Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, beklenen çılgın projesini dün açıkladı “Kanal İstanbul”. Bu proje anlaşılan çok uzun süre konuşulup tartışılacak.
Benim takıldığım ilk nokta isim oldu. Hiçbir çekiciliği yok. Zaman içerisinde projenin adında bir değişiklik yapılmalı.
Bir diğer mesele ise bazı köşe yazarlarının değindiği konu, İstanbul’un yeni yerleşimcilere açılması ve nüfusunun 30.000.000’a ulaşması. Düşünmek dahi istemiyorum. En başta su sıkıntısı nasıl aşılacak. Yıllar öncesine mi döneceğiz? Haftanın belirli günü su akardı, biz en üst katta oturduğumuz için su bize gelene kadar tekrar kesilirdi.
En sevdiğim şeylerden biriside çevremde olan bitenleri dinlemektir.
İnsanlar ne konuşuyor?
Dertler ne?
Neyle eğleniyorlar?
Hâla içimdeki girişimcilik açlığını doyuramadığım için, bir gün bu insanların ihtiyaçlarını tam olarak anlayabilirsem (tabi sermayemde olursa) iyi bir girişime imza atabilirim diye düşünüyorum. Buna katılmayan pek çok arkadaşım var ama sermayeniz olmayınca belki de kendimi kandırmak için hep bu tezi savunurum. Neyse bu günkü hikayenin girişimcilik ile pek ilgisi yok zaten.
23
Mart
2011
www.bobiler.org adresindeki muhteşem montajlar (Monteler) sürekli takip ediyorum. Bu aralar siyasetçilere taktım, baktım ki başbakanın oldukça montesi var. O sitede gözünden kaçan varsa diye paylaşmak istedim. Umarım burada yayınladığım için kızmazlar.
Herkesin eline sağlık.

8
Mart
2011
7
Mart
2011
6
Mart
2011
20
Ocak
2011
İtiraz, muhalefet ve siyasetTunus’ta Yasemin devrimi adı verilen halk tepkisiyle başkan, ailesi ve altınlarıyla gitti. Ertesi gün yeni kabine kuruldu: Milli Birlik Hükümeti. Yeni Başbakan yine bir önceki dönemin Başbakanı olan zat. Savunma, İçişleri, Dışişleri ve Maliye Bakanları da yeni hükümette aynı görevlerdeler.
Muhalefetten yeni kabineye yalnızca üç bakan girebilmiş. Gerek kurulan bu hükümet vesilesiyle gerekse de halkın protesto eylemlerinin sanal mecralarda örgütlendiği ve yayıldığı iddiaları vesilesiyle Tunus örneği bizim için de önemli çıkarımlar ve dersler olanağı sunuyor.
Benim görebildiğim şu: Tunus’ta halkın itirazı ve muhalefeti var ama muhalefetin aktığı bir ana nehir, bir ütopya yok. Böyle olduğu içindir ki, Başkan kaçınca ne yapılacağını, nasıl yapılacağını, kimlerle yapılacağını üreten, hayata geçiren bir ütopyaya sahip siyasi merkez ve liderlik olmayınca meydan yine siyasi elitlere ve var olan siyasi egemenlere kaldı. Var olan muhalifler bölük pörçük, halkın ve gündelik hayatın içinde örgütlenememiş, yalnızca medya üzerinden var olan ve üstelik yurt dışında yaşayan siyasi liderliklere sahip. Ne halkın protestolarında ne da halkın sokaklara dökülüşünde muhalefetin inisiyatifi, örgütlemesi ve liderliği var.
16
Ekim
2010

Ahmet Altan
Lider olmak kolay değil.
Lider olmak için herkesten hızlı koşman gerekiyor.
Özellikle Türkiye gibi çok hızlı değişen, değişime aç bir ülkede “yavaşlamaya” başladın mı arkandakiler gelip seni geçiyor.
Başbakan Erdoğan, ne zaman büyük bir siyasi başarı kazansa, arkasından hemen “değişimi” kendi denetimine almaya çalışarak yavaşlıyor.
Sanıyor ki “değişim” onun kafasındaki siyasi hesaplara göre bir ritimle ilerleyecek.
Öyle olmuyor elbette.
8
Ekim
2010
Kanaat notumuzu erken vermişiz Kılıçdaroğlu’na.. Televizyonda seyrettiğim iki saatlik performansına bakılırsa, elimizin altında en az “yirmi beş sene başımızdan gitmeyecek..” bir siyasetçimiz var demektir.. Bu işe en çok da seyrek bıyıklı asabi şahsiyetin canı sıkılacak..
Ben “Referandumda oy
kullanamadığı için..” Altı Kazık Partisi Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na iki üç yazımda çaktım mı çakmadım mı?
El cevap: Çaktım..
Yazıyla çakarken aklım
başımda mıydı?
El cevap: Başımdaydı..
Yazıya oturduğumda bende “La taklab-üs salad” durumu var mıydı?
El cevap: Tövbe yoktu.. Ağzıma koymamıştım.. Bünyem vazodaki çiçek sapı gibi temizdi..
Önce bu tespitleri yapayım.. Okura hallerimi arz edeyim.. Sonra, önceki gece Kanal D’de Abbas Güçlü’nün yönettiği “Genç Bakış Programı”nda izlediğim Kemal Kılıçdaroğlu’nun notunu yeniden değerlendireyim..
“Irmağı deliye boyatırlar..”
3
Temmuz
2010
RİZE‘nin AKP‘li Belediye Başkanı, ikinci eşlerin “devlet teşviki” ile Doğu’dan alınması halinde “terörün 30 sene içinde biteceğini“ söyleyince kızdılar…
Bence kızılacak bir şey yok…
Hâkim zihniyet bu…
Peki nasıl olacak bu iş?..
“Devlet teşviki” ile diyor…
Bir tek burasını anlayamadım; devletin bu gibi durumlarda “teşviki” nasıl olabilir?..
Hani devlet Doğu’ya diyelim ki fabrika bacası “dikene” nasıl teşvik veriyorsa belki öyle…