29
Nisan
2011
Yüzlerce milletvekili adayı içinde en çok dikkati çeken isimlerden biri olan sinemacı-yazar Sırrı Süreyya Önder, kucaklayıcı bir dille seçmenin karşısında… Önder’le YSK’nın kararını, Güneydoğu’da yaşanan gerginliği, bölünme paranoyasını konuştuk…
İnsaf çarşısında buluşalım” diyor, “Kelimeleri hoyratça kullanmayalım” diyor, “Hayat bizi tekzip etmez inşallah” diyor. Sırrı Süreyya Önder’in sırrı samimiyetinde, seçtiği, kullandığı kelimelerde… BDP’nin İstanbul 2. Bölgeden bağımsız milletvekili adayı olan Önder Türkiye’nin ihlaller ülkesi olmasından kurtulmasını istiyor. Sihirli bir formülü yok, elinde yine kelimeleri var, diyor ki: “Kibiri bir yana bırakacağız, bu ülkeyi gül bahçesine döndüreceğiz!”
■ Nasıl geçiyor günleriniz?
Kaosla. Daha bir türlü kampanyayı başlatamadık. Kitleyi teskin etmeye, yatıştırmaya, süreci barış çizgisinden hiç kopartmamaya yönelik muazzam bir seferberlik halimiz var.
13
Kasım
2010
Tolga Çevik’inmutfakta bulaşık yıkarken aklına gelen ve büyük ilgi gören programı Komedi Dükkanı, 2 yıllık aradan sonra Eylül’de Star’da başlıyor. Ailesinin işinden önce geldiğini vurgulayan ünlü komedyen, Cem Yılmaz’ın kardeşi Özge Çevik’le evli ve iki çocuk babası. Çevik, eşinin ‘artık yeter, her gün evde ol’ demesi halinde dükkanı kapatıp, mesleği bırakıp evine dönebileceğini belirtecek kadar aile kurumuna önemveriyor. Yapımcısı Plato Film’in bahçesinde buluştuğumuz Tolga Çevik ile aile hayatını, askerlik günlerini ve yeni projelerini konuştuk.
*** İki yıllık aradan sonra Komedi Dükkanı’nı açıyorsunuz. Dönüş, yeniden başlamak gibi heyecanlandırıyor mu?
Çok heyecanlıyım. 2 yıl uzun bir süre. Çok özledik. Ben, teknik ekip ve Plato çok heyecanlıyız.
*** Komedi Dükkanı yarıda kalmış gibi mi hissediyorsunuz?
Yarıda kaldı çünkü onun 4 yıllık planlanmış hikâyesi var. Bunu en başında kurgulayarak başladım. Şimdi o hikâyenin yarısından biraz ilerideyiz. O karakterin sahneye çıktığı ilk günden bu güne bir gelişimi var, bizi sürekli sesiyle yöneten yönetmenle arasındaki ilişkide bir gelişim var. Kendiyle ilgili keşfedeceği şeyler var. Görmeyeceğiz ama sesinden anlayacağız. Ama bu sene sahnede bazı değişiklikler olacak.
1
Aralık
2009
Bugüne kadar benimle yapılan onlarca röportajdan sonra, bu defa iş başa düştü.
Bayram söyleşisi için soruları ben kendime soruyorum. Galiba insanın kendine soru sorabilmesi için en önce korkularından soyutlanması gerekiyor. Hayatımızın çatısını oluşturan korkular günün birinde bakıyorsunuz yok olmuş. Kendi kendime kaldığımda en büyük değişimim nedir diye sorsam: “Her şeyden korkan küçük Müjde, hiçbir şeyden korkmaz oldu” derim.
* Dedem Trabzon’a tayin olduğunda, Anadolu’da usul olduğu üzere konu komşu tepsiler içinde yemekler gönderiyor. Dedem de bunların hepsini ‘Ulan siz Ali Rıza’ya rüşvet mi veriyorsunuz’ diyerek camdan döküyor. Eee, bu evden ne çıkacak, Aysel çıkıyor tabii.
* Annem oyuna giderken ‘Bizi de götür’ diye yırtınıyor, dönmeyecek diye korkuyorduk. Gece yastığımızın altında bulduğumuz gofret terk edilmediğimizin işaretiydi. Sabahtan akşama en az on kere tekrarladığı laf ise ‘Hırsız olmayın, orospu olmayın’ idi.
* Annem bir gün su saatine giden demir boruları kestirip, demirciye sattı, oraya kör tapa taktırdı. Belediyeden gelip, ‘Su saatini niye söktünüz?’ diye sordular. Aysel, ‘Müjdeee, Mehtaaap gelin’ diye bağırdı. ‘Bunlar orospu olmasın diye söküp sattım’ dedi.
Hürriyet Gazetesi’nden bayramlık bir self röportaj isteği ve enfes fikri gelince kabul ettim ve kendimle röportaj yapmak için randevu almak üzere harekete geçtim.
Hemen kendimi aradım. Eski numarayı çevirmişim; o tatlı kadın, “Bu numara artık kullanılmıyor” dedi. Yeni numarayı aradım, meşgul çaldı. Ben de BKM’nin basın sorumlusu Selma’yı (Semiz) aradım.
- Ben: Selmacığım merhaba. Ben kendimle röportaj yapmak istiyorum. Bana bi randevu ayarlayabilir misin acaba?
- Selma: Kusura bakmayın ama Yılmaz Bey’in kesin talimatı var. Hiçbir röportaj talebini kabul etmiyor.
- Ben: Çok havalıymış! Sebep?
29
Kasım
2009

Bu röportajı niye kabul ettim, hangi akla hizmetten yapıyorum?
Aydın Bey’in Hürriyet’in başına diktiği Ertuğrul Özkök Bey’in verdiği gaz üzerine kabul ettim. Kendi kendine konuşmanın nasıl bir angarya olduğunu anladığımda iş işten geçmişti. Bir haftadan beri Ertuğrul Bey’i günde beş vakit anmam bu yüzdendir!
Bu medya denilen şeyin taa ebesinin 3’üncü sayfasına kadar yolu var.
Medyada gidişatı nasıl görüyorsunuz?
Çok iyi görüyorum… Bu medya denilen şeyin taaaa ebesinin üçüncü sayfasına kadar yolu var. Bu sektörde herkes ayrı bir cambaz olmuş. Herkesin söylemi aynı; “Biz çok temiziz, kirlenenler öbürleri.”
Böyle bir görüş doğru olamaz mı?
Olabilir ama o zaman da bunun adı “Benim anam senin ananı Hisar pavyonda görmüş” olayıdır. Bu aslında memleketin tamamı için geçerli bir formattır.
Hoppala Hasan dayı, edep yerim seyirdi. Şimdi de meseleyi memleket ölçülerine getirdiniz.
Getiririm tabii. Yüz küsur belki de iki yüz küsur yıldır kendi kendine “Biz niye böyleyiz?” sorusunu sorup da doğru cevabı bulamayan bir toplumdan söz ediyoruz. Bana göre bizim toplum sosyal bilincini kaybetmiş. Benzetmek gerekirse, şizofren teşhisi konmamış bir insan gibi. Kafa gitmiş, kayış boş dönüyor ama kendi kendine teşhis koyacak hali olmadığından bunu bilmiyor. Bu yüzden toplumdan işe yarar ortak bir akıl çıkmıyor.
30 senedir ayda 3-4 bin lirayı zor görüyor, 1 milyon Euro alanı yere çalıyor?