Video furyasının olduğu yıllarda, sürekli Ninja filmleri izlerdik. Hatta bir ara Ninjalığa özenip kung-fu kursuna bile abimle gitmiştim. Ama ne yazık ki zannettiğim kadar eğlenceli çıkamamıştı. Birden bire kendimi o akrobatik hareketleri yapabileceğim bir ortamda bulacağımı düşünüyordum. Oysa kursta kata denilen anlamsız şeyler yapıp, tuhaf tekmeler atmaya çalışıyorduk.
Neyse bu günlerden birinde, arkadaşların bahçesinde oyun oynuyorduk. Hangi akla hizmet yaptığımı bilmiyorum ama kendime bir ağaç buldum. Kömürlüğüm üstünden ağacın dalına atladım ve sallanmaya başladım. Tabii arada sırada da “-Haaayytt, hooyytt” diye sesler çıkartıyordum ki, birden ağaçtan sırt üstü düştüm. Nefesim kesilmiş ve konuşamıyordum. Aklımdan öleceğim geçiyordu. Bu sırada arkadaşlar ise;
“-Götü kırık Ninja” diye tempo tutuyordu.
Onlara bu gün bile kızgınım yaptıkları tezahürat için değil, ben orada soluk alamazken pezevenklerin bayağı bir süre güldükten sonra yardım etmelerine kızgınım.
Neyse geçmiş gün.
26
Temmuz
2009
Şeyh Edebali’nin nasihatine bir çok yerde rastlamışsınızdır. Yönetici olan veya olma iddiasında olanların kulağına küpe yapması gerekenleri sayıyor. Arada bir okumakta ve hatırlamakta fayda var.
“Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
8
Mayıs
2009
‘Beni tanımazsın ama ben seni tanıyorum. Bin uzay yılı senin için bekledim.
Dünyayı Kurtaran Adam’ filminden
Maço Light
Sene iki bin bir. Koskoca milenyumun birinci senesini bitiriyoruz ve ben halen bayanlardan hoşlanmaktayım. Bi kez daha, böyle hoşlandığım bir bayanla buluşmak için bir barın kapısından giriyorum. Kendisine bu akşamüstü açılmak istiyorum. Fakat dubalara kadar…
Barlar acayip mekanlar. İçki açısından almıyorum. Sosyal bir biçem olarak. Yabancılarda ‘pab‘ diye bir kültür vardır. Aslen İngiliz milletinin icadı olan bu mekanların bizdeki karşılığı ‘bar’dır. Birahane gibi değil yani. Barlarda sine-beş, tele-on olmaz. İşin ilginç yanı, pablarda da hipnotize olmuş gibi maç seyreder İngiliz milleti. Bodrumlu gençlerin, ‘Adamın yanında karısını götürüyoruz, herifin gıkı çıkmıyo abi’ dediği olay da budur zaten.
Neyse geçtim oturdum. Baktım bayan arkadaş henüz gelmemiş. Bekliyoruz mecburen. Barların böyle bir özelliği de vardır. Bi masaya geçip oturursun. Ya birini bekliyosundur ya da öyleymiş gibi yapıyosundur. Arada saate bakmalar falan. Maksat ‘sap‘ demesinler.