Aşk Kalp
İnsanlar kalplerinin düşünemediğini bildikleri hâlde neden ona işlevinin çok üstünde beynin yaptığı şeyleri yüklemişlerdir ?? Sevmek, üzülmek gibi şeylerin kalp değilde, beyin tarafından hissedildiği bilinmiyor mu? Acaba kalp ile alakası olmayan, bizim kalp olarak çizdiğimiz güzel şekil yüzünden mi?
Okula gidince kep kimyam bozulurdu. Bunun sonucunda etkilemeye çalıştığım güzel bir kız yanıma oturunca. Midemdeki “-Glik, gluk vs.” gibi seslerin aşırı gürültü yapması, diğer taraftan bünyemin beni rezil etmek için osurmaya çalışmasını engellemek için. Kıçımdaki tüm kasları sıkar, icab ederse nefes bile almazdım. Ne zor günlerdi.
Bir zamanlar www.tembel.cjb.net adlı bir internet sitem vardı. Aşağıdaki kısa yazıları, mız mız adlı sürekli değişen bir sistemle siteye eklemiştim. Bu yazıları yeni sitemde tekrar yayınlamak istedim.
En sevdiğim filmlerden biri Big Lebowsky’dir. Bu filmi tembelliğe övgü ve saygı filmi olarak da tanımlayabiliriz. Hiçbir sinema kahramanı herhalde bu kadar tembel olamamıştır.
Fenerbahçe kazanmaya başlayınca tam bir fanatik olurum. Kaybettiğinde ise takım tutmadığımı ve onların top peşinde koşarak para kazandığını ve benim elime ise hiçbir şeyin geçmediğini yüksek sesle herkese anlatırım. Uyan ey ahali…
Film izlerken elimden geldiğince dublajsız, alt yazılı filmleri tercih ederim. Çünkü çekim sırasında aktörün o ruh haliyle tonlamalarıda filme ayrı bir zevk katıyor ve değişik tuhaf aksanlarıda duymuş oluyorsunuz. Bu filmleri çok dikkatli izlerim. Tek kötü yanı bildiğim İngilizce bir kelimeyi söylediklerin de, adamın bir araba lafını anlamış gibi sevinip tüm konsantrasyonumu kaybetmem.
16
Mayıs
2009
Ne matrisi kardeşim? Matris ne? ”Matrisinizi bilmiyosanız yardımcı olamam” dedi. Sinirlendim ama belli etmedim. Tatsızlık çıksın istemem. ”Bak kardeşim, ben matris bilmem ama çok güzel jujitsu bilirim, kung-fu bilirim, kızılcık sopası bilirim” dedim.
Kardeşim bak ben geçen gün uyuz oldum… Basbayaa uyuz oldum kardeşim! Niye uyuz oldum? Acele etmee, anlatıyoruz.
Geçende, sigara içmek maksadıynan bizim plazanın çatıya çıktım. Bina içinde sigara içmek yasak, o sebepten çatıda şeediyoruz. Çıktım çatıya, attım elimi cebe, baktım paketi aşşada unutmuşum. Neyse dedim, boşveer, biraz temiz hava alalım dedim, manzara seyredelim dedim. Ne mümkün kardeşim! Sağa bakıyorsun bina, sola bakıyorsun beton, aşşaa bakıyosun daat daat trafik.
Kafam attı! Yıkacam dedim buraları. Yıkacam arkadaşım ya. Betondan uyuz oldum. Tamam mı? Ben buraları yıkacam, buralara güzeeel bir aşk parkı yapacam. Bi de çay bahçesi yapacam, bizim gençler gezsinler, otursunlar. Herkes kafasını dinlesin. Ağaç kokusu, çiçek kokusu olamazsa gençler nasıl yaşayacak? Kuş olmasa bu gençlerimiz nasıl yaşayacak yani? Nedir ya? Ben uyuz oldum ya! Yaşamak böyle olsun kardeşim, nedir ya bu kadar bina, bu kadar şey?
13
Mayıs
2009
Birazdan okuyacağınız “Ahmet Abi” röportajı, Ahmet Abi’nin bizzat kendisi tarafından yapılmıştır.
Yani bu röportaj, bir nevi iç hesaplaşma veya kendi kendine konuşmadır. Ama bu Ahmet Abi’nin deli olduğu anlamına gelmez. Tersine bu onun “aşmış” bir şahsiyet olduğunun işaretidir.
AHMET ABİ- Selam Ahmet’cim.
AHMET ABİ- Oo Ahmet kardeşim.. Nasılsın birader?
AHMET ABİ- İyi valla noolsun. Ya bak hele, senle bi roportaj yapıcam. Bi mahsuru falan yok di mi?
AHMET ABİ- Yok yok. Ama kısa sürsün mümkünse. Uzun muhabbetlerden hoşlanmam biliyosun.
AHMET ABİ- Bilmem mi… Hatta güzel bi lafın da vardır senin. Lüzumundan fazla uzayan muhabbet, şeye benzer… Neydi o ya? Bişeye benzetmiştin.
AHMET ABİ- Valla benim öyle bi lafım yok. Sen uydurdun şimdi galiba.
AHMET ABİ- Neyse. Madem öyle, hemen ilk soruma geçiim. Şimdi, ”Ahmet Abi kimdir?” diye sorabilirim sana. Fakat bu hem kolay ve hem geyik bir soru olucak. Onun yerine şöyle soriim:
Ahmet Abi niye var? Hadi bakalım.
AHMET ABİ- Seni (yani kendimi ) de güya kolay sor diye röportajcı yaptık. Şu sorduğun soruya bak be…
İnsan kendine böyle zor soru sorar mı kardeşim? Ha hahahh ahhahaha!
AHMET ABİ- Hadi kaytarmadan ver cevabını delikanlı gibi.
AHMET ABİ- Şimdi, valla Ahmet Abi niye var? Ben olsam Ahmet abi niye var diye sormak yerine, “Ahmet Abi İnternet ortamında niye var?” diye sorardım.
AHMET ABİ- İyi ya sordum işte. Anlat bakalım.
AHMET ABİ- Şimdi ben bu işe girişmeden önce televizyonda seyrediyorum tabi güzel güzel bayanlar, Amerikalı gibi parlak parlak oğlanlar İnternet reklamlarına çıkıyorlar. Bir havalar, bir tafralar. Zannedersin ki İnternet’e bağlanıp çok önemli meseleler hallediyorlar, dünyayı kurtarıyorlar. Ben de bi bakayım dedim hakkaten bizim vatandaş böyle mi kullanıyor İnternet’i? Çıktım gittim bizim ordaki İnternet kafeye.
AHMET ABİ- Ya bak gördün mü? Sizin mahalleye bile teknoloji gelmiş. Artık bizim gençlerin de Amerikalı parlak oğlanlardan farkı yok demek.
AHMET ABİ- Tabi. İki dakka sonra kafeye bi herif girdi. Bizim kafeden bi çocuğun çet yaptığı kızın abisiymiş. Bu herif ordan kaptığı klavyeyle çocuğun kafasını yarınca olay büyüdü. Çocuğun kankaları herifi bi güzel dövdükleri yetmezmiş gibi kızkardeşinin makinasına da virüs attılar.
AHMET ABİ- E sonra nooldu? Norton disk doktor mu geldi? Eheheheh.
AHMET ABİ- Ne doktoru? Dayak yiyen herif, kendi mahallesindeki net kafeden adam toplamaya gitti. On dakka sonra ellerinde klavyelerle bisürü herif girdi içeri. O anda kafama dank etti. “Bizde olaylar Amerika’dan, Japonya’dan farklı. Hatta, isterse uzaydan badi badi uzay adamı gelsin, uzay kahvesi açsın, “bakın bu kafede ilim irfan öğreticem, hiç bilmediğiniz teknolojileri ayaklarınızın altına sericem. Adam olun da yararlanın” diye. Bizim elemanlar bununla da tatsızlık çıkarırlar. “Ne diyo lan bu koca kafa, esas niyeti nedir?” diye.
AHMET ABİ- Eee? Ne alakası var?
AHMET ABİ- Dur anlatıyorum. Ben de bu gerçeği görünce, dedim ki, gençlerimize bu İnternet denilen hissiyatsız ortamda bir sıcaklık lazımdır. Bu İnternet, bir Türk evladı için gurbet sayılır. Yerli bir mekan değildir. Burayı yerlileştirecek biri lazım. Bir ağabey sıcaklığı lazım bu gençlerimize.
AHMET ABİ- Sen de o yüzden kendi mekanını açtın sanal topraklarda? Almanya’da bir Türk lokali
açmak gibi yani?
AHMET ABİ- Mars’ta demek daha yerinde olur. Ayrıca Mars’la ilgili çalışmalarım da var.
AHMET ABİ- Hoş bir mekan yaratmışsın kendine. Peki daha ağırlıklı olaraktan nasıl mesajlar veriyosun gençlere?
AHMET ABİ- Valla ben mümkün olduğu kadar uzun mesajlardan kaçınıyorum, kısa mesajlar vermeye çalışıyorum. Benim olayıma bir tür kısa mesaj servisi diyebiliriz.
AHMET ABİ- Peki anladım.
AHMET ABİ- E tabi anlıyıcaksın. Sen anlamıyıcaksan kim anlıyıcak? Hahah ahahaha!
AHMET ABİ- Tamam uzatma. Şimdi kendimizi öz eleştirinin güvenli sularına bırakalım,
karizmamızı sağlamlaştıralım.
AHMET ABİ- Tabi tabi.
AHMET ABİ- Adının sonuna niye böyle bir ”Abi” ünvanı eklettirdin? Ahmet kendi başına bir
şey olamıyor mu ki böyle bir “Abi” kalkanına ihtiyaç duyuyor?
AHMET ABİ- Şimdi bi kere ortada bir ünvan ekleme olayı varsa, onu ben eklemedim. Bir insan
gidip adının sonuna nüfus dairesinden ”Abi” ünvanı eklettiremez. Abilik bir insanın etrafındaki kişilerin kafasında zamanla oluşan bir şeydir. Tabi bazı çıkar ortamlarında birbirlerine abi çeken lavuklardan bahsetmiyorum.
AHMET ABİ- Hayır yani “abi” lafı o kadar şey oldu ki, biriyle konuşurken, iki lafın arasına “abi”
sıkıştırıyosa o adamdan kıllanıyosun. O herif büyük ihtimalle yiyiyodur seni zaten.
AHMET ABİ- Kesinlikle yiyiyodur. Şüphen olmasın.
AHMET ABİ- Peki sen yavaş yavaş kült olma yolunda ilerliyosun ha? Şaka maka kült olucan be.
AHMET ABİ- Kültü yiyim, keyfine bişii olmasın. Kült nedir kardeşim? Haytta en nefret ettiğim
bi kaç müessese varsa, biri de kült müessesesidir. Kült olup marjinalleri eğlendiriceeme, kültablası olup efkar sigaralarının küllerini tutarım mahalle kahvelerinde. O vakit hiç olmazsa fonksiyonumuz olur biraz.
AHMET ABİ- Belli bir hayran kitlen var ama. Onlar ne diyo?
AHMET ABİ- Çok baba e-mailler alıyorum. En son geçen gece bi tane aldım ki, sabaha kadar oturup tribe girdim. Adam ne yazmış biliyo musun? “Ahmet abi senin yazılarını okuyup bitirdikten sonra, o hafta yapacak birşey kalmıyor. Sonra o kadar sıkılıyorum o kadar sıkılıyorum ki oturup Ügo Farel mp3′leri dinliyorum. Artık sen anla gerisini” diyor.
AHMET ABİ- O kadar almışsın akılları yani.
AHMET ABİ- O kadarla da bitmiyor. “Biliyorum Ahmet abi, sen yoksun Ahmet abi! Ahmet Abi diye biri yok Ahmet Abi! Bütün kırmızı ve beyaz şahinleri kestim, seni içlerinde göremedim Ahmet Abi” diyor. “Bana kavuş, bana sonsuz huzur ve mutluluğun formülünü anlat Ahmet Abi!” diyor.
AHMET ABİ- Hakkaten var mı böyle bir formül?
AHMET ABİ- Şimdi böyle bir formül varsa bile bu ne pi sayısındadır, ne de Ahmet Abi’nin sayfasındadır. Herkese özel formüller vardır hayatta. Bu formüller hiç akla gelmeyen kuytularda saklı gizlidir.
AHMET ABİ- E peki, mesela seninkisini bulabildin mi?
AHMET ABİ- Buldum tabi. Ben her gün işten eve geldiğim vakit, tuvalete kapanıp, akvaryum bakım rehberim var, onu okurum huşu içinde…
AHMET ABİ- Neyse uzatmayalım dedik ama senin de muhabbetin bitmiyomuş. Hadi başka diyeceğin bişii yoksa evlere dağılalım.
AHMET ABİ- Senin ev nerde? Ben bırakiim istersen. Ha hahaha!
AHMET ABİ- Komiklik yakışıyor sana abim benim.
Röportaj: Ahmet Abi
Not : Bir zamanlar www.chivi.com’da yayınlanan Ahmet Abi serisinden.
Aşk : Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevgi, amor. (Bknz. TDK)
Osurmak : Yellenmek. (Bknz. TDK)
Aşk ve osuruk her ne kadar beraber kullanıldığında kulağa hoş gelmese de bazen insanlarda aynı duyguları yaratabilir. Hepimizin gençlik yıllarında arkadaş grubumuzda sürekli aşık olan (olduğunu zanneden) birileri vardır. Bu arkadaşınızın aşık olması sizi de mutlu etmeli, ama bir süre sonra bir bakmışsınız onun aşkı sizin ızdırabınız olmuştur. Gelde onun adına sevin bakalım.

Aşk Kalp Sevgi Heart
5
Mayıs
2009
”Bazı bakıyosun, oğlan iyi oluyor, kız tırt oluyor… Kendi kendine havalara giriyor. Yaa sen ne havalara giriyorsun kardeşim? Madem beni sevmişsin, sen bu havalara niye giriyorsun ki?”
Usul usul yaklaşacaksın… Ürkütmeden, tırstırmadan.
Diyelim mesela bi kızı seviyosun.. Seviyosun ama nasıl seviyosun? Herkes farkli sever, ama siz nasıl seviyorsun? Bir kızı tava gidiyorsun, önce bir bakacaksın, tartacaksın usul usul. Baktın hava müsait kızı tatlı dillen yemeğe çıkarırsın. Bir sefer iki sefer, kebapçı, tatlıcı, çay bahçesi… Sonra gezersin. Birbirinizin ahlakını, birbirinizin huyunu ögreneceksin. Ondan sonra zaten bir yakınlık, bir cereyan, bir sıcaklık tabiyatıynan oluşur. Sevgi budur yani. Delikanlılık budur…
Kılık kıyafet ince mevzudur. Kimi açık ister, kimi kapalı ister. Bu iki sevgilinin arasındadır. Karşı taraf keçilik yapabilir, ben alışmamışım kapalılığa benim hayatım budur diyebilir tamam mı? Bi süre fazla üstüne gitmemek lazımdır; bir gün iki gün, üç gün, bir ay kıvama bakacaksin. Kıvam dedimse boza kıvamı değil. Kızı fazla baskı etmemek lazımdır. O da kendi kendine karsi tarafin ahlakını ögrenecek, çevresine bakacak ögrenecek, olmadı nazaketnen öğrenecek. Girişmek yoluna gidilebilir tabi ama eger aşıksalar, kimse kimsenin yaşamasına engel olamaz yani.