23
Mayıs
2010
Bir zamanlar çok bilinen sorulu cevaplı bir bilmece vardı.
Şöyleydi:
S- Dünyanın en kısa üç kitabı hangileridir?
C- “Arjantin’in Demokrasi Tarihi”, “İngiliz Mutfağı”, “Alman Mizah Edebiyatı”…
Bu bilmece güncelleştirilse, listeye bir kitap daha eklemek mümkün olur sanıyorum…
21
Mayıs
2010
Zavallı Türkiye Başbakan Zonguldak’a gidiyor ve kömür madeninde ölenlerin yakınlarına yaptığı konuşmada, “Bu yörenin insanları aslında bu tür olaylara alışık” diyor.
“Zonguldak bölgesinde bu tür olayları yıllardır yaşadık.”
“Bu mesleğin kaderinde maalesef bu var” diyor.
“Bu mesleğe giren kardeşlerim bunu bilerek giriyorlar.”
Teselli bekleyen insanlara söylenecek laf mı bu?
Siz bu işler alışkınsınız, onlar da er geç öleceklerini biliyorlardı.
Fazla tantanaya gerek yok.
Hadi herkes evine.
19
Mayıs
2010
Kemal Kılıçdaroğlu sonunda CHP genel başkanlığına adaylığını açıkladı. Siyasette yeni yüzlere her zaman sıcak bakmışımdır. Hangi kesimden olursa olsun yeniler her zaman ümit vaat eder.
Artık bu aşamayı geçtiğimize göre şimdi Kılıçdaroğlu’ndan bizlere vizyonunu aktarmasını bekleyeceğiz. Ekonomi hakkında neler düşünüyor, dış politikada hangi adımları atacak, terör konusundaki çözüm önerileri neler?
Yoksa Gandi Kemal, Karaoğlan vs. gibi sözler havada kalıp. Halkın bir kısmını hüsrana uğratacaktır. Umarım bahsettiğimiz konulardaki fikirlerini bir an evvel açıklar. Ülkedeki duruma alternatif proje üretmekten mahrum, her şeye “-İstemezük” diyen muhalefet anlayışı ortadan kalkar. Gündemi takip eden değil, gündem yaratan bir muhalefet anlayışını benimser. İyi bir iktidar adayı olur.
11
Mayıs
2010
Ben Teşvikiye’de doğup büyüdüm ve hâlâ Teşvikiye’deyim. Dolayısı ile de, bizim buralarda 40-50 sene önce yaşanmış ve bir kısmı artık efsane gibi anlatılır olmuş hadiselerden bazılarını gayet net, bazılarını da hayal-meyal hatırlarım.
Hatırıma bir sis bulutunun ardında imiş gibi gelen bu hadiseler arasında, Teşvikiye Meydanı’nın hemen ilerisindeki bir apartmanın kapısına yanaşan siyah bir Cadillac otomobil vardır. Şık bir “Beyefendi”, otomobilin arka kapısından ürkek şekilde inmekte ve apartmandan içeriye girmektedir…
Sonra, komşu binaların salon pencerelerindeki tüllerin gerisinde yaşanan heyecan gelir… Hanımların, tüllerin hareketine mâni olmaya çalışmalarının titizliği ile dışarıya binbir ürküntü içerisinde attıkları gizli nazarlar; “Geldi, geldi…” gibisinden birkaç kelime, “Tevekkeli değil, Ferid Bey yarım saat önce çıkmıştı” diye bir ifade ve nihayet mânâlı bakışlar…
11
Mayıs
2010
Deniz Baykal istifa ederken komploya maruz kaldığından sık sık bahsetti. Türk Dil kurumunda komplo şöyle tarif edilmektedir. “Fransızca complot (düzen, tuzak). kelimenin dilimizde güzel bir karşılığı vardır: tuzak. örnek: iddiaların bir tuzak olduğunu biliyoruz.”
Benim anlamadığım nokta şu, bu kaset düzmece ise neden istifa ediliyor?
Neden bir hukuk mücadelesi başlatılıp bu iddiaların üstüne gidilmiyor?
O yüzden kasetin içeriğinin gerçek olmadığına ikna olamıyorum. Erdemli istifa vs.gibi sözler insanların kulağında bir hoşseda olarak kalmaktan öteye gidemiyor.
Bahsettiği gibi görüntüler tamamen bir komlonun parçasıdır. İğrenç olduğu konusunda çok hem de çok haklıdır. Fakat bu görüntüler aynı zamanda çok da önemlidir.
Buda akla şu soruyu getiriyor. Hergün eşine yalan söyleyen bir kişi neden bizlere yalan söylemesin?!
Sürekli erdemli, prensipli olarak tanıdığımız, keskin çizgileri olan dürüst bir portre çizen Baykal acaba başka hangi konularda bizlere yalan söylüyordu?
6
Kasım
2009
İnanamıyorum!..
Atatürk gibi bu milleti harcıyla, çimentosuyla birleştirip, bütünleştiren ondan bir ümmet değil bir millet yaratan muhteşem bir liderin, büyük bir önderin ölüm yıl dönümünde neler konuşuluyor?..
Kürt açılımı tartışmaları 10 Kasım’da başlatılır mıymış?..
Ya ne zaman başlatılacaktı?..
Atatürk gibi bir öndere yakışan bu değil midir?..
Atatürk bugün yaşasaydı, yarattığı bu milletin bağrından çıkan evlatların 25 yıldır halen savaştıklarını görseydi, “Ey millet ben sizin birbirinizle savaşmanız için mi savaştım?..” demez miydi?…
Mustafa Kemal gibi, geleceği gören, pragmatist, reel politiği dibine kadar hatmetmiş ve bir millet yaratmış lider “Hayır, hiçbir şey yapmayın… Yerinizde oturun, 30 yıl daha aynı terörle mücadele ediyoruz diye oturduğunuz yerde sayın..” mı derdi acaba?..
22
Ekim
2009
Yılmaz Özdil‘den son günlerde yaşanan olaylara farklı bir bakış açısı.
PKK’lıların memlekete gelişi, tüm yurtta, dış temsilciliklerimizde ve KKTC‘de törenlerle kutlandı.
Terörist olmadıkları, olsa olsa terörişko oldukları açıklanan PKK’lılar, sınır kapısına serilen kırmızı halı üzerinde, protokol tarafından, çiçeklerle karşılandı.
Yetkililerin, gözyaşlarıyla birbirlerine sarılarak, çak yaptıkları görüldü. Giriş işlemlerini önceden hazırlamayarak, 4 saniye beklemelerine sebep olan memur, görevden alındı, mağdur PKK’lılardan özür dilendi, araya Ahmet Türk girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, Ahmet Türk‘e teşekkür plaketi verildi. Bando eşliğinde üstü açık arabaya bindirilen PKK’lılar, resmi geçit kortejine katılarak, halkı selamlaya selamlaya Silopi‘ye girdi. Temsili karakol baskınının gerçekleştirildiği törenlerde, temsili bir askerin, tahta tüfekle sağa sola ateş ediyormuş gibi yapması, coşkuya gölge düşürdü. Divan-ı harbe verilen askerin, akli dengesinin bozuk olduğu ortaya çıktı. 25 atletin İmralı’dan getirilen toprağı PKK’lılara sunmasının ardından, güzergâh üzerindeki devlet dairelerine molotof atıla atıla, Vilayet Konağı’na geçildi. Makam aracını PKK’lılara tahsis ettiği için yürüye yürüye gelen Vali’nin kapıda karşılamaya gecikmesi, PKK’lıları tek başına karşılamak zorunda kalan ABD Elçisi tarafından skandal olarak nitelendirildi. Sinirlenen elçi, “Bu memleketin sahibi yok mu kardeşim, her şeyi biz mi yapacağız” diye bağırdı, araya Emine Ayna girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, ona da teşekkür plaketi verildi.
Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır.
Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göreceksiniz.
Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke.
Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, “Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım” diyordu.
Ceylan’ı vuran roket o “açılımın” içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz.
Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey.
“Anne, bana makarna pişirsene” dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması.
Bu kadar basit işte.
O kızın ölmemesi açılım.
Buna karşı mısınız?
Bunun içini boş mu buluyorsunuz?
Aslında bu soruları Baykal’la Bahçeli’ye Başbakan Erdoğan’ın sorması gerekiyordu.
Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor.
Başbakan, o roketin bir askerî birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.
Gazze’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkmak kolay.
Türkiye’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkın siz.
Nedir bu sessizliğiniz?
Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu?
Zor değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?
“Dağa çıkarım” diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter.
Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay.
Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular.
Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun.
Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?
Susuyorlar.
27
Eylül
2009
Siyaset olayına çok fazla girmem ama, Ak Parti iktidarı bazen kendisine güldürmek için azami çaba sarfediyor. Son günlerin bombası ise Kevin Costner’ın Demokratik Açılıma destek verdiği açıklaması. Bu haberi okuyunca sadece gülmüştüm fakat Yılmaz Özdil’in yazısını okuyunca Tayyip Erdoğan’a üzüldüm. Etrafında bir sürü saçma sapan demeç veren insanla uğraşmak çok zor olmalı diye. Neyse okuyun ve eğlenin. Eline sağlık Yılmaz Özdil.
Kevın Kostnır açılıma destek verdiğini açıkladı. Corc Kuluni, cumhurbaşkanımızı kıskandığı için biraz karşıymış galiba… Terminatör ise, “Ben zaten Ermeni açılımına destek veriyorum birader, her şeyi benden beklemeyin” demiş.
*
Sharon Stone’un, “Parayı bastırın, isterseniz gideyim Kandil’de açayım” dediği iddia ediliyor.
*