25

Mart
2011

TÜSİAD anayasası

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  29 views

Başbakanlık lağvedilecek.

Yerine siyo atanacak.

Kışlık başkent Davos…

Yazlık başkent Göcek olacak.

Çankaya Köşkü Nakkaştepe’ye taşınacak, müze yapılacak, Oya Eczacıbaşı’na bağlanacak. Antika değeri taşıyan 29 Ekim, 23 Nisan gibi nostaljik mesajları Raffi Portakal verecek.

20

Kasım
2010

Yok öyle bir şey

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  7 views

Sol ittifak’ı yazacaktım. Ama baktım ki yokmuş öyle bir arayış.

Gerçi olmayan şeyler üzerinde yorum yapmaya bayılırız.

Ancak burada kendilerini sol zannedenler öne çıkıyor. Tornistan’ın sebebi de zaten bu.

***

Keşke yapsalar.

Adına da sol ittifak değil, sadece ittifak deseler.

İttifak iyidir.

Her şeyden önce barajı aşağı çeker. Müttefiklerin ne kadar oy aldıkları da anlaşılmaz.

Anlaşılsa bile ispatı yoktur…

Her parti kendine yontar.

19

Ekim
2010

Ruhunu satacaksan yine sat ama işlemi el altından yap!

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  11 views

Bu memleketin sağına soluna güven olmaz.. Hele ki hükümet adamlarının ipiyle kuyuya inilmez.. Sen “Ruhumu sattım.. Parasıyla da üç daire aldım.. Birinde oturuyor, ikisini kiraya veriyorum..” diye şişinirken bir bakmışsın ki Osmanlı’nın tavşan avlayan arabası tepende..

“Ruhumu kaça sattığımı yarın açıklıyorum..” anonsundan sonra Bay Ertuğrul Özkök’ün yazdığı yazı benim gibi beklentileri olan bir köşe yazarı için hayal kırıklığıdır..

Satış olacak ki rayic belirlensin..

Elimizin altında hazır ruhu işlem görmüş bir büyüğümüz var.. Fiyatı bir öğrensek biz de kendimize göre bir rayiç belirleyeceğiz..

“O beşe gitmişse ben yediye giderim arkadaş.. Benim halı sahada gol krallığım var..”

“Ben de en az altı ederim.. Benim dötüm daha büyük.. Salon salomanje..”

“Tövbe sekizden aşağı olmaz.. Ben tok satıcıyım..”

13

Ekim
2010

Amerika’dan gelen doktor neden kütüphane bulamadı

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  631 views

50 yıldır Ameri-ka’da doktorluk yapan okurumuz Muzaffer Aytür, İstanbul’a geldi.

Okuryazar herkes gibi, Nişantaşı’nda bir kütüphane aradı.

Önce Teşvikiye karakoluna gidip, kütüphanenin adresini sordu, olmadığını öğrendi ama ikna olmadı, daha sonra oradaki kitapçılara gitti, onlar da, bu semtte kütüphane yok, dediler.

Bu girişimleriyle de yetinmedi, internette gezindi.

Acı gerçeği öğrendi.

Ne yazık ki, Nişantaşı ve çevresinde kütüphane yoktu!

9

Ekim
2010

Marka mı, kurum itibarı mı hangisi daha önemlidir.

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  39 views

VAR olmanın hikmeti, diğer varlıklarla etkileşim içinde olmaktır.

Var olan, ama kendinden başka hiçbir şeyle etkileşim içinde bulunmayan şey, aslında yoktur. Daha doğrusu, onunla etkileşim içinde bulunmayanlar için yoktur. Etkileşim için ise iletişim gerekir. Öyleyse; var olmak, bilmek ve bilinmektir. Eğer bir şey fizik olarak varsa, ama onun varlığından kimsenin haberi yoksa o şey ekonomik olarak yok demektir. İlk bakışta mantıksız gelebilir; ama var olmanın da bir derecesi vardır. Yani bir şey mantıken “ya vardır, ya da yoktur; bunun arasında üçüncü bir hal mevcut değildir” dense bile, hayatın kendisinde yani toplumsal ve ekonomik yaşamda mesele “ne kadar varım” sorunudur. Ne kadar varım sorgulamasının açılmış hali de “acaba benim varlığımın kaç kişi farkındadır?” sorusudur.

25

Eylül
2010

Bir İsrail resmi

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  24 views

Bizim medya anlaşılan pek önemsemedi. O nedenle olacak, Birleşmiş Milletler Teşkilatı İnsan Hakları Konseyi’nin “Mavi Marmara” olayını incelemekle görevlendirdiği 3 kişilik “kanıt toplama” (fact-finding) kurulunun raporuna birkaç haber, birkaç yazı dışında fazla yüz veren olmadı. Neyse ki Ankara’dan memnuniyeti haberi geldi.

Hepsi bu…
İlginçtir, aleyhimizde iki satır çıksa kıyameti koparıyoruz. Üstelik uluslararası metinlerde en kolay şey, Türkiye veya Türkler aleyhine yazılmış görüş bulmaktır.
Oysa taa Karayip denizindeki Trinidad ve Tobago isimli iki adadan oluşan devlette yüksek dereceli yargıç ve savcı olarak görev yapmış emekli bir hukukçu; emekli bir İngiliz hukukçusu ve bir de Malezyalı bir Kadın Hakları savunucusu hanımdan oluşan bu kurul, 31 Mayıs 2010 gecesi İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisine yaptığı saldırı hakkında öyle bir rapor yayınladı ki, dirhemini yiyen dağa çıkar.
Anımsayacaksınız aynı konuyla ilgili olarak hem İsrail hem de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban-ki Moon birer komisyon kurdular ama her ikisi de çalışmalarını bitirmedi.

14

Mayıs
2010

TÜRK sağı kendini üç kez yeniliyor.

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  25 views

Yalçın-DoğanTÜRK sağı kendini üç kez yeniliyor. Süleyman Demirel ile, Turgut Özal ile, Tayyip Erdoğan ile.

Türk solu kendini bir kez yeniliyor, Bülent Ecevit ile. O yenileme, ne yazık ki, kağıt üstünde kalıyor, Ecevit iktidarında bir şey ifade etmiyor.

Ecevit, Cumhuriyet’in iki numaralı kurucusu İsmet Paşa’yı devirirken, ideolojik çıkış yapıyor. Ortanın Solu başlığını taşıyan solun kendini yenilemesindeki sloganlar unutulmaz:

Toprak İşleyenin Su Kullananın, Bu Düzen Değişmeli, İnsanca Hakça Düzen.

Ecevit’in ideolojik çıkışı, CHP içinde aynı zamanda bir kadro harekatı. Hareketin iki önemli ismi var. Turan Güneş ve Kamil Kırıkoğlu. İlk çıkıştan sonra, kadroya Deniz Baykal, Haluk Ülman, Erol Çevikçe, Adil Özkol katılıyor. “Mülkiye Cuntası” olarak anılan bu kadroyu, Ecevit daha sonra tasfiye ediyor.

14

Mayıs
2010

Bizde kaybedenin halinden anlayan iki arkadaşız..

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  34 views

Kanat-AtkayaDENİZ Bey, sizinle ilgili yazılmış ve içinde “ama” bulunmayan bir yazı arıyorum.

“Ama” burada kilit vazifesi görüyor.

Yasak savmak babında neredeyse kalıp cümle halinde “Bu kara saldırıyı, bu feci komployu, bu çirkin tezgâhı kınıyorum” dedikten sonra bir “ama” geliyor ve yazar/çizer/siyasetçi tayfası asıl fikrini ondan sonra söylemeye başlıyor.

“Ama istifa etmeli…”

“Ama bir siyasi lider bu duruma düşmemeli…”

“Ama bu ahlaksızlığı örtmeye yetmez…”

Dünyanın en temiz, en ahlaklı, en sadık, en ulvi değerlerle bezenmiş toplumuna hoş geldiniz.

“Ahlak” cümle içinde kullandığınızda sağlam ve havalı duran bir kelime, kendinizde aramadığınız sürece problem de yaratmaz.

Salla bakayım o meclisi, salla bakalım o medyayı, salla bakalım o içinden geyik sürüleri geçen memleket kahvehanelerini kaç kaset dökülür?

“Ama”ymış, peh!

Dedikoduya kılıf, röntgenciliğe zarf, ikiyüzlülüğe hediye paketi.

Ne kadar sahte. Ne kadar sahte.

1

Aralık
2009

Annem borularımızı niye söktü

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Ropörtajlar  |  Yorum: Yok   |  608 views

Müjde ArBugüne kadar benimle yapılan onlarca röportajdan sonra, bu defa iş başa düştü.

Bayram söyleşisi için soruları ben kendime soruyorum. Galiba insanın kendine soru sorabilmesi için en önce korkularından soyutlanması gerekiyor. Hayatımızın çatısını oluşturan korkular günün birinde bakıyorsunuz yok olmuş. Kendi kendime kaldığımda en büyük değişimim nedir diye sorsam: “Her şeyden korkan küçük Müjde, hiçbir şeyden korkmaz oldu” derim.

* Dedem Trabzon’a tayin olduğunda, Anadolu’da usul olduğu üzere konu komşu tepsiler içinde yemekler gönderiyor. Dedem de bunların hepsini ‘Ulan siz Ali Rıza’ya rüşvet mi veriyorsunuz’ diyerek camdan döküyor. Eee, bu evden ne çıkacak, Aysel çıkıyor tabii.
* Annem oyuna giderken ‘Bizi de götür’ diye yırtınıyor, dönmeyecek diye korkuyorduk. Gece yastığımızın altında bulduğumuz gofret terk edilmediğimizin işaretiydi. Sabahtan akşama en az on kere tekrarladığı laf ise ‘Hırsız olmayın, orospu olmayın’ idi.
* Annem bir gün su saatine giden demir boruları kestirip, demirciye sattı, oraya kör tapa taktırdı. Belediyeden gelip, ‘Su saatini niye söktünüz?’ diye sordular. Aysel, ‘Müjdeee, Mehtaaap gelin’ diye bağırdı. ‘Bunlar orospu olmasın diye söküp sattım’ dedi.

30

Kasım
2009

Kendime ulaşamıyorum!

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Ropörtajlar  |  Yorum: Yok   |  390 views

Yılmaz Erdoğan -3-Hürriyet Gazetesi’nden bayramlık bir self röportaj isteği ve enfes fikri gelince kabul ettim ve kendimle röportaj yapmak için randevu almak üzere harekete geçtim.

Hemen kendimi aradım. Eski numarayı çevirmişim; o tatlı kadın, “Bu numara artık kullanılmıyor” dedi. Yeni numarayı aradım, meşgul çaldı. Ben de BKM’nin basın sorumlusu Selma’yı (Semiz) aradım.

Kendi kendimi bu röportaja nasıl ikna ettim

- Ben: Selmacığım merhaba. Ben kendimle röportaj yapmak istiyorum. Bana bi randevu ayarlayabilir misin acaba?

- Selma: Kusura bakmayın ama Yılmaz Bey’in kesin talimatı var. Hiçbir röportaj talebini kabul etmiyor.

- Ben: Çok havalıymış! Sebep?

Page 1 of 212

Facebook RSS Beslemesi
sponsor reklamlar

© Tüm Hakları Saklıdır - www.keyfizar.com
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress seo Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!