4
Mayıs
2011
Bunu başlığa yazdık ama beklentimiz o ki “Orta parmağım hıyar” diyenlere elinde tuzlukla koşan
saf kızlarımız karşılaşabilecekleri şeyleri uyanık olsunlar.. Çünkü başlarına gelebilecek “bahar etkinliği” umumi adaba mugayir bir şey..
Biz “Gelir bahar ayları.. Gevşer gönül yayları..” derken memleketin kadına hasret yiğit taifesini kastetmiştik.. Lakin olayı “hissi” boyutlarında yorumlayarak..
Buradan değerli hükümet adamlarına, fedakâr polis adamlarına sesleneyim..
Baharın yumuşak havası her bünyede “romantik” gelgitlere sebep olmuyor..
Hani yiğidin biri güzel bir kız gördüğünde; kalbine çırpıntı gelsin, gitsin çiçek toplasın, şiir yazsın..
Hatta belediyelerimizin peyzaj şaheseri bir Anayasa Parkı veya Cumhuriyet Parkı’na denk gelip, çayırı boş gördüğünde ayakkabıları yallah edip çimlerin üzerine zıplasın..
Baharda çayıra salınan danalar gibi koşuştursun..
Beklentimiz buydu..
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı bundan böyle 138 kelimeyi yasaklamış. Hosting firmalarınada bu isimler hatta içeriğin yasaklandığını bildirmiş.
Nedir bu yasaklı kelimeler derken Adrianne ve Haydar isimleriyle karşılaştım.
Kim bu Haydar?
Kim bu Adrianne ?
Derken aklıma hemen google’ın görsel arama motoruna bakmak geldi.
İşte yasaklanan Adrianne ve Haydar!
Adrianne’ler iki adet. Adrianne Palicki namı değer Wonder Woman diğeri ise Adrianne Curry Amerikalı bir model. Haydar ise bildiğiniz Haydar işte üstünde durmaya bile değmez.
Bu kadar araştırma yapmışken birkaç da resim paylaşayım dedim.
19
Nisan
2011
Sıla Şahin, bir gün gazetede bir Türk kızı Playboy’a kapak oldu haberi ile hayatıma girdi. Kendisi oldukça hoş bir bayan.
Klasik bir Playboy kızı olmuş. Klasik Playboy kızı nasıl oluyor derseniz kukusuna bakın, traş şekli hemen kendisini ele verir. Bu Vivid kızlarının tamamen vücutlarının fondötenli olması gibi bir şeydir.
Sıla Şahin dünyamıza hoş geldin. Yeni çalışmalarını bekliyoruz.
İnternette gezerken google’ın Street View ile belgelenmiş resimlerine bakayım dedim. Çok ilginç kareler yakalamışlar. Ama en ilginçleri kızlar çalışıyor başlıklı olan fotoğraflardı. Her gün E5’in kenarında gördüğümüz kızların mantığında çalışılıyor fakat aradaki farkı sizde göreceksiniz. Bu bayanlar kendilerine daha konforlu alanlar yaratmışlar.
Bu arada mahremiyet denilen şeyde eski zamanlarda kalmış, her anımız kaydediliyor. Bunun adı bazen basit bir dükkânın güvenlik kamerası, bazen MOBESE, bazen de Street View olsa da sonuçta. Özel hayatımız her daim birileri tarafından kayıt altına alınıyor.
Bundan dolayı sakın kendinizi gizli bir iş çeviriyormuş gibi düşünmeyin sadece gizli yaptığınızı zannettiğiniz iş araştırılmamış diye düşünün.
Çünkü yaptığınız her neyse, bir yerlerde mutlaka kaydediliyor.

Britney Spears’ın yurt dışında OUT dergisine cüretkâr pozlar verdiğini gazetelerde görünce. Mazi gözümde canlandı.
Ergenliğimizin çıtırıydı. Tabi sonradan mahallenin kaşarı olup çıktı ama ben onu hep bekâretini evleneceği eşine sakladığını söyleyen haliyle hatırlamak istiyorum. Tabi bu açıklamayı yaparken diğer taraftan verdiği iç gıcıklayıcı pozları veya bizim ergen sivilceleri coşturan kliplerine akıl erdiremiyordum.
Olsun..
23
Ekim
2010
Esnafın ufağına diyecek lafım yok ama sıfatının önünde “süper” tarifi olanların şerrinden ahaliyi Allah korusun.. Ya bunlarda vicdan kalmamış.. Veya Türkiye’yi çökertmek için “süper marketçi” kılığına girip durmadan etiketleri değiştiren uzaylı bir çete var..
Sinirim tepemde.. Marketten geliyorum.. Kara vicdanlılar, demlik poşet çayın doksan altılık kutusu için on bir buçuk lira fiyat çakmışlar..
Önceki yıl üç lira küsur kuruştu aynı paket..
Geçen yılın baharında tuttular, beş buçuk lira yaptılar..
Neredeyse yüzde altmış zam.. Bu yıl yaz başında aynı paketin etiketine bir göz atayım dedim.. Yedi küsur lira olmuş.. Eh yani!
O günden beri kafamda “Terlemeden mal kazanan zalimler..
Can verirken soluması zor imiş..” mealinde bir “çay yazısı” vardı..
Elimiz ona değdi, buna değdi, avarelikten bir türlü yazamadık..
Sen misin yazmayan? Bugün markette bir elim çaya gitti..
Bir gözüm etiketine.. Bir baktım benim dadandığım markanın paketi olmuş size on bir lira elli kuruş..
“Canım hiç çıkmak istemiyor, evde oturacağım bugün”
Sık sık bu cümleyi tekrarlıyorsa, durum kötüye gidiyor demektir. Artık ilişkiyi bitirmek istediğini bir türlü söylemeyi başaramayan erkeklerin en kolay kaçış tekniğidir. Giderek içine kapanır, telefonlarınıza çıkmamaya başlar… Eninde sonunda gerçeği itiraf edecektir… O gün gelmeden siz pılınızı pırtınızı toplamaya bakın…
“Erkek erkeğe eğleneceğiz, kızlar gelmeyecek”
“Çapkınlık erkekliğin şanındandır” saçmalığını fazla ciddiye aldıklarını, o”erkek erkeğe” masalara gözlerini kestirdikleri bir kızı oturtmaya bayıldıklarını biliyoruz zaten… Fazla söze ne hacet.
“Ben de aşkımızı herkesin bilmesini istiyorum, ama…”
İşte gizli yaşanan ilişkilerin en kritik cümlesi. Birçok sebebi olabilir. O sebeplerin, eğer sizi gerçekten seviyorsa, hiç değer taşımadığını kendinize tekrarlayıp durun. Israrla gizliyorsa, durmayın, kaçın… En güzeli…
“Senin incinmeni hiç istemiyorum.”
Ben senin incinmene bayılıyorum ama… Pöh! Ne sahte, ne ikiyüzlü… İncinmemi istemiyorsan incitme, incitecek şeyler yapma. Önce incit, sonra böyle günah çıkart. Hem de iyilik meleği pozlarında. Yok ya!
Not.: Bir zamanlar Chilek.com internet sitesinde yayınlanmış yazıdan alıntı.
“Mantığım ayrılmam gerektiğini söylüyor”
İnsan yüreğinden medet umamazsa, mantığından umar elbette… Bazen doğruları söylemek çok güç gelir. Dürüstçe “bitti” demek, “artık seni sevmiyorum” ya da “başkası var hayatımda, bir başkasına kapıldım” diyebilmek cesaret ister. İsterseniz yaşananlara duyduğunuz saygıyı bahane edin, ister gerçekten bir ikileme düştüğünüzü fark etmez; gerçek tüm ağırlığıyla önünüzde duruyordur. Ve siz aceleyle bir maske takmalısınız yüzünüze. Aslında, bu ayrılık tiradı zannettiğiniz gibi işi kolaylaştırmaz, zorlaştırır. Bir kere yalan söyleyince, başka yalanlar da uydurmak zorunda kalırsınız. Sevgiliniz mantıktan, bilinmeyen doğrulardan dem vurararak ayrılma kararıyla önünüze gelirse ve siz onu bırakmak niyetinde değilseniz, üstüne gidersiniz. “Birlikte halledebiliriz, bana anlatabilirsin” dersiniz. Ve o da yeni yalanlar uydurur, saplandıkça saplanır bataklığa. İkiniz de acı çekersiniz. Halbuki en başta doğruyu söylese, keskin bir acı nöbeti, dingin bir zihin bırakır geride.
Kısacası, ayrılma kararını mantık değil, yürek verir.
“Eninde sonunda pişman olup, ayaklarıma kapanacak”
Bu düşü sadece kadınlar mı kurar bilmiyorum; ama çoğu ayrılığın ardından sarf edilen ilk cümlerdir. Adam ardına bakmadan bırakıp gitmiş, terk etmiştir. Kadın bunalımdan bunalıma sürükler zihnini. Depresif ayrılık öykülerinden biri yaşanır. Hiç gelmeyen telefonlar, arkadaşlardan alınan haberler, “terk etti” kelimesi yerine uydurulan bahaneler, arkadaşlarla yapılan bitmek tükenmez analizler, aniden bastıran ağlama nöbetleri… Komiktir, oyuncular değişse de senaryo genelde aynı kalır. Ve en büyük teselli de hep aynıdır. Eninde sonunda dönmesi, ayaklarına kapanıp af dilemesi, nasıl pişman olduğunu, aslında onu deliler gibi sevdiğini söylemesi… Asla gelmez. En azından beklenen zaman diliminde. Aradan aylar, belki yıllar geçer ve bir anda unuttuğunuz, kalbinizin kendinizin bile hatırlamadığı bir köşesine gömdüğünüz kişi çıkıverir karşınıza. Pişmanlığını anlatır. Artık hiçbir önemi kalmamıştır, güler geçersiniz…
Not.: Bir zamanlar Chilek.com internet sitesinde yayınlanmış yazıdan alıntı.
“Öncelikle hayatıma bir yön vermem lazım”
Genellikle ilişkinin krize girdiği anlarda, sarfedilen bu cümle sonrasında gelecek ayrılık isteğine mantıklı bir çözüm üretmek için uydurulur. “Kim olduğumu, ne yapacağımı bile bilmiyorum daha” klişesiyle renklendirilip, psikolojik bir sorun olarak sevgilinin önüne sürülünce verilecek cevap da kalmaz. Bu gibi durumlarda, itinayla başınızı sallayıp, ona hak verdiğinizi belirtir ve ayrılık kararını sessizce kabullenirsiniz. Ancak o meşhur “yön”ün başka kızlara doğru kaydığını duyduğunuzda üzülmeyin; zira kendinizi tükenmiş bir ilişki için paralamak hiç de akıl karı değil. Siz de hayatınıza yeni bir yön vermeyi deneyin!
“Böylesi ikimiz için de daha iyi”
Ayrılık teklifinin ardından söylenen en yapıcı cümle. Yine verilecek cevapların önü tıkanmış durumda. Bir kere o sizin için en iyinin ne olduğuna nasıl karar verir, nasıl böylesine cüretkar bir cümle yumurtlayabilir belirsiz. Sırf hezeyana yol açmadan, anı kurtarmak derdiyle klişelere sarılmak adettendir. Ayrılık ona iyi gelecek olabilir tabii. Zaten söylemeye çalıştığı da budur; “Başının çaresine bak, gerisi beni ilgilendirmez.” Sizin yaşadığınız hayal kırıklığı, hüzün onu ilgilendirmez. Boş verin, ilgilenmesin. Bu da sizin için en iyisi…
“Ruhumun diğer yarısını arıyorum”
İyi, sana hayatta başarılar. Daha ne söylenebilir ki? Tabii, bu cümle (bu sefer de ayrılıktan açıldı konu, iyi mi) ayrılık teklifinden önce ya da sonra geliyorsa. Yoksa, kimi durumlarda bir iltifat ya da sadece bir temenni gibi algılayabilirsiniz. Sahi, siz ruhunun diğer yarısını arayanlardan mısınız yoksa? Eğer öyleyse, yani bir yerlerde eşruhunuzun bulunduğunu düşünüyorsanız iflah olmaz bir romantiksiniz demektir. Ne güzel…
Not.: Bir zamanlar Chilek.com internet sitesinde yayınlanmış yazıdan alıntı.