaması için dua ediyordum. Her geceye ulaştığımda sadece kısa bir süre rahatlama hissediyor sonra sabah olmaması için dua ediyordum. Sabah olmasındı ve birbirinin kopyası olan her şey tekrar başlamasındı. Her gece belkide yarın yoktur diye bir umut doluyordu içime iyiden iyiye ve öylece bırakıyordum kendimi gecenin ya da yatağımdaki çıplak kadının koynuna. Yarın olmasındı, ne olur!</p>
<p><img class="attachment wp-att-1049 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/11/barbeque.jpg" alt="barbeque" width="300" height="201" />Sanırım bir bahar senliğiydi. Burada yasayan memleketim insanlarının her yıl düzenlediği bir bahar şenliği. Barbeque yapılacağı yazıyordu elime gecen broşürde. Bizim mutfağımızdan örnekler, köfteler tatlılar.. Uzun zaman olmuştu böyle yiyecekler yemeyeli ve gerçekten de özlemiştim. Bıkmıştım kusmuk tadındaki, uçakta sunulan yemeklere benzeyen hazır yemekleri yemekten. Sevmememde böyle organizasyonları mangal keyfi olsun için gittim oraya. Güzel bir gündü. Yaza dönmüştü hava. Etrafta çok fazla Amerikalı yoktu. Barbequlerden dumanlar yükselmeye başlamıştı. Masalar hazırlanmış ikramlar getirilmişti.  Her aile bir şeyler hazırlamıştı. Genelde etrafımdaki insanların pek farkında değilimdir. O günde ızgaraların üzerinde kızaran etlere yoğunlaşmıştım. Başka bir şeyi değil yiyeceğim etleri ve tavukları düşünüyordum. Arada bir nezaket kurallarına uymak için etleri kızartan kişiyle bir kaç çift laf ediyordum. Tabağıma yığdığım pirinç pilavı, salata köfte ve bir elimde tuttuğum kolayı mideme yüklemeye başlamıştım bir ağacın altında ki masada. İhtiyacım olan her şeyi almıştım o halde kimseyle yalandan konuşma ve tanışma gereğide kalmamıştı.</p>
<p>Birinin bana seslendiğini duydum ağzımdaki lokmayı çiğnerken içerden yükselen ezilme sesleri arasında. &#8220;Bumin?&#8221;  Tanıdık birisi, tanıdık bir ses.  Adımı bir kere daha söylersen senin için olurum düşüncesi geçti beynimden sadece bir an. Elimde tabak, dolu bir ağızla döndüm geriye, oturduğum yerde. Rumeysa diye bir kursun geçti iki kaşımın arasından. Beynimden vurulmuşa dondum. Yoksa kalbimden mi demeliydim. &#8220;<strong>Seni burada gördüğüme inanamıyorum</strong>&#8221; dedi o latif sesiyle.</p>
<p>Hiç bir şey diyemedim ya da belkide küçük bir domuz gibi homurdanıverdim. Hatırlamıyorum. &#8220;Gene aynısın&#8221; dedi &#8220;sadece saçın biraz azalmış ne kadar uzun zaman geçti görmeyeli birbirimizi!&#8221;</p>
<p>&#8220;Rumeysa?&#8221; dedim,</p>
<p>bütün bunlardan sonra şaşkınlık içinde. &#8220;Sen misin?&#8221; Tebessümü ve bal renkli gözleri&#8230; Onu çok seviyorum hâla. Ne yapmalıyım diye düşündüm o an. &#8220;Ben, şey, ben dil kursuna geldim yakında döneceğim&#8221;  dedim, hızlı hızlı üzerimdeki şokun tesiriyle. &#8221;</p>
<p><img class="attachment wp-att-1051 alignleft" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/11/lovespells_reuniting.jpg" alt="lovespells_reuniting" width="400" height="298" /></p>
<p>Gitmeliyim&#8221; dedi arkadaşları ona seslenince. &#8220;Görüşelim gene&#8221; dedim ona telefonumu vermeye çalışırken. &#8220;Olur&#8221; dedi &#8220;görüşelim.&#8221;</p>
<p>27 yasındaydım Amerika&#8217;da yıllar önce âşık olduğu kızla tekrar kaderin bir cilvesi karşılaşmış ve tekrar âşık olmuş ya da aşkı canlanmış bir berduştum. Ne öğrenci, nede başka bir şey. Boşa geçmiş bir hayat. Sonraki bir kaç hafta Rumeysa&#8217;yı hayal ederek ve beni aramasını umarak vakit geçirdim. Bir dahaki bahar şenliğine kadar bekleyemezdim doğrusu. Bir gece arayıverdi latif sesli melek. Adımı söyledi telefonun ucundan.&#8221;Bumin?&#8221; Elimde tuttuğum piştolun topunu çevirip kafama dayadığımı ve kendimi onun için kurban ettiğimi hayal ettim biran. &#8220;3 gün sonra piknik var gelmek ister misin?&#8221; dedi. &#8220;İstemez miyim?&#8221; dedim &#8220;isterim tabiî ki&#8221;  O kadar mutlu ve heyecanlıydım ki hemen dışarı çıkıp 3 gün öncesinden orada bekleme arzusu doldu içime.</p>
<p style="text-align: center;">
<script>document.write("<"+"script src=\"https://www.adhood.com/adserver/ad.php?zid=102573&#038;n="+Math.random()+"\"><"+"/script>");</script> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyfizar.com/bulent/rumeysa%e2%80%99dan-once-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rumeysa&#8217;dan Önce -1-</title>
		<link>http://www.keyfizar.com/bulent/rumeysadan-once-1/</link>
		<comments>http://www.keyfizar.com/bulent/rumeysadan-once-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 22:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bülent Ersin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülent'in Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Bar Adabı]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Zamanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Şehir Girdap Gülüm]]></category>
		<category><![CDATA[Cima Esnafı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Fahişe]]></category>
		<category><![CDATA[Fuhuş Çeteleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[I Just Calledto Sat I Love You]]></category>
		<category><![CDATA[I Kiss You]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrencilik Yılları]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa]]></category>
		<category><![CDATA[Senaryo]]></category>
		<category><![CDATA[Umumi Birleşme Evleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyfizar.com/?p=1002</guid>
		<description><![CDATA[Öğrenciydim, berduşun tekiydim, 19 yaşındaydım ve bir kıza aşık olmuştum. Adının harflerini tek tek söyler sonra onları bir kâğıda yavaşça yazar ve her harfini yazarken onun ruhuna dokunabileyim diye bir dua ederdim. Adini gün boyunca defalarca fısıldadığımı hatırlıyorum kendi kendime; Rumeysa, Rumeysa...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğrenciydim, berduşun tekiydim, 19 yaşındaydım ve bir kıza aşık olmuştum. Adının harflerini tek tek söyler sonra onları bir kâğıda yavaşça yazar ve her harfini yazarken onun ruhuna dokunabileyim diye bir dua ederdim. Adini gün boyunca defalarca fısıldadığımı hatırlıyorum kendi kendime; Rumeysa, Rumeysa&#8230;</p>
<p><img class="attachment wp-att-1004 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/heart-breaking.jpg" alt="heart breaking" width="256" height="236" /></p>
<p>Nereliydi hatırlayamadım simdi. Bildiğim tek şey adında bir tılsım taşıdığıydı sanki. İşte bu yüzden, asla fısıltıdan daha da yüksek bir sesle söyleyemedim adını. Onunla her karsılaşmamızda kalbimin nasıl büyük bir gürültüyle çarptığını hatırlıyorum da. Her seferinde kalbimden yükselen bu gümbürtüyü duyacağını düşünürdüm.</p>
<p>Bir gün karar verdim, odamın sarı duvarlarını çaresiz ve umutsuz bir yalnızlık içinde izlerken. Her şeyi bilmesi gerekiyordu. Mademki o çok güzeldi ve ben onun aşkına düşmüştüm, o zaman bundan o da sorumluydu. O zaman bilmeliydi her şeyi. Defalarca pratik yaptım kendi kendime. &#8220;Rumeysa, seni seviyorum tutar mısın ellerimden?&#8221; Tam da, böyle söylemek istiyordum.</p>
<p>-Ona, tutar mısın ellerimden?<br />
<span id="more-1002"></span><br />
Her şeyi defalarca canlandırdım kafamda. Her seferinde beni nasıl büyük bir duygusallık içinde kabul ettiğini hayal ettim. Her şeyi defalarca seyrettim zihnimde. Sanırım artık hazırdım. &#8220;Hadi&#8221; dedim kendi kendime &#8220;yola çık, cesur ol, geriye bakma. Sadece gözlerinin içine bak onun.&#8221; Doğruca okula gittim ve bütün bir gün onun gelmesini bekledim, gelmedi Rumeysa o gün. Daha sonraki gün de gelmedi ve daha sonraki haftada.</p>
<p>Artik her gün ayni şeyleri kafamda canlandırmaktan ve eve hiç birşey olmadan geri dönmekten sıkılmıştım. Arkadaşı vardı; Ayfer.. Yuvarlak solgun yüzlü her daim yorgun görünen bir kızdı bu Ayfer. Feri sönmüş Ay gibiydi Ayfer.</p>
<p><img class="attachment wp-att-1006 alignleft" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/rumeysa.jpg" alt="rumeysa" width="206" height="300" /></p>
<p>&#8220;-Rumeysa&#8221; dedim ürkekçe &#8220;nerelerde hiç göremedim son zamanlarda.&#8221;</p>
<p>Bilmiyor musun dedi Rumeysa Amerika’ya uçtu, 2 gün önce aradı beni de. Sevmiş oraları. Nasıl yani dedim kendi içimde.. Amerika mı? Rumeysa mı? &#8220;Ne yapacakmış ki orada?&#8221;</p>
<p>&#8220;-Amerika’da üniversite okumak istiyormuş.&#8221; dedi. &#8220;Okulu burada ilk dönemden bıraktı işte.&#8221;</p>
<p>Gerçeği söylemek gerekirse ne söyleyeceğimi de bilemedim Ayfer’e. O an için yüzümün onunkinden bile daha solgun bir hale geldiğini adım gibi biliyordum.</p>
<p>Ondan sonraki günler umutsuz bir yalnızlık içinde geçmeye başladı benim için. 21 yaşındaydım, berduşun tekiydim, öğrenciydim. Çok içiyordum. Sadece içki değil, keyif veren her şeyi içiyordum. İşlemediğim hiç bir kötü iş yâda günah kalmamıştı sanırım, 21 yaşıma kadar yapmadığım hemen hemen hiç bir çirkinlik&#8230; Öbür taraftaki dosyam hayli kabarık olsa gerekti.</p>
<p>Bazen başka başka yataklarda uyanıyor sonra hemen banyoya gidiyor istemim dışında kusuyordum. Ağzımdaki sigara ve ruj tadından kurtulmak için belkide. 21 yasındaydım saçlarım eskisinden daha azdı ve azalmaya hızla devam ediyordu ve bu bende yaşlanma hissi uyandırıyordu. Aynada gördüğüm bendim ama olmak istediğim kişi tamda yansımasını gördüğüm kişi değildi. Bazen aynada gözlerimin içine bakar ta en derinine sarkmaya çalışırdım, kendi ruhumun. Her şeyin donduğu bir an.. &#8220;Rumeysa kim&#8221; dedi içerden sigara içmekten kartlaşmış bir kadın sesi. Sadece biran gözlerimin içine bakarken, ta enderinin deki kederli çocuğu yakalamışken, &#8220;tertemiz bir dünya&#8221; kelimeleri yuvarlanıverdi dudaklarımdan. Kendime geliverdim birden. &#8220;Rumeysa&#8221; dedim fısıltıyla &#8221; tertemiz bir dünya&#8230; Ellerimden tutar mısın?&#8221;</p>
<p>İşte tam da o anda anladım neden o na budenli, bunca zaman görmemişken bile ask beslediğimi. Beni kurtaracak bir ruha sahip olduğuna inandım hep.. Tertemiz, saf, masum&#8230; Hiç kirlenmemiş.. O an bir ürperti yalayıverdi çıplak sırtımı. Üşüdüm&#8230; Gece karanlığında, yapayalnız, bir çölde kayboluverdim birden&#8230; Çığlıklar atarak koşmak istedim gözyaşları içinde..</p>
<p>&#8220;-Rumeysa ellerimden tutar mısın?&#8221;</p>
<p>Adını hatırlamakta güçlük çektiğim 40 larındakı balıketli, tombulca bir kadındı bu ve bu kadınla bütün bir geceyi beraber geçirdiğimize inanamamıştım birden. Para istememesini umdum bütün kalbimle o an.</p>
<p>&#8220;-Ben asla para ödemem kadınlar için&#8221; demek geçti içimden kadının yüzüne bakıp, ama sonra vazgeçtim. Belkide barda (hangi barsa o) tanıştığım biriydi. Hatırlayamadım biran. Belkide bütün gece koynunda bebek gibi uyumuştum ve sanırım Rumeysa’yı sayıklamıştım uykumda. Hatırlamıyordum gerçekten. Hatırlayamadığım çok şey vardı. Çok şeyi unutuvermiştim, ama Rumeysa’yı değil.</p>
<p>23 yaşındaydım hâlâ öğrenciydim ama kelimenin tam anlamıyla rol icabı. Ama berduşluğum öğrencilikten daha iyi giydiğim ve oynadığım bir roldü. 21 yasından, 23 yaşına kadar 2 yılı saydım saydım bitmedi, zor geçti, yavaş geçti. Gerçektende Bruce Willis’in filmlerinde şikâyet edercesine söylediği gibi &#8220;Life is too long&#8221;du. Geceleri ne yaptığımı çok iyi hatırlamıyordum ama gündüzleri normal bir şekilde canımın istediği saatte kalkıyor okula gidiyordum. Dersler için değil birilerini görmek için. Okulda öğrenci kılığında çok serseri vardı. Çoğu çok iyi içerdi. Birazı nefes alıp veren her şeyle yatabilirdi. Bir ikisi de Marlon Manson’ı varılacak son nokta olarak hayal ederdi. İçlerinden birinin, şarap içmekten kanının ne kadar koyulaştığını ve bir gün kan bağısı yapmak istediğinde ise kanının dışarı akmayışını anlatışını hatırlıyorum. Kanı çıkar çıkmaz pıhtılaşıyormuş. Bir çoğunun kanı beyninde pıhtılaşmıştı sanırım. Hiç birisiyle olmaktan zevk alamasam da yinede onlardan başka arkadaşımda yoktu. Hep beraber tam da geri zekâlıların oluşturduğu bir piyesi oynuyorduk her gün. Hep beraber bugünde işe yaramadan ruhlarımızı daha da nasıl kirletelim oyununu oynuyorduk. Gün batıya meyletmeye başladığında biz hemen kendilerine izbe delikler arayan sıçanlara dönüşüveriyorduk. Barların gürültüsüne, isine, dumanına, havasındaki şehvet kokusuna teslim ediyorduk kendimizi. <img class="attachment wp-att-1008 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Üzgün-Adam.jpg" alt="Üzgün Adam" width="300" height="290" />Uçuşan biralar ve karışım olsun diye yuvarladığımız şaraplar&#8230;  En iyi içmenin üzerine söylenen bir dolu saçma sapan sözler ve bazen birinin cebinden çıkardığı, tuvaletlerin birinde yapraklarının çoğunu boşalttığı boktan marka bir puroya sardığı ve en az 5 kişinin arasında turnike dönmekten su kesmiş ucuyla marihuana&#8230;  Yükseliyordum ama ne kadar yukarı çıktığımı anımsamıyordum&#8230; Ve her uyanışımda yeryüzüne çakılmak gibi bir şey hissediyordum. Uyandığımda hiç bir şeyi ve hiç kimseyi hatırlamıyordum.</p>
<p>Rumeysa&#8217;yı bile&#8230;</p>
<p>26 yaşındaydım.. Çok az konuşuyordum. Çok az.. Neredeyse kendi içimden gecen sesleri bile susturmuştum. Yaşadıklarını anlatırken, onları yapmış olmaktan daha çok zevk alan insanlar tanıyordum etrafımda ve onları dinlerken, onları yapıp sonrada anlatandan daha çok zevk alan insanları&#8230;  Bütün hikâyeler bittiğinde ve hikâye anlatan gittiğinde arkalarından söylenilen sözleri..</p>
<p>&#8220;- Bu kadar konuştuğuna göre sallıyor, dilinde bunun, diline vurmuş.. Bu kadar konuşanda icraat olur mu?&#8221;</p>
<p>Çok korktum biranda. Çok sustuğum için, insanlar suskunluğumdan ruhumu okuyacaklar zannına kapıldığım için.. Çok korktum.  Bazı günler sırf bu yüzden elimden geldiği kadar çok konuşmaya çalıştım. Ama anlatacak hiç bir şey bulamadım. Çünkü hatırlayamıyordum ve hatırladıklarımda midemi bulandırıyordu.  Hepsini ve herkesi terk ettim bende. Çok uzaklara gitmem gerektiğini o zaman anladım&#8230; Gitmeliydim bu insanların arasından, bu şehirden, beni saran herkes ver her şeyden çok uzaklara.. Amerika’ya gelmeye o zaman karar verdim.  Ama Rumeysayı hiç düşünmeden, aklıma bile getirmeden. En azından bilinçli olarak&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">
<script>document.write("<"+"script src='https://www.adhood.com/adserver/ad.php?zid=102573&#038;n="+Math.random()+"\'><"+"/script>");</script> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyfizar.com/bulent/rumeysadan-once-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geceleri Uyurken</title>
		<link>http://www.keyfizar.com/bulent/geceleri-uyurken/</link>
		<comments>http://www.keyfizar.com/bulent/geceleri-uyurken/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 21:28:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bülent Ersin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülent'in Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Zamanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğun Bakım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyfizar.com/?p=970</guid>
		<description><![CDATA[Geceleri uyurken, sabah aydınlığına değin uykusunda tebessüm eden ve dudaklarındaki gülümsemeyle göklerde uçuşan meleklere benzeyen bir karım vardı. 18 yıl boyunca yüzündeki tebessümü izlemek için, Ondan daha geç saatlere kadar oturup, ondan daha önce uyumamaya çalıştım. Altın renkli saçlarını, O uyuduktan hemen sonra parmaklarımın ucuyla billurdan yapılmış bir heykele dokunurcasına, kulaklarının arkasında toplarken, O sanki annesi saçlarını okşamaya gelmiş bir bebek gibi gülümsemeye devam ederdi. Ve ben saçlarını nazikçe toplamaya devam ederdim yine de;  Onun tebessüm eden dudaklarını daha iyi görebileyim diye...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="attachment wp-att-971 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Geceleri-Uyurken.jpg" alt="Geceleri-Uyurken" width="270" height="172" />Geceleri uyurken, sabah aydınlığına değin uykusunda tebessüm eden ve dudaklarındaki gülümsemeyle göklerde uçuşan meleklere benzeyen bir karım vardı. 18 yıl boyunca yüzündeki tebessümü izlemek için, Ondan daha geç saatlere kadar oturup, ondan daha önce uyumamaya çalıştım. Altın renkli saçlarını, O uyuduktan hemen sonra parmaklarımın ucuyla billurdan yapılmış bir heykele dokunurcasına, kulaklarının arkasında toplarken, O sanki annesi saçlarını okşamaya gelmiş bir bebek gibi gülümsemeye devam ederdi. Ve ben saçlarını nazikçe toplamaya devam ederdim yine de;  Onun tebessüm eden dudaklarını daha iyi görebileyim diye&#8230;</p>
<p>Bana ilk seslenişini, adımın onun güzel dudaklarından yuvarlanıp, kulaklarıma ve oradan da yüreğimin en derin köşesine saplanışını hâla ve hiç eksiksiz hatırlayabiliyorum.  Adımı söyledi ve benim adım, yirmi küsür yıldır taşıdığım adım, sanki başka bir anlam kazanmışçasına güzelleşivererek beynimde ve yüreğimde yer etti ve şöyle söyledim kendi kendime “Ben adımı çok seviyorum”. Onun dokunduğu, anlattığı ve söylediği her şeyi sevdim ben. Hem de çok sevdim. Gözlerinde saklı olduğunu söyleyebileceğim ve fakat ne olduğunu asla bilemediğim, oysa her daim, bana anlatmasını ümit ettiğim sırları olduğunu düşündüm her zaman. Hiç Anlatmadı. Denemedi bile ve bende asla sormaya cesaret edemedim. Kim bilir belki de hiç bir şey yoktu aslında. Kim bilir&#8230;<br />
<span id="more-970"></span><br />
Beni, sabahları, ıslak dudaklarıyla yanaklarımı yıkarcasına, güzel bir rüyadan uyandırmak istermişçesine şefkatle öperek uyandıran bir karım vardı ve ben 18 yıl boyunca bilerek ondan daha erken saatlerde uyanmamaya çalıştım, ya da sadece uyuma numarası yaptım.</p>
<p><img class="attachment wp-att-973 alignleft" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/gunesin-dogusu.jpg" alt="gunesin-dogusu" width="194" height="238" />Güneş tepedeyken dışarı çıkar ve güzelliği düşüp, küçük elmas parçacıklarına ayrılmasın ya da birileri görüp çalmasın diye sessizce ve dikkatlice dolaşır gibi ortalıklarda dolaşırdı ve güneş tepedeyken, nasıl bir parıltıyla ortalıklarda dolanıyorsa, gün batıya meylettiğinde de o denli ışıltılı bir güzellikle geri dönerdi eve. Mevsimler değişirken ve bir yaz gidip bir yaz gelirken, böylece yıllar süratle geçip, geleceğin basamaklarını maziye doğru iner bulurken, O, nasıl böyle genç ve güzel kalabilmişti, hala hiçbir fikrim yoktu aslında.</p>
<p>Çoraplara saklamaktan hiç hoşlanmadığı narin, beyaz ayakları vardı. Sağ ayağının küçük parmağına niçin takmaktan hoşlandığını bilmediğim, bu gün ise benim iri parmaklarıma olmadığı için boynumda gümüş bir zincirin ucunda taşıdığım, küçük bir yüzüğü vardı. Giderken bana bıraktığı tek şey de bu yüzük oldu. Bir gün ansızın gidiverdi. Ya da aslında sadece siliniverdi belki de. Her şey muallâkta kalıverdi O <img class="attachment wp-att-975 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Yoğun-Bakım.JPG" alt="Yoğun Bakım" width="155" height="233" />gidince. Ah, her şey muğlâk&#8230; Bir gün dışarı çıktı ve ben onu beklerken geriye baş sağlığı dileyen bir adam geldi. Ben hastaneye ulaştığımda O çoktan ötelere geçmişti ve ben Onu ancak morgda soğutucuda görebildim. Altın saçları kızıla boyanmış ve yüzünü öylece örtüvermişti. Ama bu sefer parmaklarımla narince dokunarak gülümseyip gülümsemediğini görmek için saçlarını, güzel, küçük kulaklarının arkasında toplayamadım. Sadece durdum ve öylece seyrettim. Seyrettim ve seyrettim.</p>
<p>Ve şimdi, 18 yıl sonra bir rüyadan uyandırıldım ve bu beni dehşetli bir baş dönmesiyle sonsuz bir sersemliğe düşürdü. Onu kaybetmenin acısı bir kez daha çöktü üzerime ama bu defa her şeyi çok daha bilinçli hissediyorum. Ben, şimdi, şehrin karanlığı her üzerime çöküşünde bu acıyı taptaze tekrar ve tekrar yaşamak için gecenin koynuna sığınıyorum ve siz doktor bey siz beni uyandırmakla gerçekten bana iyilik mi yaptınız hala bunu merak ediyorum.</p>
<p>*18 aylık eşi bir trafik kazasında öldüğünde girdiği bunalımla yaşadığı bitkisel hayattan 18 yıl sonra kurtulan hastanın terapide yazdığı son notlardan biridir.</p>
<p><iframe src="http://ad.hepsiburada.com/advEngine.aspx?accountID=a1c86e3d-5ea4-4ecc-beec-c68c3565495c&#038;categoryID=4&#038;sizeID=8" width="468px" height="60px" frameborder="0"  scrolling="no"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyfizar.com/bulent/geceleri-uyurken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Darağacı</title>
		<link>http://www.keyfizar.com/bulent/daragaci/</link>
		<comments>http://www.keyfizar.com/bulent/daragaci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 17:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bülent Ersin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülent'in Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Darağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[İdam]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Western]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyfizar.com/?p=953</guid>
		<description><![CDATA[Doğduğum evin karşısındaki küçük bir tepenin üzerinde tek başına duran asırların aşındırdığı kocaman bir ağaç vardı. Tek basına bütün heybetiyle kollarını göğe doğru açmış başını geriye atmış ve göğü yırtarcasına bir şeyler yakalamaya çalışan bir adam edasıyla o tepenin üzerinde duran bu ağaç babamın kasabanın kanun düzenleyicisi olmasını takip eden yıllarda bir darağacı olarak kullanılmıştı. Bütün çocukluğum ve gençliğimin bir bolumu bu ağaçta asılan hırsızların, katillerin, tecavüzcülerin yâda belkide masumların,  moraran yüzlerini izleyerek geçti. Onların o şeytan görmüşe dönen yüzlerini...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="attachment wp-att-956 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/darağacı-1.jpg" alt="darağacı-1" width="118" height="176" />Doğduğum evin karşısındaki küçük bir tepenin üzerinde tek başına duran asırların aşındırdığı kocaman bir ağaç vardı. Tek basına bütün heybetiyle kollarını göğe doğru açmış başını geriye atmış ve göğü yırtarcasına bir şeyler yakalamaya çalışan bir adam edasıyla o tepenin üzerinde duran bu ağaç babamın kasabanın kanun düzenleyicisi olmasını takip eden yıllarda bir darağacı olarak kullanılmıştı. Bütün çocukluğum ve gençliğimin bir bolumu bu ağaçta asılan hırsızların, katillerin, tecavüzcülerin yâda belkide masumların,  moraran yüzlerini izleyerek geçti. Onların o şeytan görmüşe dönen yüzlerini&#8230;<br />
Babam sert bir adamdı ve merhamet duygusu hakkında da hiç bir fikri yoktu sanırım. Muhtemelen bunu genç yaşında hayata veda edip beni yapayalnız bu evde bu darağacını izlemeye terk eden zavallı annem daha iyi biliyor olsa gerek.</p>
<p>Babam benim her zaman güçlü olmamı istediği için idamları izlememi istiyor ve böylece daha küçük yasımda güçlü bir erkek olmanın ne demek olduğunu anlayacağımı düşünüyordu. O zamanlar neden hiç kimsenin bizim evimizin etrafında yerleşmediğini anlamıyordum.</p>
<p>Evimizde o ağaç gibi tek başına kasabaya uzak bir yerde duruyordu. İnsanlar babamdan korktukları kadar, sanki çocukları da benden korkuyorlar ve onlarda benden uzak duruyorlardı. Benim hiç arkadaşım olmamıştı.18 yaşına kadar bu lanetli evde, lanetli bir ağaçta sallandırılan cesetleri izleyerek yaşadım ve benim, belkide babamın eliyle yazılmış hikâyem bu yasımda başladı sanırım.<br />
<span id="more-953"></span><br />
<img class="attachment wp-att-958 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Cowboy-Çetesi.jpg" alt="Cowboy-Çetesi" width="303" height="202" />Bir öğleden sonraydı ve ben o zamanlar öğleden sonraları evimizin verandasında oturarak gözlerimi kapatıp kendimi başka bir dünyada hayal etmek gibi bir alışkanlık kazanmıştım. Babamın, darağacının, dilleri sarkmış cesetlerin ve bu yerin dibine batası kasabanın olmadığı bir dünya&#8230;  İste böyle bir öğleden  sonra babam ve adamları uzak Asyalı bir adamı atlarının arkasında çekiştire çekiştire getirmelerinin gürültüsüyle döndüm gerçek dünyaya ve bu benim gözlerimi kamaştırdı. Gerçek dünya her zaman gözlerimi kamaştırmıştır benim. Adam üstü başı parçalanmış, acılar içinde ayakta durmaya çalışıyor bir yandan ağlıyor bir yandan bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Sesi genelde acıdan ve korkudan olsa gerek hırıltıyla boğazında takılıp kalıyor söylediklerinden bir şey anlamak mümkün olmuyordu. Sanırım masumluğu üzerine kutsal bildiği her şey üzerine yeminler ediyor merhamet dileniyordu. Ama bilmediği şey babamın ve adamlarının merhamet diye bir kelimenin varlığından bile haberdar olmamalarıydı, daha öncede söylediğimi gibi. Adamı ellerine bağlı kalın urgandan çekiştirerek darağacına getirdiler. Asyalılarla zenciler hemen hemen aynı sınıf insanlardı ama Asyalıların daha aşağılık bir yanı vardı. Onlar dışarıdan gelmişlerdi. İşte bu yüzden onlara karsı anlamsız bir kin duyarlardı insanlar. Sebebini hiç anlayamadığım bir duyguydu bu. Tam ağacın altında ellerindeki tüfeklerin dipçikleriyle muhtemelen dışarı doğru büyükçe olan ön dişlerini  kırdıktan sonra bununla da yetinmeyip dizlerini parçaladılar adamın. Hiç bu kadar çok bayılıp daha sonra kendine getirilip tekrar işkence yapılan birini görmemiştim.</p>
<p><img class="attachment wp-att-960 alignleft" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Darağacı-2.jpg" alt="Darağacı-2" width="320" height="320" />Artik hayatla bağlantısı incecik bir ipin ucunda olan bu adamı tutup atlardan birinin üzerine oturtmuşlar ve boynuna da o kalın urganı geçirmişlerdi. İşte tam bu sırada, babam başını çevirdi ve uzaktan olanı biteni izleyen bana baktı. Soğuk bir ürpertinin ensemi yalayıp geçtiğini hissediverdim birden. Yavaşça bana doğru yürüdü ve elini omzuma koyup bana çok hoş bir hediye vermeye hazır bir baba edasıyla gözlerimin en derinine bakarak nazik ve yumuşak bir sesle ama emrettiği her halinde belli bir şekilde &#8221; Sen yap&#8221; dedi. Adamları olanı biteni izliyor ve benim nasıl davranacağımı merak ediyorlardı. Muhtemelen ve eğer babamı küçük düşürürsem annem gibi benim de çok uzun yaşamayacağım duygusuna kapılıvermiştim birden. Çaresizlik içinde yürüdüm ipin ucunda duran Asyalıya doğru. Sadece bir an başımı kaldırıp yüzüne bakabildim. Suratı şiştiği için kapanmış olan zaten küçücük o iki gözünden sadece bir damla yaşın süzülüp yanağından aşağı kucağına düştüğünü gördüm. Sonra bütün çaresizliğimle bir adım geri çekilip babamın bütün işlerinde kullandığı adamlarını yöneten Jack’in çirkin kirli suratındaki tebessüme baktım ve bütün gücümle atin kıçına bir tokat patlatıverdim.</p>
<p>Sadece adamın boynundan yükselen kırılma sesini duydum ve gözümün önünde sallanan bacaklarına bakakaldım kendimden geçmişçesine. Sesi asla unutmadım, bir an bile. Hala kulaklarımda bir uğultu olan bu ses ne yaparsam yapayım asla gitmedi ve gittiğim her yerde benimle birlikte geldi.  Bir an adamın ayaklarına kapanıp ağlayıp af dileyeceğimi sandım ama tuhaf bir şey oldu. Başımı kaldırdım. Adamın yüzüne baktım ve adamın ruhunun ağzından çıkıp asıldığı urgana girdiğini gördüm. &#8220;Hey jack dedim. Benim gördüğümü gördün mü? Ruhunu gördün mü?&#8221;  dedim. Heyecandan kendimden geçmişçesine. Ama Jack çoktan yüzünü gün batımında kaymaya başlamış güneşe doğru cevirmiş sanki dostlar arasında bir söyleşinin tadını çıkarıyor gibiydi. &#8220;Ruhu mu&#8221; dedi. &#8220;Böyle kopeklerin ruhu olmaz aptal&#8221; dedi. Ama vardı. Yemin ederim Jack gibi bir kopeğin bile ruhu vardı ve ben onuda gördüm ipe girmesine yardımcı olurken.  Artik asılan her adamın ruhunun yavaşça çıkıp asıldıkları iplere girmesini izlemeye başlamıştım o günden sonra.</p>
<p><img class="attachment wp-att-962 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Table-cutter-cigars-2-soft.jpg" alt="Table-cutter-cigars-2-soft" width="225" height="169" />Bir gece babamın kullandığı purolardan ki, asla onlara dokunmama izin vermezdi. Birini izinsiz alıp odamda içmeye başladım. Babam nasıl ben gündüzleri orda olmayı seviyorsam oda akşamları verandada uzanmayı ve uyumayı severdi. Bu yüzden onun beni fark etmeyecegine çok emindim. Ama anlamlandıramadığım bir şekilde babam odama geldi ve beni odamda ondan &#8220;çaldığım&#8221; purosuyla yakalayınca öfkeden deliye dondu. Bir eliyle saçlarımı tuttu ötekiyle sert bir tokat patlattı suratıma ve penceremden ağacı göstererek &#8221; Senide orada sallandırmalıyım belkide !&#8221; diye tehditler savurdu. İşte o zaman içimdeki şeytan belkide ben seni sallandırmalıyım&#8221; diye fısıldadı. Ertesi gece ayni saatlerde babam verandada uyurken tepeye koştum ve ağaca bir urgan hazırladım. Jack ve ötekiler her aksam sızana kadar içerler sonra sabah babamın tekmeleriyle uyanırlardı. Hepsinin sızmasını bekledikten sonra doğruca babamın uyuduğuna emin olduğum verandaya gittim. Atlardan birinin ardına bir ip ve ipin öteki ucunu da babamın ayaklarına geçirdim. Hala hissetmemişti olanı biteni ve derince uyuyordu. Sonra ata binip biranda mahmuzladım. Yerde sürüklenmenin etkisiyle bir anda uyansa da bağıramamıştı ve bağırsa bile etrafta sesini duyurabileceği kimse yoktu. Sürüklendiği için ve başını çarptığından belkide, bayılmıştı. Kendine geldiğinde, kendini bir atın üzerinde elleri arkadan bağlanmış ve boynunda bir urganla buluverdi. &#8220;Ne yapıyorsun seni aptal&#8221; dedi. Çok sakindim. Sadece yavaşça yanına yürüyüp elimi dizine koydum ve &#8220;Senin istediğin şeyi yapacağım baba dedim çok güçlü bir erkek olacağım.&#8221; İste o zaman ay ışığının aydınlattığı yüzündeki çaresizliği ve gözlerindeki korkuyu okuyuverdim. Herkesin korktuğu adam benden korkuyordu şimdi. Sonra atın arkasına doğru yürüdüm ve bütün gücümle bir tokat patlatacakken içimden bir şey &#8220;Hayır böyle değil&#8221; diye fısıldayıverdi. Daha yavaşça olmalıydı. Babam onu bırakmamı ve bırakırsam beni affedeceğini geçen akşamki olay içinde affettiğini ve daha hatırlayamadığım buna benzer şeyler söylüyordu. Ben sakince gezintiye cıkmış gibi atın dizginlerini tutmak için ilerledim ve yavaş yavaş atı yürütmeye başladım. Onu yavaşça asmak böylece boynunun kırılıp hemen ölmesini görmek istemiyordum. Yavaşça gelmeliydi ölüm ona ve bende yavaşça izlemeliydim bütün bu seremoniyi.</p>
<p>Ne de olsa babam dı benim. Bir an durdum ve attan düşmek üzere olan babama baktım ve o sırada.  Son bir umutla &#8221; Yapmayacağını biliyordum&#8221; dedi iyice geriye gitmiş başını çeken urganın yüzünden güçlükle oynatabildiği çenesiyle. &#8221; Hayır&#8221; dedim yumuşak şefkat dolu bir sesle &#8221; Sadece seni yanımdan hiç ayırmayacağımı bilmeni istedim&#8221; ve yavaşça asılmasını sağladım.</p>
<p>Boynu kırılmadığı için uzun süre hırıltılarla ölmemeye çalıştıysa da ruhunu ipe göndermesi çok ta zaman almadı. Hemen ipin bir parçasını kesip cebime koydum ve oradan kaçtım. Daha sonraki yıllarda çeşitli çeteler kurdum ve çeşitli çetelere katıldım. Birçok akrabamın arkadaşlarımın ve sevgililerimin yanımdan ayrılmasını hiç istemediklerimin ve nefret ettiklerimin ruhunu iplere gönderdim. O iplerden kendime hamak ya da battaniye yaptım. Onların içinde kendimi huzurlu hissediyor ve o düşlediğim başka dünyada gezindiğim hissine kapılıyordum. Huzur dolu bir dünya.</p>
<p><img class="attachment wp-att-964 alignright" src="http://www.keyfizar.com/wp-content/uploads/2009/10/Hapishane1.jpg" alt="Hapishane1" width="172" height="150" />Bugün yakalanmış olmam kanunun bir başarısı değildir. Birçok defa kendi ruhumu da o iplerden birine göndermek istedim ama buna sanırım cesaret edemedim. Ve tek yolu teslim olmakta buldum. Battaniyemi aldılar. Hamak ise kim bilir nerede kaldı. Bir tek babamın ruhunu taşıdığım ipin bende kalmasına izin verdiler ve ben hala her gece o ipin bir parçasını yakıyor ve onun cezasını çekmesini sağlıyorum. Sanırım geri kalan bütün kısmını da bu gece yakacağım çünkü artik çok vaktim yok. Yarın şafakla birlikte beni de iplerden birine gönderecekler ve belki bir anlamda bende ölümsüzleşeceğim.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Johnny Jake The Wild ( 1810-1850) Asılarak idam edildi. Asıldığı ip lanetli olduğu kabul edildiğinden yakılıp külleri kanalizasyon çukuruna karıştırıldı</p>
<p>Not.: Hikâye tamamen uydurmadır.</p>
<p><iframe src="http://ad.hepsiburada.com/advEngine.aspx?accountID=a1c86e3d-5ea4-4ecc-beec-c68c3565495c&#038;categoryID=19&#038;sizeID=8" width="468px" height="60px" frameborder="0"  scrolling="no"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyfizar.com/bulent/daragaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

