13

Mayıs
2010

İstanbul’un “üçkâat” tarihi

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  288 views

yasar_danaciogluYaşar Danacıoğlu, emekli bir Emniyet Amiri… 1949 yılında İstanbul – Bankalar Caddesi’nde yankesici kovalayarak mesleğe başlamış…
Tarih Vakfı’nın “Bankalar Caddesi Sergisi” kapsamında bir sohbet toplantısında, adı geçen caddenin kaldırımlarını az aşındırmamış insanlardan biri sıfatıyla caddenin “tarihi kişiliklerini” anlattı.
Sayesinde, bir devrin ünlü yankesicilerinin çalışma yöntemleri hakkında kapsamlı bilgi edindik… Yaşar Bey, ünlü dolandırıcıları yalnızca “kriminal vak’alar” olarak yansıtmayıp “meziyet” ve “maharet”leri, kişilik özellikleri ve insani yönleriyle anlatıyordu. Bu ballı sohbetin bir yerinde söz Sülün Osman’a geldi… O’nun “öyle abartıldığı kadar büyük bir dolandırıcı olmadığını” düşünüyordu Yaşar Bey…
Söylediğine göre, Sülün Osman’a atfedilen marifetlerin çoğu Eyüplü Halit’in tezgâhından çıkma idi… Ve Halit’in hakkı yeniyordu…
Sözü Yaşar Danacıoğlu’na bırakalım:

12

Mayıs
2010

Vivid bize gelmez Zerrin’i isteriz

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  2.871 views

Zerrin-EgelilerVideoda kötü, kaba saba Alman pornoları izlerdim, ama bilhassa şu VCD olayı çıktı çıkalı ne Jenna Jameson’lar, ne Asia Carrera’lar, ne Clauida Chase’ler kaldı görmediğim. Biz yirmi yıl öncesinin Gloria Guida’sını ilahe sanırken, adamlar sektöre ne güzel yıldızlar kazandırmışlar, şaştım kaldım. İyiydi hoştu, nice yalnız gecelerimiz renklendi sayelerinde, ama ne yalan söylemeli, yine de ‘o’ sinemaların, o sinemalarda oynatılan birbirinden berbat ‘o’ filmlerin hastasıyım. Birbirinden berbat Türk filmlerinin, bıktırıcı İtalyan seks komedilerinin, Latinlerin iç karartan, turistik ‘sahil’ orjilerinin, Almanların ‘Alice ‘über’ Wunderland’ veya ‘Drei Dirndle in Paris’ türünden pornografik gerçeküstücü denemelerinin, Fransızların yalılarda, saraylarda geçen aile içi seks entrikalarının tadı damağımda hâlâ.

İnsanın, hele bir erkeğin hayatında kendisini mutlu hissettiği anlar çok nadir. Ben, yeniyetmelikten yeni yeni çıkarken, seks filmi oynatan sinemalarda kendimi öyle mutlu hissettim, bugün de hissederim. Kendine özgü bir büyüsü vardır o sinemaların. Kıyıda, kirli, sidik kokulu; koltukları, teybi, film makinesi, pisuarları, perdeleri, ışıkları mütemadiyen arızalı… Ben şu yaşıma geldim, içlerinde biraz olsun temiz, bakımlı birine rastlamadım. İşte zaten buydu mesele, gizli saklılığın, özene gerek bırakmayan tabiiliği; seni tek bir taleple tanımlayıp, tozun toprağın ortasına salıveren samimiyet. Otuzbire gelmiş bir adamın, boyalı bir salon, sağlam bir perde ne işine yarardı ki?

23

Kasım
2009

Bir dönem kâbus gibi geçmişti

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: PerakendeMan  |  Yorum: Yok   |  49 views

Bir dönem kâbus gibi geçmişti. Yeni rakipler peş peşe mağaza açmaya başlamıştı ve bu yerler için personel arayışına girmişlerdi.

What have I done!?Satış kadrosunda düşük maaş baremlerinde olan veya iş ortamında beklediğini bulamayan (terfi vb.) personeller ekibi terk etmek için bekledikleri fırsatı bu dönemde yakalamışlardı. Genelde mantık yerine duygularıyla karar verir, birçoğu bir süre sonra pişmanlık içinde kıvranıp dururlardı. Bu eğilimdeki personeller 3-4 kez bu davranışı sergilemedikleri sürece anlık karar vermeye devam ederler. Bu süreçte kimileri aradığı fırsatı yakalar, çoğunluk ise aynı kısır döngüde devam eder. Bir işten çıkar, diğerine, diğerine, diğerine geçer durur…

5

Kasım
2009

Deniz Baykal güvenilmez biri

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  59 views

Can-DündarErdal İnönü, SODEP’li yıllarda Deniz Baykal’la ilişkisini şöyle anlatmıştı: “Genel Başkan olduktan sonra Deniz Baykal, yanında bir iki gazeteciyle geldi. Gazetecileri içeri almadım.
Anladım ki bu bir propaganda manevrası. SODEP’e arkadaşlarıyla törenle üye olmak istediğini söyledi. Baktım ki hizip olarak girmek istiyor, ‘Ona izin veremem’ dedim.”

“SODEP’e Genel Başkan olduktan sonra Deniz Baykal benden randevu istedi. Kendisini uzaktan tanıyordum. ‘Eskiden hizip başıydı. Dikkat edin’ diye uyarıyorlardı.
11 Ocak günü geldi. Ben kapıyı açtım. Baktım Deniz Baykal ve yanında bir iki gazeteci…
Deniz Baykal’a ‘Buyurun’ dedim, baktım gazeteciler de içeri girmeye yelteniyor.
‘Yok, siz gelmeyin’ dedim.

2

Kasım
2009

Götü Kırık Ninja

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Günlük  |  Yorum: 2  |  89 views

Götü Kırık Ninja.jpgVideo furyasının olduğu yıllarda, sürekli Ninja filmleri izlerdik. Hatta bir ara Ninjalığa özenip kung-fu kursuna bile abimle gitmiştim. Ama ne yazık ki zannettiğim kadar eğlenceli çıkamamıştı. Birden bire kendimi o akrobatik hareketleri yapabileceğim bir ortamda bulacağımı düşünüyordum. Oysa kursta kata denilen anlamsız şeyler yapıp, tuhaf tekmeler atmaya çalışıyorduk.

Neyse bu günlerden birinde, arkadaşların bahçesinde oyun oynuyorduk. Hangi akla hizmet yaptığımı bilmiyorum ama kendime bir ağaç buldum. Kömürlüğüm üstünden ağacın dalına atladım ve sallanmaya başladım. Tabii arada sırada da “-Haaayytt, hooyytt” diye sesler çıkartıyordum ki, birden ağaçtan sırt üstü düştüm. Nefesim kesilmiş ve konuşamıyordum. Aklımdan öleceğim geçiyordu. Bu sırada arkadaşlar ise;

“-Götü kırık Ninja” diye tempo tutuyordu.

Onlara bu gün bile kızgınım yaptıkları tezahürat için değil, ben orada soluk alamazken pezevenklerin bayağı bir süre güldükten sonra yardım etmelerine kızgınım.

Neyse geçmiş gün.

24

Ekim
2009

Rumeysa’dan Önce -2-

Yazar: Bülent Ersin  |  Kategori: Bülent'in Yeri  |  Yorum: 1  |  104 views

Amerika’daydım, hâla öğrenciydim 26 yasındaydım.. Ne olduğunu anlamadığım bir bölümden her nasılsa mezun olmuş ve ne olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan başka bir bölümde master yapmaya başlamıştım. Normal bir hayat yaşayıp kendime anlamlı bir hayat kurabileceğimi umut ettim bir sure. Yapmam gereken tek şey okula gelmek, ders çalışmak, gece erken yatıp sabah erken kalkmaktı. Okulun bahçesindeki meşe ağacı! “Ne hayat ama” dedim kendi kendime. Yinede çok basit görünüyordu her şey. Her gün okula gitmeye başladım. İnsanlarla tanışmaya çalışıyor böylece yeni bir sosyal çevreye girmeye çalışıyordum. Okuldaki insanlar sadece GPA dedikleri not ortalamasından, dışardaki insanlar ise credit history dedikleri güvenilirliği ya da güvensizliği gösteren şeyden bahsediyorlardı.

looserBütün bunlar beni daha da bunaltmaya başlamıştı. Birçoğu dangalaklık üzerine gerilmiş kaygan, ince ve keskin bir ipte dans ediyordu adeta. Para durumum kötüye gitmeye başlamıştı ve Amerika’da paranın olmamasıyla varlığının gereksizliği tamamen aynı anlamdaydı. “Looser” diye bir kelime öğrendim burada. LOOSER!!!

20

Ekim
2009

Rumeysa’dan Önce -1-

Yazar: Bülent Ersin  |  Kategori: Bülent'in Yeri  |  Yorum: Yok   |  448 views

Öğrenciydim, berduşun tekiydim, 19 yaşındaydım ve bir kıza aşık olmuştum. Adının harflerini tek tek söyler sonra onları bir kâğıda yavaşça yazar ve her harfini yazarken onun ruhuna dokunabileyim diye bir dua ederdim. Adini gün boyunca defalarca fısıldadığımı hatırlıyorum kendi kendime; Rumeysa, Rumeysa…

heart breaking

Nereliydi hatırlayamadım simdi. Bildiğim tek şey adında bir tılsım taşıdığıydı sanki. İşte bu yüzden, asla fısıltıdan daha da yüksek bir sesle söyleyemedim adını. Onunla her karsılaşmamızda kalbimin nasıl büyük bir gürültüyle çarptığını hatırlıyorum da. Her seferinde kalbimden yükselen bu gümbürtüyü duyacağını düşünürdüm.

Bir gün karar verdim, odamın sarı duvarlarını çaresiz ve umutsuz bir yalnızlık içinde izlerken. Her şeyi bilmesi gerekiyordu. Mademki o çok güzeldi ve ben onun aşkına düşmüştüm, o zaman bundan o da sorumluydu. O zaman bilmeliydi her şeyi. Defalarca pratik yaptım kendi kendime. “Rumeysa, seni seviyorum tutar mısın ellerimden?” Tam da, böyle söylemek istiyordum.

-Ona, tutar mısın ellerimden?

12

Ekim
2009

Geceleri Uyurken

Yazar: Bülent Ersin  |  Kategori: Bülent'in Yeri  |  Yorum: Yok   |  356 views

Geceleri-UyurkenGeceleri uyurken, sabah aydınlığına değin uykusunda tebessüm eden ve dudaklarındaki gülümsemeyle göklerde uçuşan meleklere benzeyen bir karım vardı. 18 yıl boyunca yüzündeki tebessümü izlemek için, Ondan daha geç saatlere kadar oturup, ondan daha önce uyumamaya çalıştım. Altın renkli saçlarını, O uyuduktan hemen sonra parmaklarımın ucuyla billurdan yapılmış bir heykele dokunurcasına, kulaklarının arkasında toplarken, O sanki annesi saçlarını okşamaya gelmiş bir bebek gibi gülümsemeye devam ederdi. Ve ben saçlarını nazikçe toplamaya devam ederdim yine de;  Onun tebessüm eden dudaklarını daha iyi görebileyim diye…

Bana ilk seslenişini, adımın onun güzel dudaklarından yuvarlanıp, kulaklarıma ve oradan da yüreğimin en derin köşesine saplanışını hâla ve hiç eksiksiz hatırlayabiliyorum.  Adımı söyledi ve benim adım, yirmi küsür yıldır taşıdığım adım, sanki başka bir anlam kazanmışçasına güzelleşivererek beynimde ve yüreğimde yer etti ve şöyle söyledim kendi kendime “Ben adımı çok seviyorum”. Onun dokunduğu, anlattığı ve söylediği her şeyi sevdim ben. Hem de çok sevdim. Gözlerinde saklı olduğunu söyleyebileceğim ve fakat ne olduğunu asla bilemediğim, oysa her daim, bana anlatmasını ümit ettiğim sırları olduğunu düşündüm her zaman. Hiç Anlatmadı. Denemedi bile ve bende asla sormaya cesaret edemedim. Kim bilir belki de hiç bir şey yoktu aslında. Kim bilir…

10

Eylül
2009

Levent Yüksel – Bi Daha

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: İzlemlik  |  Yorum: Yok   |  2 views

22

Ağustos
2009

İnternette bir süre sonra uydu kanalları gibi mi olacak?

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Günlük  |  Yorum: Yok   |  26 views

internette-bir-süre-sonra-uydu-kanalları-gibi-mi-olacakİlk internete girdiğimde 28.800 modemim vardı. O zaman internete girmek bir ayrıcalıktı, soranlara çok karmaşık bir şeymiş gibi anlatıp yok yere havamızı atardık. Sanki interneti icat etmişiz gibi. Ama neyse konumuz değil, daha sonra internet yaygınlaştı. Yaygınlaştıkça, hızı artmaya başladı ve sanki biraz da tadı kaçtı.

Demiştim ya ilk internete girdiğimde sitenin açılmasını beklerken çayımı çorbamı almaya gider, tuvalete kaçardım.  Site açıldıysa hemen çıkmaz gerekli gereksiz her şeyi incelerdim. O zamanların meşhur sitesi www.hatun.com’du  meşhur ünlülerin resimleri yayınlarlardı. (O zamanda ücretlimiydi hatırlamıyorum) Resimlere bakmak müthiş zevk verir, ağzımızın suyu akardı.  Önce kadının kafası gözükür, sonra göğüsler vs.

Neden resmin nasıl çıktığını yazdığımı açıklayayım.

Page 1 of 212

Facebook RSS Beslemesi
sponsor reklamlar

© Tüm Hakları Saklıdır - www.keyfizar.com
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress seo Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!