Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, beklenen çılgın projesini dün açıkladı “Kanal İstanbul”. Bu proje anlaşılan çok uzun süre konuşulup tartışılacak.
Benim takıldığım ilk nokta isim oldu. Hiçbir çekiciliği yok. Zaman içerisinde projenin adında bir değişiklik yapılmalı.
Bir diğer mesele ise bazı köşe yazarlarının değindiği konu, İstanbul’un yeni yerleşimcilere açılması ve nüfusunun 30.000.000’a ulaşması. Düşünmek dahi istemiyorum. En başta su sıkıntısı nasıl aşılacak. Yıllar öncesine mi döneceğiz? Haftanın belirli günü su akardı, biz en üst katta oturduğumuz için su bize gelene kadar tekrar kesilirdi.
ARENA Stadı’ndaki protesto Başbakanın ve GS yöneticilerinin hiç beklemediği bir olaydı muhakkak… GS Başkanı Adnan Polat, derin bir üzüntüyle, stadın yapımında Başbakan’ın rolünü, hatta onun sayesinde yapıldığını anlatarak özür diledi.
Çirkin, kaba, kadir bilmez bir olaydı muhakkak.
Ama Başbakan bu olayı ve toplumun bazı kesimlerindeki hareketlenmeyi dikkatle okumalıdır…
Çünkü Başbakan önümüzdeki seçimlerde üçüncü defa iktidara gelecektir ve iktidarların üçüncü dönemi daima çok zorluklarla karşılaşır; evrensel bir kuraldır bu.
19
Ekim
2010
1973’ün yine bir ekim ayıydı. Ben ilkokul 5’e gidiyordum. CHP’nin yeni genel başkanı, değişim rüzgârı estiriyordu.
Türkiye Avrupa Birliği’ne (o zamanki adıyla Ortak Pazar’a) girmeye çalışıyordu.
Ecevit, kontrgerillanın açığa çıkarılmasını istiyordu.
MİT’in Ecevit’in telefonlarını dinlediği iddia ediliyordu.
Türkiye seçime gidiyordu.
Ve Erbakan “İktidar olacağız” diyordu.
“İktidara gelirse herkes başını örtecekmiş. Erkeklere 4 kadına kadar izin verilecekmiş” deniliyordu.
Hoca bunlara gülüyordu.
24
Mayıs
2010
CHP önemli bir parti. Eski başkanı değişiyor. Yeni başkan geliyor. Partiler halka hizmet için kurulur. Parti üyeleri, halka daha iyi hizmet aşkı ve iddiasıyla başkanlığa soyunur.
Halka hizmet için (1) Halkın sorunlarını tesbit etmek (2) Bu sorunlara çözüm getirecek politikaları oluşturmak gerekir.
Halkın temel ve ortak sorunu, iştir, aştır, huzur ve güvendir. Bunlar ancak üretim artışı ile gerçekleşir. Üretim kaynak (gelir) yaratır. Ülkenin büyümesinin, halkın refahının önünü açar. Partilerin başındakilerin ve partilerin yöneticilerinin sorumluluğu, partinin çizgisi doğrultusunda halka hizmet verme arayışında ekonomik ve sosyal politikaları belirleyecek kadroları oluşturmak ve çalıştırmaktır. Bu kadroların çalışmalarını değerlendirmektir.
23
Mayıs
2010
Bir zamanlar çok bilinen sorulu cevaplı bir bilmece vardı.
Şöyleydi:
S- Dünyanın en kısa üç kitabı hangileridir?
C- “Arjantin’in Demokrasi Tarihi”, “İngiliz Mutfağı”, “Alman Mizah Edebiyatı”…
Bu bilmece güncelleştirilse, listeye bir kitap daha eklemek mümkün olur sanıyorum…
14
Mayıs
2010
TÜRK sağı kendini üç kez yeniliyor. Süleyman Demirel ile, Turgut Özal ile, Tayyip Erdoğan ile.
Türk solu kendini bir kez yeniliyor, Bülent Ecevit ile. O yenileme, ne yazık ki, kağıt üstünde kalıyor, Ecevit iktidarında bir şey ifade etmiyor.
Ecevit, Cumhuriyet’in iki numaralı kurucusu İsmet Paşa’yı devirirken, ideolojik çıkış yapıyor. Ortanın Solu başlığını taşıyan solun kendini yenilemesindeki sloganlar unutulmaz:
Toprak İşleyenin Su Kullananın, Bu Düzen Değişmeli, İnsanca Hakça Düzen.
Ecevit’in ideolojik çıkışı, CHP içinde aynı zamanda bir kadro harekatı. Hareketin iki önemli ismi var. Turan Güneş ve Kamil Kırıkoğlu. İlk çıkıştan sonra, kadroya Deniz Baykal, Haluk Ülman, Erol Çevikçe, Adil Özkol katılıyor. “Mülkiye Cuntası” olarak anılan bu kadroyu, Ecevit daha sonra tasfiye ediyor.