1
Aralık
2009
Bugüne kadar benimle yapılan onlarca röportajdan sonra, bu defa iş başa düştü.
Bayram söyleşisi için soruları ben kendime soruyorum. Galiba insanın kendine soru sorabilmesi için en önce korkularından soyutlanması gerekiyor. Hayatımızın çatısını oluşturan korkular günün birinde bakıyorsunuz yok olmuş. Kendi kendime kaldığımda en büyük değişimim nedir diye sorsam: “Her şeyden korkan küçük Müjde, hiçbir şeyden korkmaz oldu” derim.
* Dedem Trabzon’a tayin olduğunda, Anadolu’da usul olduğu üzere konu komşu tepsiler içinde yemekler gönderiyor. Dedem de bunların hepsini ‘Ulan siz Ali Rıza’ya rüşvet mi veriyorsunuz’ diyerek camdan döküyor. Eee, bu evden ne çıkacak, Aysel çıkıyor tabii.
* Annem oyuna giderken ‘Bizi de götür’ diye yırtınıyor, dönmeyecek diye korkuyorduk. Gece yastığımızın altında bulduğumuz gofret terk edilmediğimizin işaretiydi. Sabahtan akşama en az on kere tekrarladığı laf ise ‘Hırsız olmayın, orospu olmayın’ idi.
* Annem bir gün su saatine giden demir boruları kestirip, demirciye sattı, oraya kör tapa taktırdı. Belediyeden gelip, ‘Su saatini niye söktünüz?’ diye sordular. Aysel, ‘Müjdeee, Mehtaaap gelin’ diye bağırdı. ‘Bunlar orospu olmasın diye söküp sattım’ dedi.