2
Kasım
2009
Harvard Business’ta yayımlanan bir analizde, ABD’nin ekonomik canlanmasının motoru haline gelmiş olan küçük işletmelerin dev boyuttaki süper şirketlere dönüşmesi için neler yapılması gerektiği ortaya koyuldu.
Analizde, küçük işletmelerin hiç beklenmedik anlarda, inanılmaz başarılara imza atabileceği ve tıpkı Google örneğinde olduğu gibi, yeni kurulan şirketlerin sıfırdan başlayıp on yıldan kısa bir süre içinde milyarlarca dolar kâr eden şirketlere dönüşebileceği gerçeğine vurgu yapıldı. Google, ender görülen bir örnek olsa da, küçük şirketler stratejik sosyal sorumluluklarla, ürünlerinin ne olduğunun bir önemi olmaksızın güçlenebilir.
Personel kıyafetlerine firmaların bakışı farklılıklar gösterebiliyor. Kimisi firmanın müşteriye yansıyan yüzü olduğu için kıyafet seçiminde çok özen gösterirken, kimisi maliyeti düşük tutalım ama standart bir kıyafetimiz de olsun bari diye düşünüyor.
Personel mutluluğunu etkileyen en önemli unsurlardan bir tanesi bu kıyafetlerdir. Genel olarak ülkemizde statülerin, kişiliklerin önüne geçtiğini düşünürsek. Çalışana giydiği kıyafet, kendini iyi hissettirmeli. Özellikle perakende sektöründe insanların uzun saatler ve zorlu çalışma şartlarıyla karşı karşıya olmaları da, kıyafetlerinin şık olmasının yanında rahat olmalarını da gerektirmektedir.
Peki bu bahsettiğimiz konulara ne kadar özen gösteriliyor. Girdiğim AVM’lerdeki personel kıyafetlerine baktığımda bunun çok yeterli olmadığını görmekteyim. Artık giyilmekten yıpranmış, ütü tutmayan özensiz kıyafetler ile müşterilerini karşılamaya çalışan personeller insanlara hizmet etmeye çalışıyor.
Bu konuda yabancı sermayeli firmalar biraz daha iyi durumda gözüküyor. Belki yüksek bütçeleri sayesinde yada konunun önemini yerli firmalardan daha fazla benimsemiş olmaları olabilir.
Lütfen personel için belirlediğimiz kıyafetlere karar verirken, kendiniz giyecekmişsiniz gibi düşünün. Yine aynı kıyafetleri ve renkleri seçer miydiniz?

Prim Sistemleri
Prim sistemleri genellikle basit, anlaşılır ve kolay hesaplanabilir olmalıdır. Birçok işyerinde bazen matematik profesörlerinin bile çözemediği formüller, çarpanlar vb. hesaplardan sonra satıcının primi ortaya çıkmakta. Aslında bu tarz formüller arka planda mutlaka olmalı, sonuçta ticari bir kurumdan bahsediyoruz ve bütçe dengeleri her zaman korunmalı.
Fakat personele vereceğimiz prim hesaplaması çok basit olmalı. Ör: Kotan 5 TL, bu rakamdan sonra yapacağın her satıştan %0,2 prim kazanırsın veya mağaza hedefimiz 100 bunu yapınca her satışçı ciroya katkı yüzdesi kadar 10 Tl’lik prim pastasından payını alacak gibi. Bu verdiğim örnekler çok basit biliyorum ama motive etmek istediğimiz personeller, prim sistemini bu kadar basit ve elde edilebilir olarak görmek istiyor. Sonuna kadar da haklılar. Herkes anladığı kadarıyla vardır. Siz istediğiniz kadar mükemmel bir sistem kurun karşı taraf bunu anlamadıysa başarı imkânsızdır.
28
Mayıs
2009
Kalabalık bir iş yerinde çalışıyorsanız, mutlaka bu takım oyunlarıyla gönüllü veya gönülsüz bir şekilde tanışmışsınızdır. En yaygın olanları Futbol, Bowling, Karting, Paintball vs.
Yeni alınan personeller aldıkları eğitimler ve takım çalışması gibi kavramlar yüzünden bu oyunların tadını da çıkaramaz oldu. Artık paintball sadece paintball değildir. Orada kendinizi göstermeniz ve nasıl organize ettiğiniz, liderlik yapıp yapmadığınız gibi şeylerin izlendiği zannedilir. Doğal davranmaktan vaz geçilir.
Bu profesyonel yaklaşıma tabiî ki karşı çıkmıyorum. Firmamızda profesyonel bir firma tarafından yapılan Assesment Center (Değerlendirme Merkezi) uygulamasının sonuçlarının ne kadar faydalı olduğunu inkâr edemem.
18
Mayıs
2009

Hüsamettin Cindoruk
Hüsamettin Cindoruk Demokrat Parti genel başkanlığına seçildi. Yurdum insanı denize düşen yılana sarılır misali, mazininde etkisiyle ve aldığı coşkuyla H. Cindoruk’u genel başkan yaptı.
Düşünüyorum da rahmetli Ecevit’te DSP genel başkanlığında hiçbir siyaset geliştirmeden onlarca yıl bekledikten sonra konjonktür tanrılarının da yardımıyla başbakan olmamış mıydı? H. Cindoruk’ta sabırla beklerse neden olmasın? Sabırla koruk bile helva olur* demiş bir milletin çocuklarıyız biz.
Sürekli aynı şeyleri okuyup, dinlemekten sıkıldığımdan mı? Yoksa her zaman ilginç bir şeyler bulup köşesinden yazdığından mı bilemiyorum. Ama sürekli Soner Yalçın’ın köşe yazılarını takip ediyorum. Bu hafta Türklerin sosyalizm ile tanışması ile ilgili bir yazı yazmış.
Yazının en ilginç kısımlarından birinde sosyalizmin iyi anlaşılabilmesi için o zamanki münevver şahsiyetlerin yazılarında kullandıkları örneklerden birini vermiş. Bu gün bakınca oldukça komik gözükse de, yıllar sonra bizim söyleyip anlatmaya çalıştıklarımızda torunlarımız tarafından komik olarak addedilecektir diye düşünüyorum.