Rize’de doğdum. Bir yaşımdayken İstanbul’a geldim. (Belki daha ufak) Kendimi bildiğim ilk zamanlar Kadıköy’de oturuyordum. Tüm arkadaşlarım Fenerbahçeliydi, bir tanesi hariç o da Galatasaraylıydı. (Ama iyi çocuktu kızmayın)
Yazın gece yarılarına kadar sokakta maçlardan konuşur, transferleri tartışırdık. Erkan diye bir arkadaşımız aramızda en fanatik oydu (veya biraz daha aptalımız). Bazen onu kızdırır ağlatırdık. Sonuçta ne kadar taraftar olsak da amacımız eğlenmek, hayatımıza neşe katmaktı.
Maçlara grupça giderdik 7-8 kişi. Paramız az olduğu için açık tribünde yerimizi alırdık. Donumuza kadar yağmuru yiyip maç izlemişliğimiz vardır. Ama günün sonunda kazanmışsak müthiş bir keyif yanında da yapacağımız maç yorumları. Kaybettiysek üzüntü ve ardından yine maç yorumları.
Zaman geçiyor bu sefer farklı çevrelerden de insanlar tanımaya başlıyorsun. Trabzonsporlu, Beşiktaşlı vs. Aramızda bu sefer maç yorumları yaparken şike tartışması da çıkmaya başladı. Yok hakem bunu yaptı, yok sizin şu maçta da bu oldu vb.
Kendimi bildim bileli Fenerbahçe’liyim. Dört yıl öncesine kadar Acıbadem’de oturduğum için maçlarına gider, tezahürat eder, eğlenir eve dönerdik. ŞimdiAnkara’da yaşıyorum. O yüzden maçları sadece ekranlardan izliyorum. İyi de ediyormuşum.
Bu sene şampiyonluk son maça kalınca, gün içinde ya maçı kaybedersek diye düşünsekte pek dillendirmiyorduk. Galatasaraylı,Beşiktaşlı arkadaşlar ile kafa buluyor ama bir taraftan ya kaybedersek deyip “eyvah” çekiyorduk.
Ne yazık ki düşünmek istemediğimiz gerçek oldu. Fenerbahçe berabere kaldı,Bursa galip geldi. Şampiyon Bursa spor oldu.
Bursa sporu tebrik ediyorum, Ertuğrul Sağlam’ı tebrik ediyorum. Çünkü kısıtlı koşullarla oldukça zor bir işi başardılar. Her ne kadar bizleri üzdülerse de helâl olsun diyorum.