4
Mayıs
2011
Bunu başlığa yazdık ama beklentimiz o ki “Orta parmağım hıyar” diyenlere elinde tuzlukla koşan
saf kızlarımız karşılaşabilecekleri şeyleri uyanık olsunlar.. Çünkü başlarına gelebilecek “bahar etkinliği” umumi adaba mugayir bir şey..
Biz “Gelir bahar ayları.. Gevşer gönül yayları..” derken memleketin kadına hasret yiğit taifesini kastetmiştik.. Lakin olayı “hissi” boyutlarında yorumlayarak..
Buradan değerli hükümet adamlarına, fedakâr polis adamlarına sesleneyim..
Baharın yumuşak havası her bünyede “romantik” gelgitlere sebep olmuyor..
Hani yiğidin biri güzel bir kız gördüğünde; kalbine çırpıntı gelsin, gitsin çiçek toplasın, şiir yazsın..
Hatta belediyelerimizin peyzaj şaheseri bir Anayasa Parkı veya Cumhuriyet Parkı’na denk gelip, çayırı boş gördüğünde ayakkabıları yallah edip çimlerin üzerine zıplasın..
Baharda çayıra salınan danalar gibi koşuştursun..
Beklentimiz buydu..
2
Mayıs
2011
Koskoca İngiltere Kraliyet Ailesi’nin oğlan tarafı olduğu bir düğünün görkemi bu mu olmalıydı? O kilise de olmasa düğünü sokakta yaptılar sanacaktık.. Gözlerimiz adam gibi bir gelin başı, ışıltılı bir burma bilezik aradı ama.. Çok eksik vardı çook..
Prens William ile orta sınıftan Kate Middleton’ın düğününü izleyen yerli cinsten kadınlar, büyük bir hayal kırıklığına uğradılar..
Bir toplum müfettişi olarak bunun altını baştan çizeyim..
Hayal kırıklığına uğradılar çünkü adına “Kraliyet Düğünü” denilen dünya çapındaki olaydan bekledikleri alayişi, tantanayı göremediler..
Gelin Kate Middleton çok güzel bir kız.. Benim ölçülerime göre kocaman elli, kocaman ayaklı, kocaman burunlu Lady Diana’dan çok daha güzel..
Çevresine verdiği elektrikten, saçtığı ışıktan da belli ki Lady Diana’dan çok daha zeki..
19
Şubat
2011
Koskoca Kral Altıncı George kekeleyerek konuşurken üstünü başını yırtacak.. Filmciler bunu hikâye yapacaklar.. Üstelik tahtta da o kralın kızı oturacak.. Koskoca Britanya Adası’nda bunu dert eden çıkmayacak.. Cık! Cık! Cık!
Şimdiden ilân ediyorum..
İki vakte kadar Oscar ödülleri dağıtılacak ya! İlânatım ona dair.. Vizyona girer girmez seyrettiğim “The King’s Speech” filminin başrol oyuncusu Colin Firth, kendi dalında büyük ödülü alır..
Daha da kimse onu geçemez..
16
Ocak
2011
Garabet, marabet.. Durumumuz bu.. Kimsenin kendi ataları hakkında bir A4 kâğıdını dolduracak bilgisi yok.. Ahalinin yüzde doksanı etnik kimliğinden ve coğrafyasından habersiz.. Ona rağmen bol bol övünüyoruz hem de başkasına ait doğru dürüst bilmediğimiz geçmişle..
Digitürk kanallarından birinde yayınlanan, denk geldikçe ağzımı açık bırakan bir program var..
“Who You Do Think You Are?”
Hollywood çıkışlı programın adı böyle.. Türkçe karşılığı “Kim olduğunu düşünüyorsun?” olarak çevrilebilir..
23
Ekim
2010
Esnafın ufağına diyecek lafım yok ama sıfatının önünde “süper” tarifi olanların şerrinden ahaliyi Allah korusun.. Ya bunlarda vicdan kalmamış.. Veya Türkiye’yi çökertmek için “süper marketçi” kılığına girip durmadan etiketleri değiştiren uzaylı bir çete var..
Sinirim tepemde.. Marketten geliyorum.. Kara vicdanlılar, demlik poşet çayın doksan altılık kutusu için on bir buçuk lira fiyat çakmışlar..
Önceki yıl üç lira küsur kuruştu aynı paket..
Geçen yılın baharında tuttular, beş buçuk lira yaptılar..
Neredeyse yüzde altmış zam.. Bu yıl yaz başında aynı paketin etiketine bir göz atayım dedim.. Yedi küsur lira olmuş.. Eh yani!
O günden beri kafamda “Terlemeden mal kazanan zalimler..
Can verirken soluması zor imiş..” mealinde bir “çay yazısı” vardı..
Elimiz ona değdi, buna değdi, avarelikten bir türlü yazamadık..
Sen misin yazmayan? Bugün markette bir elim çaya gitti..
Bir gözüm etiketine.. Bir baktım benim dadandığım markanın paketi olmuş size on bir lira elli kuruş..
22
Ekim
2010
Elin adamı teknolojiyi geliştirir, insanlığın hizmetine sunar.. Bizim adamımız da o teknolojinin ek yerini arar ki hizmet alanları cezalandırsın.. O da yaratıcılık bu da yaratıcılık lakin fikirler ayrı.. Zaten fikirler hep bir olsa kurtla kuzu kardeş olurdu..
Durup dururken bir telefon geliyor.. Öte yakadaki ses Emniyet’ten aradığını iddia edip konuya giriyor:
“Sizin telefonunuzdan bazı şahıslara küfürlü hakaret mesajları atıldığını tespit ettik..”
Hoppala Hasan Dayı! Münasebetsiz yerim seyirdi..
İnsan böyle bir sürpriz suçlama karşısında haliyle cep telefonundan beter titreşime girer.. Hele karşınızdaki polisim, diyorsa..
İtiraz ediyorsunuz, karşıdaki ses bereket versin yatıştırıcı:
“Sizi suçlamıyoruz, cep numaranız taşıyıcı olarak kullanılmış.. Asıl kullanıcıyı arıyoruz.. Lütfen hatta kalın..”
Başlıyorsunuz beklemeye..
Telefon açık kaldığı sürece sizin aletten bilinmeyen kişinin aletine kontör yükleniyor..
19
Ekim
2010
Bu memleketin sağına soluna güven olmaz.. Hele ki hükümet adamlarının ipiyle kuyuya inilmez.. Sen “Ruhumu sattım.. Parasıyla da üç daire aldım.. Birinde oturuyor, ikisini kiraya veriyorum..” diye şişinirken bir bakmışsın ki Osmanlı’nın tavşan avlayan arabası tepende..
“Ruhumu kaça sattığımı yarın açıklıyorum..” anonsundan sonra Bay Ertuğrul Özkök’ün yazdığı yazı benim gibi beklentileri olan bir köşe yazarı için hayal kırıklığıdır..
Satış olacak ki rayic belirlensin..
Elimizin altında hazır ruhu işlem görmüş bir büyüğümüz var.. Fiyatı bir öğrensek biz de kendimize göre bir rayiç belirleyeceğiz..
“O beşe gitmişse ben yediye giderim arkadaş.. Benim halı sahada gol krallığım var..”
“Ben de en az altı ederim.. Benim dötüm daha büyük.. Salon salomanje..”
“Tövbe sekizden aşağı olmaz.. Ben tok satıcıyım..”
16
Ekim
2010
Birileri ahalinin aklına (!) o kadar güveniyor ki dolandırıcılık denilen mesleği gizliden değil ulu orta icra ediyorlar.. Hem de “Her şey dinleniyor, her şey takip ediliyor” denilen bir ortamda cep telefonu mesajıyla.. Bunlar hiç mi şu malûm dinleme ağına yakalanmıyor?
Cep telefonunda önce tiz bir ses.. Sonra yanıp sönen kapak ışığı.. Anlıyorsunuz ki mesaj gelmiş.. Hayırdır inşallah deyip açıyorsunuz..
İşte mesajınız..
“Tebrikler!
Hediye SAATİNİZ için!
Hemen 0532 111 97 97’i arayın, hem kol saatinizi alın hem de elektrik faturanızda indirimden yararlanın. 0532 111 97 97”
Bu ilk değil.. Daha önce de bir on bin lira müjdesi aldım.. Ondan önce de Nijerya’daki bir çekilişten yüz bin Euro ikramiye..
Yukarıdaki mesaj bu ay içinde kazandığım üçüncü paranın mesajı.. Ne bir çekilişe katıldığım var.. Ne de dadandığım bir talih işi organizasyonu..
Ama sürekli kazanıyorum (!)
8
Ekim
2010
Kanaat notumuzu erken vermişiz Kılıçdaroğlu’na.. Televizyonda seyrettiğim iki saatlik performansına bakılırsa, elimizin altında en az “yirmi beş sene başımızdan gitmeyecek..” bir siyasetçimiz var demektir.. Bu işe en çok da seyrek bıyıklı asabi şahsiyetin canı sıkılacak..
Ben “Referandumda oy
kullanamadığı için..” Altı Kazık Partisi Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na iki üç yazımda çaktım mı çakmadım mı?
El cevap: Çaktım..
Yazıyla çakarken aklım
başımda mıydı?
El cevap: Başımdaydı..
Yazıya oturduğumda bende “La taklab-üs salad” durumu var mıydı?
El cevap: Tövbe yoktu.. Ağzıma koymamıştım.. Bünyem vazodaki çiçek sapı gibi temizdi..
Önce bu tespitleri yapayım.. Okura hallerimi arz edeyim.. Sonra, önceki gece Kanal D’de Abbas Güçlü’nün yönettiği “Genç Bakış Programı”nda izlediğim Kemal Kılıçdaroğlu’nun notunu yeniden değerlendireyim..
“Irmağı deliye boyatırlar..”
24
Eylül
2010
Araştırmacı gazeteci olarak dikkatleri özel üniversitelerin hızar gibi işleyen “master tezgâhına” çekiyorum ki bunların kurbanı çoğunlukla kız öğrencilerdir.. Çıkışı olmayan bir yola girmişlerdir.. Oğlanlar mı? Onların çektiği beni ilgilendirmiyor.. Ben kız babasıyım ..
“Kız kısmının yedi yerde bahtı var..” lafı evlenmeye meraklı erkeklerin “algıda seçiciliğinin” yani beyinsel tembelliğinin altını çizer..
Bizde özlü söz mü yok?
“Başa sürülecek katranın olsun, keli taaa Selanik’ten gelir..” lafını al, evliliğe uyarla.. Maksat olarak girişteki cümleyi yine tutturursun..
Bu yazı peşrevine bakıp “Evlenememiş kızdan ümit kesilmez..” mealinde bir risale geliyor sanmayın..
Devir değişti.. Kızlar başka türlü oldu..
Vaktini geçiren kızdan ailesi ümidi kesiyor kesmesine de memleketin eğitim kurumları asla kesmiyor..
Al kızım sana lisans üstü eğitim..
Al kızım sana iki seneyi dolu dolu geçirecek “master” programları..