29
Kasım
2009

Bu röportajı niye kabul ettim, hangi akla hizmetten yapıyorum?
Aydın Bey’in Hürriyet’in başına diktiği Ertuğrul Özkök Bey’in verdiği gaz üzerine kabul ettim. Kendi kendine konuşmanın nasıl bir angarya olduğunu anladığımda iş işten geçmişti. Bir haftadan beri Ertuğrul Bey’i günde beş vakit anmam bu yüzdendir!
Bu medya denilen şeyin taa ebesinin 3’üncü sayfasına kadar yolu var.
Medyada gidişatı nasıl görüyorsunuz?
Çok iyi görüyorum… Bu medya denilen şeyin taaaa ebesinin üçüncü sayfasına kadar yolu var. Bu sektörde herkes ayrı bir cambaz olmuş. Herkesin söylemi aynı; “Biz çok temiziz, kirlenenler öbürleri.”
Böyle bir görüş doğru olamaz mı?
Olabilir ama o zaman da bunun adı “Benim anam senin ananı Hisar pavyonda görmüş” olayıdır. Bu aslında memleketin tamamı için geçerli bir formattır.
Hoppala Hasan dayı, edep yerim seyirdi. Şimdi de meseleyi memleket ölçülerine getirdiniz.
Getiririm tabii. Yüz küsur belki de iki yüz küsur yıldır kendi kendine “Biz niye böyleyiz?” sorusunu sorup da doğru cevabı bulamayan bir toplumdan söz ediyoruz. Bana göre bizim toplum sosyal bilincini kaybetmiş. Benzetmek gerekirse, şizofren teşhisi konmamış bir insan gibi. Kafa gitmiş, kayış boş dönüyor ama kendi kendine teşhis koyacak hali olmadığından bunu bilmiyor. Bu yüzden toplumdan işe yarar ortak bir akıl çıkmıyor.
30 senedir ayda 3-4 bin lirayı zor görüyor, 1 milyon Euro alanı yere çalıyor?
24
Ekim
2009
Amerika’daydım, hâla öğrenciydim 26 yasındaydım.. Ne olduğunu anlamadığım bir bölümden her nasılsa mezun olmuş ve ne olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan başka bir bölümde master yapmaya başlamıştım. Normal bir hayat yaşayıp kendime anlamlı bir hayat kurabileceğimi umut ettim bir sure. Yapmam gereken tek şey okula gelmek, ders çalışmak, gece erken yatıp sabah erken kalkmaktı. Okulun bahçesindeki meşe ağacı! “Ne hayat ama” dedim kendi kendime. Yinede çok basit görünüyordu her şey. Her gün okula gitmeye başladım. İnsanlarla tanışmaya çalışıyor böylece yeni bir sosyal çevreye girmeye çalışıyordum. Okuldaki insanlar sadece GPA dedikleri not ortalamasından, dışardaki insanlar ise credit history dedikleri güvenilirliği ya da güvensizliği gösteren şeyden bahsediyorlardı.
Bütün bunlar beni daha da bunaltmaya başlamıştı. Birçoğu dangalaklık üzerine gerilmiş kaygan, ince ve keskin bir ipte dans ediyordu adeta. Para durumum kötüye gitmeye başlamıştı ve Amerika’da paranın olmamasıyla varlığının gereksizliği tamamen aynı anlamdaydı. “Looser” diye bir kelime öğrendim burada. LOOSER!!!
20
Ekim
2009
Öğrenciydim, berduşun tekiydim, 19 yaşındaydım ve bir kıza aşık olmuştum. Adının harflerini tek tek söyler sonra onları bir kâğıda yavaşça yazar ve her harfini yazarken onun ruhuna dokunabileyim diye bir dua ederdim. Adini gün boyunca defalarca fısıldadığımı hatırlıyorum kendi kendime; Rumeysa, Rumeysa…

Nereliydi hatırlayamadım simdi. Bildiğim tek şey adında bir tılsım taşıdığıydı sanki. İşte bu yüzden, asla fısıltıdan daha da yüksek bir sesle söyleyemedim adını. Onunla her karsılaşmamızda kalbimin nasıl büyük bir gürültüyle çarptığını hatırlıyorum da. Her seferinde kalbimden yükselen bu gümbürtüyü duyacağını düşünürdüm.
Bir gün karar verdim, odamın sarı duvarlarını çaresiz ve umutsuz bir yalnızlık içinde izlerken. Her şeyi bilmesi gerekiyordu. Mademki o çok güzeldi ve ben onun aşkına düşmüştüm, o zaman bundan o da sorumluydu. O zaman bilmeliydi her şeyi. Defalarca pratik yaptım kendi kendime. “Rumeysa, seni seviyorum tutar mısın ellerimden?” Tam da, böyle söylemek istiyordum.
-Ona, tutar mısın ellerimden?
28
Mayıs
2009
Kalabalık bir iş yerinde çalışıyorsanız, mutlaka bu takım oyunlarıyla gönüllü veya gönülsüz bir şekilde tanışmışsınızdır. En yaygın olanları Futbol, Bowling, Karting, Paintball vs.
Yeni alınan personeller aldıkları eğitimler ve takım çalışması gibi kavramlar yüzünden bu oyunların tadını da çıkaramaz oldu. Artık paintball sadece paintball değildir. Orada kendinizi göstermeniz ve nasıl organize ettiğiniz, liderlik yapıp yapmadığınız gibi şeylerin izlendiği zannedilir. Doğal davranmaktan vaz geçilir.
Bu profesyonel yaklaşıma tabiî ki karşı çıkmıyorum. Firmamızda profesyonel bir firma tarafından yapılan Assesment Center (Değerlendirme Merkezi) uygulamasının sonuçlarının ne kadar faydalı olduğunu inkâr edemem.
17
Nisan
2009
Şair “Yiğitliğin onda biri vurmaksa, onda dokuzu hesap ödemekten kaçmaktır..” demiş, ardından da garsondan altıncı yolluğunu istemiş.. Bu hikmetli sözün arkasında biz de duruyoruz.. Özellikle karşı cinsten olanlara karşı tetikte durmanın faydalarını ve zararlarını öğretiyoruz..
“Bir yiğit bara gitse.. Gör başına neler gelir..” deyip girmiştik lafa.. Derken iş Milli Eğitim’den tavsiyeli “Bar Adabı” kursuna dönüştü..
Şahsıma ulaşan sorulardan anladığıma göre olayda potansiyel var.. Gözünü karartan “dershane” bile açıp, yiğitlerin hallerinden sebeplenebilir..
Bizim parada gözümüz yok.. O yüzden mektupla eğitim verir gibi hizmete fahri olarak devam ediyoruz.. Bugünkü bahsimiz de bara giden yiğitlerin yeme içme hallerine dairdir..
Daha doğrusu barda birlikte oldukları veya orada tanıştıkları “lakıta” taifesi ile birlikte sosyalleşme adabını beyan eder..