21
Mayıs
2010
Zavallı Türkiye Başbakan Zonguldak’a gidiyor ve kömür madeninde ölenlerin yakınlarına yaptığı konuşmada, “Bu yörenin insanları aslında bu tür olaylara alışık” diyor.
“Zonguldak bölgesinde bu tür olayları yıllardır yaşadık.”
“Bu mesleğin kaderinde maalesef bu var” diyor.
“Bu mesleğe giren kardeşlerim bunu bilerek giriyorlar.”
Teselli bekleyen insanlara söylenecek laf mı bu?
Siz bu işler alışkınsınız, onlar da er geç öleceklerini biliyorlardı.
Fazla tantanaya gerek yok.
Hadi herkes evine.
14
Mayıs
2010
TÜRK sağı kendini üç kez yeniliyor. Süleyman Demirel ile, Turgut Özal ile, Tayyip Erdoğan ile.
Türk solu kendini bir kez yeniliyor, Bülent Ecevit ile. O yenileme, ne yazık ki, kağıt üstünde kalıyor, Ecevit iktidarında bir şey ifade etmiyor.
Ecevit, Cumhuriyet’in iki numaralı kurucusu İsmet Paşa’yı devirirken, ideolojik çıkış yapıyor. Ortanın Solu başlığını taşıyan solun kendini yenilemesindeki sloganlar unutulmaz:
Toprak İşleyenin Su Kullananın, Bu Düzen Değişmeli, İnsanca Hakça Düzen.
Ecevit’in ideolojik çıkışı, CHP içinde aynı zamanda bir kadro harekatı. Hareketin iki önemli ismi var. Turan Güneş ve Kamil Kırıkoğlu. İlk çıkıştan sonra, kadroya Deniz Baykal, Haluk Ülman, Erol Çevikçe, Adil Özkol katılıyor. “Mülkiye Cuntası” olarak anılan bu kadroyu, Ecevit daha sonra tasfiye ediyor.
14
Mayıs
2010
Beni seçen bu halkı gerçekten anlamıyorum:
Yok kişiliksizmişim, yok liderime köle gibi itaat ediyormuşum, yok benim kendi fikrim yok muymuş gibi bir takım eleştirilerle beni rahatsız ediyorlar.
Bir de bu eleştirilerine bazı (sapık) ideolojik kılıflar uyduruyorlar:
Neymiş, “Parti içi demokrasi önemliymiş”, “Parti içi demokrasi olmayınca, liderin yanlış yapması önlenemezmiş”, “demokrasi parti içinden başlarmış” falan filan.
Bunlar “demokratlık” maskesiyle “koministlik” yapan hainler.
Yahu kardeşim, siz hiç Türkiye’de “lidersiz” insan gördünüz mü?
Bu ülke “Allah sevgisini” bile tekeline alıp, “Şeyhiniz yol göstermezse cennete gidemezseniz” diyen din tüccarlarının destekledikleri tarikatlar aracılığı ile yönetilmiyor mu?
Yani toplumda liderlik geçerli, dinde bile lidersiz ibadet olmuyor, ama siyasete gelince, “liderine kölelik edersen kişiliksizsin”!
Yahu bu ülkenin tarihi altı yüz yılık bir kölelik kültürü üzerine dayalı değil mi?
Altı yüz yıl boyunca insanlar “Padişahım çok yaşa” diye yatıp kalkmadılar mı?
Ülkenin sadrazamlarını yani o zamanki başbakanlarını bile Padişah, sorgusuz sualsiz idam ettirmedi mi?
Günümüzdeki bütün partilerin bütün liderleri birer tarikat şeyhi gibi “kerametleri kendilerinden menkul” biçimde davranmıyorlar mı?
Gerçekten demokrat olan Erdal İnönü gibi aykırı bir lider de politikayı bırakmak zorunda kalmadı mı?
6
Kasım
2009
İnanamıyorum!..
Atatürk gibi bu milleti harcıyla, çimentosuyla birleştirip, bütünleştiren ondan bir ümmet değil bir millet yaratan muhteşem bir liderin, büyük bir önderin ölüm yıl dönümünde neler konuşuluyor?..
Kürt açılımı tartışmaları 10 Kasım’da başlatılır mıymış?..
Ya ne zaman başlatılacaktı?..
Atatürk gibi bir öndere yakışan bu değil midir?..
Atatürk bugün yaşasaydı, yarattığı bu milletin bağrından çıkan evlatların 25 yıldır halen savaştıklarını görseydi, “Ey millet ben sizin birbirinizle savaşmanız için mi savaştım?..” demez miydi?…
Mustafa Kemal gibi, geleceği gören, pragmatist, reel politiği dibine kadar hatmetmiş ve bir millet yaratmış lider “Hayır, hiçbir şey yapmayın… Yerinizde oturun, 30 yıl daha aynı terörle mücadele ediyoruz diye oturduğunuz yerde sayın..” mı derdi acaba?..
Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır.
Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göreceksiniz.
Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke.
Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, “Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım” diyordu.
Ceylan’ı vuran roket o “açılımın” içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz.
Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey.
“Anne, bana makarna pişirsene” dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması.
Bu kadar basit işte.
O kızın ölmemesi açılım.
Buna karşı mısınız?
Bunun içini boş mu buluyorsunuz?
Aslında bu soruları Baykal’la Bahçeli’ye Başbakan Erdoğan’ın sorması gerekiyordu.
Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor.
Başbakan, o roketin bir askerî birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.
Gazze’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkmak kolay.
Türkiye’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkın siz.
Nedir bu sessizliğiniz?
Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu?
Zor değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?
“Dağa çıkarım” diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter.
Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay.
Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular.
Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun.
Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?
Susuyorlar.
27
Eylül
2009
Siyaset olayına çok fazla girmem ama, Ak Parti iktidarı bazen kendisine güldürmek için azami çaba sarfediyor. Son günlerin bombası ise Kevin Costner’ın Demokratik Açılıma destek verdiği açıklaması. Bu haberi okuyunca sadece gülmüştüm fakat Yılmaz Özdil’in yazısını okuyunca Tayyip Erdoğan’a üzüldüm. Etrafında bir sürü saçma sapan demeç veren insanla uğraşmak çok zor olmalı diye. Neyse okuyun ve eğlenin. Eline sağlık Yılmaz Özdil.
Kevın Kostnır açılıma destek verdiğini açıkladı. Corc Kuluni, cumhurbaşkanımızı kıskandığı için biraz karşıymış galiba… Terminatör ise, “Ben zaten Ermeni açılımına destek veriyorum birader, her şeyi benden beklemeyin” demiş.
*
Sharon Stone’un, “Parayı bastırın, isterseniz gideyim Kandil’de açayım” dediği iddia ediliyor.
*