11
Kasım
2010
Her gün işim gereği Kartal’dan, İzmit’e tren ile gidiyorum. İlk başlarda çok iyiydi (yazın) 07:57 trenine biniyor, daha sonra 09:08 civarında İzmit’te inip işime yetişebiliyordum.
Daha sonra okul mevsimi geldi ve okullar açıldı. Tren yine 07:57’de kalkıyor fakat bir türlü 09:08’de İzmit’e varamıyordu. 15-20 dakikalık rötarlar yapıyordu. Buda İzmit’e varınca işe geç kalmamak için taksiye binmeme ve yol masrafımı birden ikiye katlamama sebep oluyor.
Kimin umurunda!
21
Mayıs
2010
Zavallı Türkiye Başbakan Zonguldak’a gidiyor ve kömür madeninde ölenlerin yakınlarına yaptığı konuşmada, “Bu yörenin insanları aslında bu tür olaylara alışık” diyor.
“Zonguldak bölgesinde bu tür olayları yıllardır yaşadık.”
“Bu mesleğin kaderinde maalesef bu var” diyor.
“Bu mesleğe giren kardeşlerim bunu bilerek giriyorlar.”
Teselli bekleyen insanlara söylenecek laf mı bu?
Siz bu işler alışkınsınız, onlar da er geç öleceklerini biliyorlardı.
Fazla tantanaya gerek yok.
Hadi herkes evine.
10
Aralık
2009
Yöneticinden nefret mi ediyorsun? Yâda bazen seni çileden mi çıkarıyor?
Üzerindeki bu stresi aşağıdaki oyun vasıtasıyla atabilirsin. Çeşitli ofis malzemeleriyle yöneticini dövebilir, aynı zamanda güzel vakit geçirebilirsin.
Hem de, işini kaybetmeden.
23
Kasım
2009
Bir dönem kâbus gibi geçmişti. Yeni rakipler peş peşe mağaza açmaya başlamıştı ve bu yerler için personel arayışına girmişlerdi.
Satış kadrosunda düşük maaş baremlerinde olan veya iş ortamında beklediğini bulamayan (terfi vb.) personeller ekibi terk etmek için bekledikleri fırsatı bu dönemde yakalamışlardı. Genelde mantık yerine duygularıyla karar verir, birçoğu bir süre sonra pişmanlık içinde kıvranıp dururlardı. Bu eğilimdeki personeller 3-4 kez bu davranışı sergilemedikleri sürece anlık karar vermeye devam ederler. Bu süreçte kimileri aradığı fırsatı yakalar, çoğunluk ise aynı kısır döngüde devam eder. Bir işten çıkar, diğerine, diğerine, diğerine geçer durur…
12
Kasım
2009
Kriz zamanlarında iyi personelleri bulmak için firmalar zaman ayırmalı diye düşünüyorum. Çünkü kriz zamanlarında iyi elemanlar boşta kalır veya rakipleriniz alım yapmadığı için, aralarından iyileri seçebilirsiniz.
Ben ve bir grup arkadaşım şuan çalıştığım firmaya 2001 krizinden sonra, şirketin büyüme kararı aldığı zamanlarda dahil olduk. Bazılarımız belkide iş alternatiflerinin bu kadar kısıtlı olmadığı bir dönem olsa, bize teklif edilen maaş ve çalışma şartlarını kabul etmeyebilirdi. Şuan farklı firmalarda çalışıyor olabilirdi. Ama içinde bulunduğumuz şartlar bizi biraz daha kanaatkâr kılmıştı.
30
Ekim
2009
ANADOLU’dan bir müşteri, Cardif Sigorta’nın çağrı merkezini (call center) aradı:
- İşten atıldım. Size kredi borcumun ödenmesi konusunda sigorta yaptırmıştım. Ödemenizi istiyorum.
Çağrı merkezindeki görevli müşterinin bilgilerini alıp kontrol etti:
- Beyefendi biz sizin için ödeme yapamayız.
- Nasıl olur?
- Bundan 8-9 ay önce bize “İşsiz kalırsam kredi borcumu siz ödeyin” diye sigorta yaptırmışsınız…
- Tamam işte…
- Ama hiç prim ödemesi yapmamışsınız. O yüzden sizin borcunuzu yatırmamız söz konusu olamaz. Kusura bakmayın.
Telefonun diğer ucunda yanık bir uzun hava başladı:
- Hele bir sorun niye primi ödemedim…
- Beyefendi lütfen…
- Beni işsiz koydular…
Çağrı merkezindeki görevli mecburen uzun havanın bitmesini bekledi. Uzun hava bitince müşteri telefonu kapattı.
Cardif Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız başkanlığındaki yönetim ekibi, durum değerlendirmesi yaparken, çağrı merkezinin ilginç kayıtlarını da dinliyordu.
Kendilerine sunulan örnekler arasında uzun hava da vardı.
Sıra uzun havaya gelince, tüm ekip dikkatle dinledi. Yılmaz Yıldız düşüncesini ortaya koydu:
- Bu müşterinin banka borcunu kapatalım.
İtiraz edenler oldu:
- Adam hiç prim yatırmamış.
- Olsun. Çok çaresiz kalmış, derdini uzun havaya dökmüş. Ben bu müşteriyi çok samimi buldum. O yüzden ödeyelim.
- Ya adam rol yapıyorsa?
- O zaman da çok yetenekli demektir. Bizim bu müşterinin banka borcunu kapatmamızın çevresinde yaratacağı olumlu etkiyi de düşünelim.
Yılmaz Yıldız, Cardif’deki diğer yönetici arkadaşlarını ikna etti, telefonda uzun hava okuyan müşteri, hiç prim yatırmamışken, 6 aylık banka borcundan kurtuldu.
21
Ağustos
2009
Son günlerde beni en çok firmanın deneyimli bir personeli olan üst yöneticim güldürüyor. Sebebini hemen arz edeceğim.
Daha önce çalıştığım firmalarda da buna benzer izlenimlerim olduğu için, artık genel bir tutum olduğunu düşünüyorum.
İlk başta ufak bir firmada patronunuzla diz dize çalışırsınız. Ekip dar olduğu için patronunuza her zaman ulaşır fikrinizi paylaşırsınız. Hatta zaman zaman sizin söylediğinizi uyguladığı için, kendinizi çok akıllı ve becerikli hissedersiniz. Daha sonra firma ufaktan büyümeye başlar, patron artık “Genel Müdür” olmuştur. Sizlerde en yakın çalışma arkadaşları olarak, meziyetlerinize göre belirli görevlere getirilmişsinizdir.
Personel kıyafetlerine firmaların bakışı farklılıklar gösterebiliyor. Kimisi firmanın müşteriye yansıyan yüzü olduğu için kıyafet seçiminde çok özen gösterirken, kimisi maliyeti düşük tutalım ama standart bir kıyafetimiz de olsun bari diye düşünüyor.
Personel mutluluğunu etkileyen en önemli unsurlardan bir tanesi bu kıyafetlerdir. Genel olarak ülkemizde statülerin, kişiliklerin önüne geçtiğini düşünürsek. Çalışana giydiği kıyafet, kendini iyi hissettirmeli. Özellikle perakende sektöründe insanların uzun saatler ve zorlu çalışma şartlarıyla karşı karşıya olmaları da, kıyafetlerinin şık olmasının yanında rahat olmalarını da gerektirmektedir.
Peki bu bahsettiğimiz konulara ne kadar özen gösteriliyor. Girdiğim AVM’lerdeki personel kıyafetlerine baktığımda bunun çok yeterli olmadığını görmekteyim. Artık giyilmekten yıpranmış, ütü tutmayan özensiz kıyafetler ile müşterilerini karşılamaya çalışan personeller insanlara hizmet etmeye çalışıyor.
Bu konuda yabancı sermayeli firmalar biraz daha iyi durumda gözüküyor. Belki yüksek bütçeleri sayesinde yada konunun önemini yerli firmalardan daha fazla benimsemiş olmaları olabilir.
Lütfen personel için belirlediğimiz kıyafetlere karar verirken, kendiniz giyecekmişsiniz gibi düşünün. Yine aynı kıyafetleri ve renkleri seçer miydiniz?

Prim Sistemleri
Prim sistemleri genellikle basit, anlaşılır ve kolay hesaplanabilir olmalıdır. Birçok işyerinde bazen matematik profesörlerinin bile çözemediği formüller, çarpanlar vb. hesaplardan sonra satıcının primi ortaya çıkmakta. Aslında bu tarz formüller arka planda mutlaka olmalı, sonuçta ticari bir kurumdan bahsediyoruz ve bütçe dengeleri her zaman korunmalı.
Fakat personele vereceğimiz prim hesaplaması çok basit olmalı. Ör: Kotan 5 TL, bu rakamdan sonra yapacağın her satıştan %0,2 prim kazanırsın veya mağaza hedefimiz 100 bunu yapınca her satışçı ciroya katkı yüzdesi kadar 10 Tl’lik prim pastasından payını alacak gibi. Bu verdiğim örnekler çok basit biliyorum ama motive etmek istediğimiz personeller, prim sistemini bu kadar basit ve elde edilebilir olarak görmek istiyor. Sonuna kadar da haklılar. Herkes anladığı kadarıyla vardır. Siz istediğiniz kadar mükemmel bir sistem kurun karşı taraf bunu anlamadıysa başarı imkânsızdır.
28
Mayıs
2009
Kalabalık bir iş yerinde çalışıyorsanız, mutlaka bu takım oyunlarıyla gönüllü veya gönülsüz bir şekilde tanışmışsınızdır. En yaygın olanları Futbol, Bowling, Karting, Paintball vs.
Yeni alınan personeller aldıkları eğitimler ve takım çalışması gibi kavramlar yüzünden bu oyunların tadını da çıkaramaz oldu. Artık paintball sadece paintball değildir. Orada kendinizi göstermeniz ve nasıl organize ettiğiniz, liderlik yapıp yapmadığınız gibi şeylerin izlendiği zannedilir. Doğal davranmaktan vaz geçilir.
Bu profesyonel yaklaşıma tabiî ki karşı çıkmıyorum. Firmamızda profesyonel bir firma tarafından yapılan Assesment Center (Değerlendirme Merkezi) uygulamasının sonuçlarının ne kadar faydalı olduğunu inkâr edemem.