21
Ağustos
2009
Son günlerde beni en çok firmanın deneyimli bir personeli olan üst yöneticim güldürüyor. Sebebini hemen arz edeceğim.
Daha önce çalıştığım firmalarda da buna benzer izlenimlerim olduğu için, artık genel bir tutum olduğunu düşünüyorum.
İlk başta ufak bir firmada patronunuzla diz dize çalışırsınız. Ekip dar olduğu için patronunuza her zaman ulaşır fikrinizi paylaşırsınız. Hatta zaman zaman sizin söylediğinizi uyguladığı için, kendinizi çok akıllı ve becerikli hissedersiniz. Daha sonra firma ufaktan büyümeye başlar, patron artık “Genel Müdür” olmuştur. Sizlerde en yakın çalışma arkadaşları olarak, meziyetlerinize göre belirli görevlere getirilmişsinizdir.
14
Ağustos
2009
M. Serdar Kuzuluoğlu’nun İTÜ İşletme Mühendisliği Kulubü’nün organize ettiği Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nde girişimcilik vb. konularda yaptığı eğlenceli ve ufuk açıcı sunumunu paylaşmak isterim.
Bir çok önemli konuya değindi, sizlerle sadece aşağıdakileri paylaşacağım
diğerleri aşağıdaki videoda.
Bu konuda Serdar Kuzuluoğlu web sitesinde yayınlanan yazıyada aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
İnternet girişimcilerine dost tavsiyeleri – M. Serdar Kuzuluoğlu
İş hayatına ilk atıldığınızda artık etrafınızda bildiğinizin haricinde başka bir dilin konuşulduğunu duyarsınız. Önce size komik gelir, hatta ne gerek var bunlara dersiniz. Onun yerine şunu deseler derken, bir bakmışsınız o iş ağzını bir süre sonra farkında olmadan sizde kullanmaya başlamışsınız. Bunlardan bazılarını aşağıda cümle içinde kullandım ki, iş hayatında toy olmadığınız yeterince tecrübeli olduğunuz sanılsın. Bu kelimelerin gerçek anlamını zaten pek kimse bilmiyor, ama ne anlatılmak istendiği o camia tarafından kesinlikle anlaşılıyor. Zaten önemli olan anlaşmak değil mi? Buyurun size profesyonel iş jargonunu ve cümle içinde kullandığım örnekler.
3
Temmuz
2009
Tüm erkek çalışanların sabah kabusu traştan sonra, yaptığı iş olan kravat yapma ile ilgili görüntülere www.uzmantv.com sitesinde rastladım.
Her sabah yaptığım kravat bağlama tekniğinin adını söylemek bile yapmasından daha uzun sürüyor.
Bu arada benim tekniğim “Four in Hand”
Windsor

Prim Sistemleri
Prim sistemleri genellikle basit, anlaşılır ve kolay hesaplanabilir olmalıdır. Birçok işyerinde bazen matematik profesörlerinin bile çözemediği formüller, çarpanlar vb. hesaplardan sonra satıcının primi ortaya çıkmakta. Aslında bu tarz formüller arka planda mutlaka olmalı, sonuçta ticari bir kurumdan bahsediyoruz ve bütçe dengeleri her zaman korunmalı.
Fakat personele vereceğimiz prim hesaplaması çok basit olmalı. Ör: Kotan 5 TL, bu rakamdan sonra yapacağın her satıştan %0,2 prim kazanırsın veya mağaza hedefimiz 100 bunu yapınca her satışçı ciroya katkı yüzdesi kadar 10 Tl’lik prim pastasından payını alacak gibi. Bu verdiğim örnekler çok basit biliyorum ama motive etmek istediğimiz personeller, prim sistemini bu kadar basit ve elde edilebilir olarak görmek istiyor. Sonuna kadar da haklılar. Herkes anladığı kadarıyla vardır. Siz istediğiniz kadar mükemmel bir sistem kurun karşı taraf bunu anlamadıysa başarı imkânsızdır.
28
Mayıs
2009
Kalabalık bir iş yerinde çalışıyorsanız, mutlaka bu takım oyunlarıyla gönüllü veya gönülsüz bir şekilde tanışmışsınızdır. En yaygın olanları Futbol, Bowling, Karting, Paintball vs.
Yeni alınan personeller aldıkları eğitimler ve takım çalışması gibi kavramlar yüzünden bu oyunların tadını da çıkaramaz oldu. Artık paintball sadece paintball değildir. Orada kendinizi göstermeniz ve nasıl organize ettiğiniz, liderlik yapıp yapmadığınız gibi şeylerin izlendiği zannedilir. Doğal davranmaktan vaz geçilir.
Bu profesyonel yaklaşıma tabiî ki karşı çıkmıyorum. Firmamızda profesyonel bir firma tarafından yapılan Assesment Center (Değerlendirme Merkezi) uygulamasının sonuçlarının ne kadar faydalı olduğunu inkâr edemem.
25
Mayıs
2009
Geçen hafta bu tartışma ile geçti. İki gazeteci grubu bir birini sözle taciz ediyor, bırakın ekranı en cahil bireylerin sokakta bile bir birine söylemeyeceği ağır ithamlar ile öfke kusuyordu.
Bu tartışmanın gösterdiği aslında her iki tarafında bir birine ne kadar tahammülsüz ve sabırsız olduğuydu. Düşünsenize sakin bir şekilde bir saat aynı oda da kalamayan gazeteciler. Bunlar kendilerini aydın, her şeyi bilen, her derdin çözümü kendilerinde olan muhteşem insanlar olarak satıyor. Gazete köşelerinde ve televizyon ekranların da boy gösteriyorlar.
Sözde iki farklı zihniyetin temsilcileri bir konu üzerinde tartışacak. Halbuki ortada gazeteci değil iki ayrı mahallenin kabadayıları racon kesyior.
18
Mayıs
2009

Hüsamettin Cindoruk
Hüsamettin Cindoruk Demokrat Parti genel başkanlığına seçildi. Yurdum insanı denize düşen yılana sarılır misali, mazininde etkisiyle ve aldığı coşkuyla H. Cindoruk’u genel başkan yaptı.
Düşünüyorum da rahmetli Ecevit’te DSP genel başkanlığında hiçbir siyaset geliştirmeden onlarca yıl bekledikten sonra konjonktür tanrılarının da yardımıyla başbakan olmamış mıydı? H. Cindoruk’ta sabırla beklerse neden olmasın? Sabırla koruk bile helva olur* demiş bir milletin çocuklarıyız biz.
Sürekli aynı şeyleri okuyup, dinlemekten sıkıldığımdan mı? Yoksa her zaman ilginç bir şeyler bulup köşesinden yazdığından mı bilemiyorum. Ama sürekli Soner Yalçın’ın köşe yazılarını takip ediyorum. Bu hafta Türklerin sosyalizm ile tanışması ile ilgili bir yazı yazmış.
Yazının en ilginç kısımlarından birinde sosyalizmin iyi anlaşılabilmesi için o zamanki münevver şahsiyetlerin yazılarında kullandıkları örneklerden birini vermiş. Bu gün bakınca oldukça komik gözükse de, yıllar sonra bizim söyleyip anlatmaya çalıştıklarımızda torunlarımız tarafından komik olarak addedilecektir diye düşünüyorum.
Yine sıkıcı bir toplantı yapılacaktı ve toplantı davetinin (veya tartışma) benim tarafımdan yapılması istendi. Fakat sürekli kısır toplantılardan sıkıldığım için aşağıdaki gibi bir ön yazı yollayıp, sayım sistemi hakkındaki fikirlerini toplantı öncesi bana göndermelerini ve maillerde bu fikirleri tartışmaya açmalarını istedim.
İşte sizlerle ilk olarak bunu paylaşmak istedim.
“Yaz tatillerini çok severim ve bu süre içerisindeki her an, tembellik hakkımı sonuna kadar kullanırım.