3
Ekim
2010
MHP lideri Devlet Bahçeli yeniden fetih hareketini başlatmak için Kars’taki ani harabelerinde namaz kıldı. Bu haberi görünce çok fazla şaşırmadım. Çünkü 2009 yılında MHP’nin 40. Kuruluş yılı ile ilgili verdiği gizli formül ile ciddiyet ve absürtlüğün ince sınırlarında bir oyana bir buyana savruluyordu.
Nemi söylemişti hatırlayalım:
“2009 yılındayız. 2009′un sıfırlarının üzerine çarpı koyun, atın. Ne kalır, 2 ile 9. 2 ile 9′u toplayın 11 eder. Şimdi de 29′la 11′i toplayın, 40 eder. Bunlar tesadüf olamaz…”
Aslında bir çok konuda kaygılarını anlıyorum ve önemsiyorum. Fakat bazen içindeki çocuğa yenildiğini düşünüyorum veya dikkatleri partisine çekmek için bu yola başvurduğunu.
Her neyse ne ama pozitif yönde bir etki sağlamıyor bu davranışlar. Her konuşmasında ciddiyetini hissettiren Bahçeli’den bunları duyunca irkilip “-yok yooo öyle dememiştir” diye mırıldanmak zorunda kalıyorsunuz. Ama ne yazık ki söylemiş bulunuyor.
Türk siyasetinde birçok ilginç karakter var ama 40. Yıl formülü ile benim favorim Bahçeli. Ani harabelerindeki fetih namazını duyunca aklıma tekrar bu formül geldi.
Şimdi MHP 41. yılında ve sene 2010, yeni formül ne acaba?!?
Formülün videsuna aşağıdan bakabilirsiniz.
11
Mayıs
2010
Deniz Baykal istifa ederken komploya maruz kaldığından sık sık bahsetti. Türk Dil kurumunda komplo şöyle tarif edilmektedir. “Fransızca complot (düzen, tuzak). kelimenin dilimizde güzel bir karşılığı vardır: tuzak. örnek: iddiaların bir tuzak olduğunu biliyoruz.”
Benim anlamadığım nokta şu, bu kaset düzmece ise neden istifa ediliyor?
Neden bir hukuk mücadelesi başlatılıp bu iddiaların üstüne gidilmiyor?
O yüzden kasetin içeriğinin gerçek olmadığına ikna olamıyorum. Erdemli istifa vs.gibi sözler insanların kulağında bir hoşseda olarak kalmaktan öteye gidemiyor.
Bahsettiği gibi görüntüler tamamen bir komlonun parçasıdır. İğrenç olduğu konusunda çok hem de çok haklıdır. Fakat bu görüntüler aynı zamanda çok da önemlidir.
Buda akla şu soruyu getiriyor. Hergün eşine yalan söyleyen bir kişi neden bizlere yalan söylemesin?!
Sürekli erdemli, prensipli olarak tanıdığımız, keskin çizgileri olan dürüst bir portre çizen Baykal acaba başka hangi konularda bizlere yalan söylüyordu?
6
Kasım
2009
İnanamıyorum!..
Atatürk gibi bu milleti harcıyla, çimentosuyla birleştirip, bütünleştiren ondan bir ümmet değil bir millet yaratan muhteşem bir liderin, büyük bir önderin ölüm yıl dönümünde neler konuşuluyor?..
Kürt açılımı tartışmaları 10 Kasım’da başlatılır mıymış?..
Ya ne zaman başlatılacaktı?..
Atatürk gibi bir öndere yakışan bu değil midir?..
Atatürk bugün yaşasaydı, yarattığı bu milletin bağrından çıkan evlatların 25 yıldır halen savaştıklarını görseydi, “Ey millet ben sizin birbirinizle savaşmanız için mi savaştım?..” demez miydi?…
Mustafa Kemal gibi, geleceği gören, pragmatist, reel politiği dibine kadar hatmetmiş ve bir millet yaratmış lider “Hayır, hiçbir şey yapmayın… Yerinizde oturun, 30 yıl daha aynı terörle mücadele ediyoruz diye oturduğunuz yerde sayın..” mı derdi acaba?..
22
Ekim
2009
Yılmaz Özdil‘den son günlerde yaşanan olaylara farklı bir bakış açısı.
PKK’lıların memlekete gelişi, tüm yurtta, dış temsilciliklerimizde ve KKTC‘de törenlerle kutlandı.
Terörist olmadıkları, olsa olsa terörişko oldukları açıklanan PKK’lılar, sınır kapısına serilen kırmızı halı üzerinde, protokol tarafından, çiçeklerle karşılandı.
Yetkililerin, gözyaşlarıyla birbirlerine sarılarak, çak yaptıkları görüldü. Giriş işlemlerini önceden hazırlamayarak, 4 saniye beklemelerine sebep olan memur, görevden alındı, mağdur PKK’lılardan özür dilendi, araya Ahmet Türk girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, Ahmet Türk‘e teşekkür plaketi verildi. Bando eşliğinde üstü açık arabaya bindirilen PKK’lılar, resmi geçit kortejine katılarak, halkı selamlaya selamlaya Silopi‘ye girdi. Temsili karakol baskınının gerçekleştirildiği törenlerde, temsili bir askerin, tahta tüfekle sağa sola ateş ediyormuş gibi yapması, coşkuya gölge düşürdü. Divan-ı harbe verilen askerin, akli dengesinin bozuk olduğu ortaya çıktı. 25 atletin İmralı’dan getirilen toprağı PKK’lılara sunmasının ardından, güzergâh üzerindeki devlet dairelerine molotof atıla atıla, Vilayet Konağı’na geçildi. Makam aracını PKK’lılara tahsis ettiği için yürüye yürüye gelen Vali’nin kapıda karşılamaya gecikmesi, PKK’lıları tek başına karşılamak zorunda kalan ABD Elçisi tarafından skandal olarak nitelendirildi. Sinirlenen elçi, “Bu memleketin sahibi yok mu kardeşim, her şeyi biz mi yapacağız” diye bağırdı, araya Emine Ayna girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, ona da teşekkür plaketi verildi.
Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır.
Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göreceksiniz.
Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke.
Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, “Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım” diyordu.
Ceylan’ı vuran roket o “açılımın” içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz.
Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey.
“Anne, bana makarna pişirsene” dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması.
Bu kadar basit işte.
O kızın ölmemesi açılım.
Buna karşı mısınız?
Bunun içini boş mu buluyorsunuz?
Aslında bu soruları Baykal’la Bahçeli’ye Başbakan Erdoğan’ın sorması gerekiyordu.
Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor.
Başbakan, o roketin bir askerî birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.
Gazze’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkmak kolay.
Türkiye’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkın siz.
Nedir bu sessizliğiniz?
Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu?
Zor değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?
“Dağa çıkarım” diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter.
Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay.
Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular.
Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun.
Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?
Susuyorlar.