23
Kasım
2009
Bir dönem kâbus gibi geçmişti. Yeni rakipler peş peşe mağaza açmaya başlamıştı ve bu yerler için personel arayışına girmişlerdi.
Satış kadrosunda düşük maaş baremlerinde olan veya iş ortamında beklediğini bulamayan (terfi vb.) personeller ekibi terk etmek için bekledikleri fırsatı bu dönemde yakalamışlardı. Genelde mantık yerine duygularıyla karar verir, birçoğu bir süre sonra pişmanlık içinde kıvranıp dururlardı. Bu eğilimdeki personeller 3-4 kez bu davranışı sergilemedikleri sürece anlık karar vermeye devam ederler. Bu süreçte kimileri aradığı fırsatı yakalar, çoğunluk ise aynı kısır döngüde devam eder. Bir işten çıkar, diğerine, diğerine, diğerine geçer durur…
12
Kasım
2009
Kriz zamanlarında iyi personelleri bulmak için firmalar zaman ayırmalı diye düşünüyorum. Çünkü kriz zamanlarında iyi elemanlar boşta kalır veya rakipleriniz alım yapmadığı için, aralarından iyileri seçebilirsiniz.
Ben ve bir grup arkadaşım şuan çalıştığım firmaya 2001 krizinden sonra, şirketin büyüme kararı aldığı zamanlarda dahil olduk. Bazılarımız belkide iş alternatiflerinin bu kadar kısıtlı olmadığı bir dönem olsa, bize teklif edilen maaş ve çalışma şartlarını kabul etmeyebilirdi. Şuan farklı firmalarda çalışıyor olabilirdi. Ama içinde bulunduğumuz şartlar bizi biraz daha kanaatkâr kılmıştı.
6
Kasım
2009
Fazla söze gerek yok. Sedat Kapanoğlu özetlemiş.
“Başarısızlık biriktiği zaman çok faydalı olabiliyor. İnsanlar sonuca o kadar çok odaklanıyorlar ki, sürecin kazandırdıklarının ne kadar önemli olduğunu göremeyebiliyor.”
Ne tür başarısızlıktan geçtiği ve ekşi sözlüğe kadar nasıl ilerlediğinin seceresi.
26
Ağustos
2009
100 yıllık Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin, bizim 85 yıllık cumhuriyetimizden daha iyi durumda olduğunu görmek için bir maç yetti. Bir kere ahali cumhuriyetine daha sadık. “Kale”si daha iyi korunuyor, Başkan’ı daha az tartışılıyor. Avrupa konusunda da daha kararlılar.
Develi’de maç hazırlığı- Bir hayırlı sonuç almaya gittik. (Soldan sağa) Tahir Özyurtseven, Faik Açıkalın, Can Dündar, Erdal Güven, Ali Acar, Sedat Ergin (tek Beşiktaşlı), Münir Cankurtaran.
Pek maç kültürü olmayan biri Fenerbahçe-Chelsea gibi dev bir maça giderse ne olur? İşin içindekilere tanıdık gelen heyecan, bir acemi için hayret verici izlenimlere dönüşür.
Benim için de öyle oldu.
22
Ağustos
2009
İlk internete girdiğimde 28.800 modemim vardı. O zaman internete girmek bir ayrıcalıktı, soranlara çok karmaşık bir şeymiş gibi anlatıp yok yere havamızı atardık. Sanki interneti icat etmişiz gibi. Ama neyse konumuz değil, daha sonra internet yaygınlaştı. Yaygınlaştıkça, hızı artmaya başladı ve sanki biraz da tadı kaçtı.
Demiştim ya ilk internete girdiğimde sitenin açılmasını beklerken çayımı çorbamı almaya gider, tuvalete kaçardım. Site açıldıysa hemen çıkmaz gerekli gereksiz her şeyi incelerdim. O zamanların meşhur sitesi www.hatun.com’du meşhur ünlülerin resimleri yayınlarlardı. (O zamanda ücretlimiydi hatırlamıyorum) Resimlere bakmak müthiş zevk verir, ağzımızın suyu akardı. Önce kadının kafası gözükür, sonra göğüsler vs.
Neden resmin nasıl çıktığını yazdığımı açıklayayım.
26
Temmuz
2009
Şeyh Edebali’nin nasihatine bir çok yerde rastlamışsınızdır. Yönetici olan veya olma iddiasında olanların kulağına küpe yapması gerekenleri sayıyor. Arada bir okumakta ve hatırlamakta fayda var.
“Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
8
Mayıs
2009
Yukarıdaki soru detay gibi gözükse de aslında birçok sorunuzun cevabı olabilir veya aklınıza bile gelmeyen soruları kendinize sormanızı sağlayabilir.
Yeni bir iş kuruyorsanız veya bir firmada çalışıyorsanız. İlk başta yapmanız gereken en iyi olmaya çalışmak değil, öncelikle rakiplerinizden (Aynı işi yapan firma, mesai arkadaşınız vb.) daha iyi olmaya çalışmak olmalıdır.
Hedefinizi koyarken belirli bir sistematik içinde düşünüp, doğru hedefe adım adım yaklaşmalısınız. Düşünün bir işyerinde çalışmaya başladınız. Oradaki en iyi personel olma çabası içindesiniz, bu birçok insana itici gelebilir. Bu durumun birçok sebebi olabilir, ama en önemlisi sürüye yeni katıldığınız için sizi benimsememiş olmalarıdır. Buda size bilgi aktarmalarını engelleyecek ve gelişmenizi yavaşlatacaktır. O yüzden önce ekibin parçası olmaya çalışın. (İşini düzgün yapan ekibin, diğerlerinin değil!)