19
Mayıs
2010
Kemal Kılıçdaroğlu sonunda CHP genel başkanlığına adaylığını açıkladı. Siyasette yeni yüzlere her zaman sıcak bakmışımdır. Hangi kesimden olursa olsun yeniler her zaman ümit vaat eder.
Artık bu aşamayı geçtiğimize göre şimdi Kılıçdaroğlu’ndan bizlere vizyonunu aktarmasını bekleyeceğiz. Ekonomi hakkında neler düşünüyor, dış politikada hangi adımları atacak, terör konusundaki çözüm önerileri neler?
Yoksa Gandi Kemal, Karaoğlan vs. gibi sözler havada kalıp. Halkın bir kısmını hüsrana uğratacaktır. Umarım bahsettiğimiz konulardaki fikirlerini bir an evvel açıklar. Ülkedeki duruma alternatif proje üretmekten mahrum, her şeye “-İstemezük” diyen muhalefet anlayışı ortadan kalkar. Gündemi takip eden değil, gündem yaratan bir muhalefet anlayışını benimser. İyi bir iktidar adayı olur.
Kendimi bildim bileli Fenerbahçe’liyim. Dört yıl öncesine kadar Acıbadem’de oturduğum için maçlarına gider, tezahürat eder, eğlenir eve dönerdik. ŞimdiAnkara’da yaşıyorum. O yüzden maçları sadece ekranlardan izliyorum. İyi de ediyormuşum.
Bu sene şampiyonluk son maça kalınca, gün içinde ya maçı kaybedersek diye düşünsekte pek dillendirmiyorduk. Galatasaraylı,Beşiktaşlı arkadaşlar ile kafa buluyor ama bir taraftan ya kaybedersek deyip “eyvah” çekiyorduk.
Ne yazık ki düşünmek istemediğimiz gerçek oldu. Fenerbahçe berabere kaldı,Bursa galip geldi. Şampiyon Bursa spor oldu.
Bursa sporu tebrik ediyorum, Ertuğrul Sağlam’ı tebrik ediyorum. Çünkü kısıtlı koşullarla oldukça zor bir işi başardılar. Her ne kadar bizleri üzdülerse de helâl olsun diyorum.
11
Mayıs
2010
Deniz Baykal istifa ederken komploya maruz kaldığından sık sık bahsetti. Türk Dil kurumunda komplo şöyle tarif edilmektedir. “Fransızca complot (düzen, tuzak). kelimenin dilimizde güzel bir karşılığı vardır: tuzak. örnek: iddiaların bir tuzak olduğunu biliyoruz.”
Benim anlamadığım nokta şu, bu kaset düzmece ise neden istifa ediliyor?
Neden bir hukuk mücadelesi başlatılıp bu iddiaların üstüne gidilmiyor?
O yüzden kasetin içeriğinin gerçek olmadığına ikna olamıyorum. Erdemli istifa vs.gibi sözler insanların kulağında bir hoşseda olarak kalmaktan öteye gidemiyor.
Bahsettiği gibi görüntüler tamamen bir komlonun parçasıdır. İğrenç olduğu konusunda çok hem de çok haklıdır. Fakat bu görüntüler aynı zamanda çok da önemlidir.
Buda akla şu soruyu getiriyor. Hergün eşine yalan söyleyen bir kişi neden bizlere yalan söylemesin?!
Sürekli erdemli, prensipli olarak tanıdığımız, keskin çizgileri olan dürüst bir portre çizen Baykal acaba başka hangi konularda bizlere yalan söylüyordu?
Haziran ayında evleneceğim için bu aralar deli gibi ev bakıyorum. Tabi ki kiralık.
Fakat düzgün bir ev bulmak ne mümkün. Fiyatı uygun olan evler virane, beğendiğimiz evler ise uçuk kiralar karşılığında verilmek isteniyor.
Ev aramaya başlamadan evvel iyi bir kazancım olduğuna inanıyordum. Fakat gerçek öyle değilmiş. Ev için istenen kiralar 1.000 TL’den başlayıp yukarılara çıkıyor. İş tabiki kira ile de bitmiyor, birde site aidatı ilave ediliyor. O zaman da astarı yüzünden pahalıya geliyor.
Ev sahiplerimi çok aç gözlü, yoksa ben mi çok az kazanıyorum anlamadım?! Ev ararken kafayı yemezsem helâl olsun bana.
Sonunda kiracıların derdinden anlayan bir siyasetçide çıktı.. Teee Amerika’da olsada, sağolasın abem.
Çocukluğum ve ticaret hayatı aklıma gelince her yaz tatilinde giriştiğim su satış işi aklıma gelir. Mahallemiz orta hâlli insanların yaşadığı bir yerdi. Her yaz yeni bir iş fikriyle mahallenin çocukları (en azından 2, 3 kişi) bir araya gelir. Genelde sermayesi az, parası çok olan su satışı ile ilgilenirdik. Yine dolaplara kaplar içinde su konur buz yapılır. Biraz parası olan termos alır, olmayan ise sıvı yağ kutusunu iyice yıkar onunla işe çıkardı.
Yazın başında mahallenin çocukları öncelikle pazara beraber gider, sonra dağılıp herkes satışını yapardı. Ben her zaman çekingen olandım. Her yaz ilk pazara gidişimde öncelikle bir süre sessiz sessiz dolaşıp içimden dua ederdim insanların bana seslenmesi için.
“-Sucu gel buraya 2 bardak su ver bakayım” desinler diye.
Video furyasının olduğu yıllarda, sürekli Ninja filmleri izlerdik. Hatta bir ara Ninjalığa özenip kung-fu kursuna bile abimle gitmiştim. Ama ne yazık ki zannettiğim kadar eğlenceli çıkamamıştı. Birden bire kendimi o akrobatik hareketleri yapabileceğim bir ortamda bulacağımı düşünüyordum. Oysa kursta kata denilen anlamsız şeyler yapıp, tuhaf tekmeler atmaya çalışıyorduk.
Neyse bu günlerden birinde, arkadaşların bahçesinde oyun oynuyorduk. Hangi akla hizmet yaptığımı bilmiyorum ama kendime bir ağaç buldum. Kömürlüğüm üstünden ağacın dalına atladım ve sallanmaya başladım. Tabii arada sırada da “-Haaayytt, hooyytt” diye sesler çıkartıyordum ki, birden ağaçtan sırt üstü düştüm. Nefesim kesilmiş ve konuşamıyordum. Aklımdan öleceğim geçiyordu. Bu sırada arkadaşlar ise;
“-Götü kırık Ninja” diye tempo tutuyordu.
Onlara bu gün bile kızgınım yaptıkları tezahürat için değil, ben orada soluk alamazken pezevenklerin bayağı bir süre güldükten sonra yardım etmelerine kızgınım.
Neyse geçmiş gün.
22
Ekim
2009
Yiğit Bulut’u severim. Olaylara bakış açışı, farklı yorumları sürekli yazılarını takip etmemi sağlıyor. Özellikle ekonomi yazılarını okurken zorlansam da, siyasi yazılarını kaçırmamaya çalışıyorum. Fakat o saç şekli, vıcık vıcık biryantin veya jöle dolu saçları ona odaklanmamı engelleyip. Kafasına konsantre olmama sebep oluyor.
Bu yüzden kendisi için alternatif imajlar hazırladım. Umarım beğenir.

10
Ekim
2009
Rodney’i ilk olarak yıllar önce “My Dear Penis” adlı şarkı ile tanımıştım.
Hatırlarsınız flash animasyonların yaygın olduğu stick fight (çöp adam dövüşçüleri), Karate Kamil, Pokemam gibi karakterlerin ünlü olduğu dönemde. Harıl harıl yeni ve komik animasyonlar arar, bir birimize link atardık.
İş te o zamanlar Rodney’in edepsiz şarkısını dinlemiş ve hatta kendimizde klip çekmiştik. O artık ne yazık ki kayıp. Ama tozlu raflardan Rodney’in birkaç eğlenceli videosunu paylaşmak istedim. Biraz vaktiniz ve eğlenceye ihtiyacınız varsa, hadi izleyelim.