Güngör-UrasCHP önemli bir parti. Eski başkanı değişiyor. Yeni başkan geliyor. Partiler halka hizmet için kurulur. Parti üyeleri, halka daha iyi hizmet aşkı ve iddiasıyla başkanlığa soyunur.

Halka hizmet için (1) Halkın sorunlarını tesbit etmek (2) Bu sorunlara çözüm getirecek politikaları oluşturmak gerekir.

Halkın temel ve ortak sorunu, iştir, aştır, huzur ve güvendir. Bunlar ancak üretim artışı ile gerçekleşir. Üretim kaynak (gelir) yaratır. Ülkenin büyümesinin, halkın refahının önünü açar. Partilerin başındakilerin ve partilerin yöneticilerinin sorumluluğu, partinin çizgisi doğrultusunda halka hizmet verme arayışında ekonomik ve sosyal politikaları belirleyecek kadroları oluşturmak ve çalıştırmaktır. Bu kadroların çalışmalarını değerlendirmektir.

14

Mayıs
2010

Liderime ve koltuğuma taparım

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  37 views

emre_kongarBeni seçen bu halkı gerçekten anlamıyorum:
Yok kişiliksizmişim, yok liderime köle gibi itaat ediyormuşum, yok benim kendi fikrim yok muymuş gibi bir takım eleştirilerle beni rahatsız ediyorlar.
Bir de bu eleştirilerine bazı (sapık) ideolojik kılıflar uyduruyorlar:
Neymiş, “Parti içi demokrasi önemliymiş”, “Parti içi demokrasi olmayınca, liderin yanlış yapması önlenemezmiş”, “demokrasi parti içinden başlarmış” falan filan.
Bunlar “demokratlık” maskesiyle “koministlik” yapan hainler.
Yahu kardeşim, siz hiç Türkiye’de “lidersiz” insan gördünüz mü?
Bu ülke “Allah sevgisini” bile tekeline alıp, “Şeyhiniz yol göstermezse cennete gidemezseniz” diyen din tüccarlarının destekledikleri tarikatlar aracılığı ile yönetilmiyor mu?
Yani toplumda liderlik geçerli, dinde bile lidersiz ibadet olmuyor, ama siyasete gelince, “liderine kölelik edersen kişiliksizsin”!
Yahu bu ülkenin tarihi altı yüz yılık bir kölelik kültürü üzerine dayalı değil mi?
Altı yüz yıl boyunca insanlar “Padişahım çok yaşa” diye yatıp kalkmadılar mı?
Ülkenin sadrazamlarını yani o zamanki başbakanlarını bile Padişah, sorgusuz sualsiz idam ettirmedi mi?
Günümüzdeki bütün partilerin bütün liderleri birer tarikat şeyhi gibi “kerametleri kendilerinden menkul” biçimde davranmıyorlar mı?
Gerçekten demokrat olan Erdal İnönü gibi aykırı bir lider de politikayı bırakmak zorunda kalmadı mı?

18

Haziran
2009

Siyaset ve opera arasındaki benzerlikler

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  12 views

emre_kongarBizim kuşak, yani 1930′lu yılların sonunda ve 1940′lı yılların başında da doğanlar, ilk, orta ve lise eğitim bakımından çok şanslıydı.
Örneğin benim okuduğum Şişli Terakki Lisesi‘ndeki edebiyat öğretmenlerini şöyle bir saydığım zaman, dönemin bütün “ağır topları“ndan ders alma şansına sahip olduğumuzu fark ediyorum:
Nihad Sami Banarlı, Zeki Ömer Defne, Behçet Necatigil, İzgen Öksüzcü-Bengü (Memet Fuat‘ın eşi) hep bizim hocalarımız arasındaydı.

Ben en çok Nihad Sami Banarlı‘da okudum.
Nihad Sami Banarlı ilginç bir adamdı.
Tam bir soğuk savaş dönemi hocasıydı.
Aşırı milliyetçi eğilimlerini, güçlü bir “anti-komünist” dünya görüşü çevreçevesinde bize aktarırdı.
Örneğin, “Hangi şairdir ki ekmekten, topraktan, yağmurdan, güneşten söz eder, o komünisttir, çünkü bunlar hep ortaklaşa olan, paylaşılan değerlerdir” derdi.
Picasso’nun, “kübizm” aracılığı ile Batı’nın estetik değerlerini ve sanat felsefesi anlayışını yozlaştırmak için Moskova’dan yani kömünsitlerden milyonlarca dolar para yardımı aldığını söylerdi.
Kruşçev‘in, Picasso‘yu nasıl eleştirdiğini duyunca, (ki yaklaşık olarak Nihad Sami Banarlı‘nın iddialarıyla aynı zamanlarda bu eleştirileri yapmıştı) hemen aklıma Banarlı gelmişti.
Ama bütün bu “taraflı” ve oldukça çarpıtılmış dünya görüşüne karşın, özellikle Divan Edebiyatı’nı çok yi bilirdi Nihad Sami.
Ben hâlâ divan edebiyatından bir mısra duyar duymaz, otomatik alarak veznini çıkarırım, ondan öğrendiğim bilgilerle.

7

Mayıs
2009

Sabreden derviş yaşlılıktan ölmüş

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  24 views
emre_kongar

Emre Kongar

Bilirsiniz Türkçe’de bir atasözü vardır: “Sabreden derviş, muradına ermiş” derler.
Böylece “sabrın sonu selamet“, “sabırla koruk helva olur” gibi esası Anadolu halkını “sabretmeye“, yani itiraz etmemeye, boyun eğmeye ve beklemeye alıştıran öteki atasözleri gibi, bu atasözü de, insanlarımızı “kaderine boyun eğmeye” ve “beklemeye” alıştıran bir mesaj verir.

Tabii bu atasözlerinin halkı sadece “boyun eğemeye” ve “iktidara sessizce katlanmaya” alıştırdığı gibi bir iddiayı fazla da abartmamak gerek, çünkü yaşamın pek çok amacı gerçekten de “sabırla” gerçekleştirilebilir.

Bunun en klasik örneği, eğitimdir.
Her isteyen her an “beyin cerrahı” olamaz.
Bunun uzun bir eğitimi, “sabırla” tahammül edilmesi gereken bir yetişme dönemi vardır.
Günümüzün yozlaşan kültürel değerleri, böyle “sabır isteyen” meslek ve işlerin değerini de düşürmüş, şımarık ve sabırsız kişiler, bir an önce “köşeyi dönmek” hayali içinde her türlü “sabrı” küçümser olmuşlardır.
Kimse bir beyin cerrahının eğitimi için gerekli olan sabrı göstermek ve çalışmayı yapmak istemiyor, ama herkes, hemen, hiçbir bedel ödemeden bir beyin cerrahından daha yüksek bir gelir ve daha üstün bir prestij elde etmek istiyor.


Facebook RSS Beslemesi
sponsor reklamlar

© Tüm Hakları Saklıdır - www.keyfizar.com
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress seo Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!