1

Aralık
2009

Annem borularımızı niye söktü

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Ropörtajlar  |  Yorum: Yok   |  608 views

Müjde ArBugüne kadar benimle yapılan onlarca röportajdan sonra, bu defa iş başa düştü.

Bayram söyleşisi için soruları ben kendime soruyorum. Galiba insanın kendine soru sorabilmesi için en önce korkularından soyutlanması gerekiyor. Hayatımızın çatısını oluşturan korkular günün birinde bakıyorsunuz yok olmuş. Kendi kendime kaldığımda en büyük değişimim nedir diye sorsam: “Her şeyden korkan küçük Müjde, hiçbir şeyden korkmaz oldu” derim.

* Dedem Trabzon’a tayin olduğunda, Anadolu’da usul olduğu üzere konu komşu tepsiler içinde yemekler gönderiyor. Dedem de bunların hepsini ‘Ulan siz Ali Rıza’ya rüşvet mi veriyorsunuz’ diyerek camdan döküyor. Eee, bu evden ne çıkacak, Aysel çıkıyor tabii.
* Annem oyuna giderken ‘Bizi de götür’ diye yırtınıyor, dönmeyecek diye korkuyorduk. Gece yastığımızın altında bulduğumuz gofret terk edilmediğimizin işaretiydi. Sabahtan akşama en az on kere tekrarladığı laf ise ‘Hırsız olmayın, orospu olmayın’ idi.
* Annem bir gün su saatine giden demir boruları kestirip, demirciye sattı, oraya kör tapa taktırdı. Belediyeden gelip, ‘Su saatini niye söktünüz?’ diye sordular. Aysel, ‘Müjdeee, Mehtaaap gelin’ diye bağırdı. ‘Bunlar orospu olmasın diye söküp sattım’ dedi.

24

Ekim
2009

Rumeysa’dan Önce -2-

Yazar: Bülent Ersin  |  Kategori: Bülent'in Yeri  |  Yorum: 1  |  104 views

Amerika’daydım, hâla öğrenciydim 26 yasındaydım.. Ne olduğunu anlamadığım bir bölümden her nasılsa mezun olmuş ve ne olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan başka bir bölümde master yapmaya başlamıştım. Normal bir hayat yaşayıp kendime anlamlı bir hayat kurabileceğimi umut ettim bir sure. Yapmam gereken tek şey okula gelmek, ders çalışmak, gece erken yatıp sabah erken kalkmaktı. Okulun bahçesindeki meşe ağacı! “Ne hayat ama” dedim kendi kendime. Yinede çok basit görünüyordu her şey. Her gün okula gitmeye başladım. İnsanlarla tanışmaya çalışıyor böylece yeni bir sosyal çevreye girmeye çalışıyordum. Okuldaki insanlar sadece GPA dedikleri not ortalamasından, dışardaki insanlar ise credit history dedikleri güvenilirliği ya da güvensizliği gösteren şeyden bahsediyorlardı.

looserBütün bunlar beni daha da bunaltmaya başlamıştı. Birçoğu dangalaklık üzerine gerilmiş kaygan, ince ve keskin bir ipte dans ediyordu adeta. Para durumum kötüye gitmeye başlamıştı ve Amerika’da paranın olmamasıyla varlığının gereksizliği tamamen aynı anlamdaydı. “Looser” diye bir kelime öğrendim burada. LOOSER!!!

20

Ekim
2009

Rumeysa’dan Önce -1-

Yazar: Bülent Ersin  |  Kategori: Bülent'in Yeri  |  Yorum: Yok   |  448 views

Öğrenciydim, berduşun tekiydim, 19 yaşındaydım ve bir kıza aşık olmuştum. Adının harflerini tek tek söyler sonra onları bir kâğıda yavaşça yazar ve her harfini yazarken onun ruhuna dokunabileyim diye bir dua ederdim. Adini gün boyunca defalarca fısıldadığımı hatırlıyorum kendi kendime; Rumeysa, Rumeysa…

heart breaking

Nereliydi hatırlayamadım simdi. Bildiğim tek şey adında bir tılsım taşıdığıydı sanki. İşte bu yüzden, asla fısıltıdan daha da yüksek bir sesle söyleyemedim adını. Onunla her karsılaşmamızda kalbimin nasıl büyük bir gürültüyle çarptığını hatırlıyorum da. Her seferinde kalbimden yükselen bu gümbürtüyü duyacağını düşünürdüm.

Bir gün karar verdim, odamın sarı duvarlarını çaresiz ve umutsuz bir yalnızlık içinde izlerken. Her şeyi bilmesi gerekiyordu. Mademki o çok güzeldi ve ben onun aşkına düşmüştüm, o zaman bundan o da sorumluydu. O zaman bilmeliydi her şeyi. Defalarca pratik yaptım kendi kendime. “Rumeysa, seni seviyorum tutar mısın ellerimden?” Tam da, böyle söylemek istiyordum.

-Ona, tutar mısın ellerimden?

12

Mayıs
2009

Amatör mamatör ama nefis senaryolar

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  641 views

Evet işte haftalardır gelen bilim-kurgu senaryolarından seçmeler. Vakit daha dolmadı. Ahmet Abi’nin dev film projesi için hala senaryo beklemekteyiz. Senaryoya doymuyoruz afedersin. Yalnız güzel kardeşlerim, rija ediyorum yazılarınızı noktadan, virgülden, büyük harften imladan mahrum bırakmayın. Ahmet Abi’nizin de bir sinir sistemi var. İnsan ömrü ortalama 60-70 sene. Şimdi bu güzel abiniz, en güzel yıllarını sizin noktanızı virgülünüzü düzelterek geçirirse bu işler olmaz di mi? Hadi hepinizi öptüm. Süper yazıyonuz. Ha bi dakka iki arkadaşım var ki muhteşem winamp skini hazırlamışlar (Adaşım Ahmet’in skini “Startrek” ile Maniac-Regaly kardeşimin hazırladıı “Köyümüz” temalı skin). Onları da indirmeden disconnect olmayın derim ben.

Ahmet AbiMarsın yok edici gücü

Zamanımızda geçen bu olayın baş kahramanı metün şentürk olsun istedim 1999′un yaz ayında başlıyan olay zamanımıza artı geleceğe dein devam etmiştir bilgilerinize arz ederim
sene 1999 hava sıcaktır esas oğlan metin bir göreve yollanmak üzre üsse çağrılır sevinç içerisinde koşa oynaya üsse giden metin Diyarbakır ergani yakınlarında olan üssün balkonundan doğayı seyretmektedir, doğaya dalmış olan metin kapının gıcırtısıyla irkilir ve atikliğini kanıtlarcasına silahını çekip içeri giren kişinin kafasına dayar sonra kafasına silahını dayadığı kişinin komutanı rauf olduğunu görür ve tırsar haliyle, yaptığı hareketten dolayı görevin elinden alınjaından tırsar. Ama korkusunun tersine rauf sevinmiştir işte seni seçmemin sebebi budur diye cümleler kurmaktadır tırsma yerini şaşkınlıa bırakmıştır. Metin ölece salak salak Raufun surata bakar bu muhabbet geçtikten soora metinin görevine sıra gelmiştir. Rauf Metine sırıtarak:
- Metin bilirsin seni olumgibi severim.
- ‘Bilirim efendim.’ Der Metin
- Metin sana bu gün verceğim görev çok tehlikeli, der Rauf
- Tehlike benim göbek adım, der Metin bişkin bi şekilde
- Bak Metin senin görevin bize tehdit yağdıran uzaylıların marstaki üslerini yok et mek der Rauf aslında bayaa tırsan Metin erkeklie ..ok sürdürmemek için görevi kabul eder binevi gaza gelmektir Metinin yaptığı.

7

Mayıs
2009

Sığır Roman – 3 – : Taxi Driver

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  25 views

‘Buraya bakın bok kafalılar. Burada artık size tahammül edemeyen biri var. İşinize taş koyacak biri… Dinleyin beni gerzekler. Burada artık size tahammül edemeyen biri var. Üç kaada, yavşaklığa, dalkavukluğa, pisliğe, boka karşı ayakta duruyor. Tam burada. Siz bittiniz…’

Robert De Niro / ‘Taxi Driver’ filminden

Ahmet Abi Taxi Driver
Demek gidiyorsun? Kapıyı yavaş kapa o halde
Sene iki bin bir. Taksici milletine duyduğum antipatinin kırk üçüncü senesi. Bir ara taksicilere gıcık kapma modası vardı. Özellikle köşe yazarları ve vj’ler arasında. Fakat sizi temin ederim sayın markiz, ben o olaya özenip böyle bir tribe girmiş değilim. Kırk üç sene boyunca tüm benliğim ve hatta auramla taksici ırkına karşı şiddet dolu, negatif enerjiler besledim. Bir taksinin ön koltuğunda otururken sinirden radyasyon saldığım anlar oldu. Fakat kendime göre son derece haklı sebeplerim vardı.

Çünkü ben ki kırk üç yıllık zorunlu taksi müşterisi olarak:

Bir- Futbolla hiç işim olmadığı halde, ısrarla yapılan maç geyiğine, ‘Evet Jardel’de nefis oynadı. Okaça çok fırlama çocuk. Rüştü’nün hal ve tavırlarını hiç beğenmiyorum’ gibi ortadan eşlikler yapmak zorunda kaldım.

İki- Kaloriferi üç bin derecede çalışan cehennem taksilerde yolculuk yaptım. Taksi kaloriferi yanığı bir tenim vardır.

Üç- Aralarında Laponya halk türküleri, Valhala kabilesi çiftleşme seromonisi ve Mars’tan gelen şifreli radyo frekansları olmak üzere her türlü radyo yayınını ve etnik müziği dinledim. Müzik kültürüm tüm Açık Radyo çalışanlarının müzik kültürünün toplamından yirmi kat daha fazla (Uğur Yücel hariç).

Dört- Burun direğimi bir takside kaybettim. Öyle sanıyorum ki, taksici arkadaş eve götürmek için çoraplarına soktuğu lahmacunları yirmi gündür orda tutuyordu. Evet o kokunun doğru açılımı bu. Başka bir tarifi olamaz.

Beş- Para üstümü yedirmemek için yıllarca cebimde bir Migros torbası bozuk parayla dolaştım.

Altı- ‘Üst Bostancı yolu açık olur ordan gidelim mi abi?’, ‘Ümraniye D-345 yolundan gidersek daha kestirme oluyo oraya sapıyorum?’ veya ‘Bolu tesislerinin ordan bildiğim bir Suadiye kestirmesi var, ordan şeediym mi?’ gibi blöfleri yiyerek, Üsküdar’dan Suadiye’ye ağırlığımca altın ödeyerek gittiğim günler oldu.

5

Mayıs
2009

Ahmet Abi’den Gerilim-Fantaazi Üçlemesi

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  47 views

Evet uzun uzun aralardan sonra yine burdayım, geldim, muhabbet için hazırım. Saolsun gerek eve telefon eden arkadaşlar (nerden buldularsa telefonu), gerek ii-meyil atan arkadaşlar, gerek cama taş atan eşşekler bir aylık tatilimi yarıda kesip işimin başına dönme mevzuunda beni ikna ettiler. İyi de oldu, bütün gün güneşin altında yatmaktan Kenya Hipopotamı’na dönmüştüm. Bizim çömez Emrecan’ı sahilde kuma gömülü bırakıp geldim. İki haftadan önce kurtulamaz ordan anten.

Neyse olayı fazla dallandırıp, tirbülanslandırmadan konuya girelim. Şindi babacım, geçenlerde hatırlarsınız ders mahiyetinde bi bilimkurgu yazısı yazmıştık. Zülkarneyn, yeccüc meccüc falan. Bu hafta da dedim, şu korku-fantazi olaylarına bir açıklık getireyim diye düşündüm. Bilmem yanlış mı düşünmüşüm.

Dev proje: Giriş Ahmet abinizden, gelişme ve sonuç sizden

İlk fantazi-gerilim dersimizde size daha önceden yazmış olduğum üç senaryo özeti şeyedicem. Senaryoların gelişme ve final kısımlarını özellikle vermiyorum. Gelişme ve final kısımlarını sizler yazıcaksınız. Böylece noolucak? Otomatikman bunnardan bir ders almış olucaksınız. Ha yok ben okuyamam, okumaya vaktim yok derseniz o ayrı mesele. Kimseyi insan olsun diye sopayla dövücek halimiz yok burda.

2

Mayıs
2009

Bahar geldi, çiçek açtı

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  14 views

Bahar nedir kardeşim?

Şimdi bahar geldi diyoruz, hop baharı yaşamaya başlıyoruz. Ama hiç iki dakka durup kafa yormuyoruz. Ne içindir kardeşim bahar? bahar niçin gelir? Kıştan sonra niçin bahar geliyor da mesela tutup sonbahar veya tekrar kış falan gelmiyor. Hatta ismini bilmediğimiz başka bir mevsim de gelebilirdi. Ya bahardan sonra ”dobar” diye bir mevsim gelseydi? Ha o zaman; ”aman ne güzel dobar geldi, gezelim eğlenelim” mi diyecektik?

piknik_alan

Ahmet Abi Piknik

Bahar nedir? E adı üstünde ya işte, ”bahar”… Bahar gelince bütün olarak kendinden bişii anlıyosun bişii hissediyosun ki yani bahar gibi tatlı bişii yoktur. Bahar, hele bahar ayı ben bunu her zaman söylüyorum, bahar ayının değeri çoktur, kıymeti çoktur. Ama bilene çoktur. Bilmeyene hiç… Hava, civa… Ya işte kış gitti bahar geldi. Ya, kış gitti bahar geldi ama baharın anlamı nedir kardeşim? Baharın özelliği nedir? İnsan yaşıyor, köftesini yapıyor, rakısını içiyor, topunu oynuyor, çocuk çoluğunu alıyor eğleniyor, içiyor, sahil şeridinde hız yapıyor. Bahar demek budur işte. Arabanın camını açarsın, sahilden Kuzguncuğa, Fethi Paşa korusuna.

2

Mayıs
2009

Sığır roman -1-

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  4 views

“Nasıl Mesih Oldum?” veya “Bir ‘rahatsızın’ anatomisi”

Bölüm 1: Zengin kızı Olga ve “Kabin Basıncı”

Bundan çok seneler evveldi. Dokuz yüz yetmişli yıllardı. O yıllarda zengin çocukları parti verir, Basf marka makaralı teyplerden “San Fransisko Sokakları”nın soundtrackinin tarzında müzikler dinlerlerdi. İşte yine a yıllarda (o yıllarda) Ahmet Abimiz, bir çıyan kıvraklığıyle partili, çaylı alemlerde dolaşır, her hafta başka bir çıtırın aklına girerdi. Bu yüzden tüm gece alemi, Ahmet’i “Çiyanni” lakabıyla anarlardı. Nitekim Ahmet, o zamanlar henüz “Abi” sıfatını almamış, kaotik ve fani bir hayat sürmekteydi. Peki mutlu muydu? Hayır.Ahmet Abi

Ciyanni bir süredir Ukraynalı bir kızla takılmaktaydı… Veya Litvanyalı. Tam olarak hatırlayamıyorum. Yani Çiyanni hatırlayamıyordu. İşte o taraflardan gelmiş sarışın ve soğuk bir kızdı Olga. Zengin bir fabrikatör olan Hulusi Kentmen, Olga’yı bir Rusya gezisi sırasında evlat edinmiş. Her türlü masraf yapıp, şımartarak büyütmüştü. O kadar soğuktu ki Olga, geldiği vakit Çiyanni, evin içinde odun sobası yakmak durumunda kalıyordu. Aylardan ağustostu ve Olga, Çiyanni’nin içindeki boşluğu sanki tırnaklarıyla kazarak daha da genişletmekteydi.

29

Nisan
2009

Tüm resimlerimi siyaha boyiciim

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  48 views

Ahmet AbiBildiğiniz gibi ilk kişisel sergimi geçen hafta Bayrampaşa Sanat Galerisinde açtım. Arkasından bu Hülya Avşar’ın sarı-kırmızı resim vukuatı şeyoldu. Bir resim bölümü profesörü, değerli sanatçı Hülya Avşar hakkında ileri geri konuşmuş, üstüne saldırmış. Kadıncağızı, resmininin önünde fotoğraf çektirip, televole esprileri yapıyor diye azarlamış. Bak bak bak. Hallaaaah… Sen üç kuruş maaşa çalışan, devletin bir profesörü, tut koskoca değerli milli sanatçımız Hülya Avşar hanfendiyi aşağıla. Allahtan bu Erol Aksoy müdürümüz oradaydı da kendini bilmez profesöre haddini bildirip, kendi resimlerinin sergilendiği sergiden kovdu. Bi de Tempo dergisinde bi Levent Evkuran vardı. Onu kim kovduydu hatırlayamadım şimdi. Neyse allah mahfaza ya profesör içerdeki sanatçılarımıza saldırsaydı, ısırsaydı falan. Bu filimlerdeki çılgın profesör tiplemeleri boşuna yazılmıyo babacım…

Neyse ben bu benim sergimi açtığım sırada olaydan haberim yoktu. Öğrendim, çok tadım kaçtı. Neyse ki o sırada yanımda değerli sanatçı arkadaşlarımız İsmayil ile Behzat vardı da teselli şeyettiler. Bakın bunlar değerli sanatçılar. Bugün bir İsmayil Türüt, bir Sühayıl Uygur kolay yetişmiyor. Bu insanları böyle bir ne idüğü bellisiz resim mesim için kırmamak küstürmemek gerekir. Bugün bir televole spikeri yetiştirmek için beşyüzellibin iş saati gerekiyor. Bugün bir Bayazıt Öztürk ki koskoca Cumhurbaşkanımıza, “O her kırmızı ışıkta duruyor, biraz zor gelir” diye laf atmış, arkasından da “Nıhahahah” diye gülebilmiş bir kazma… öhö yani kozmopolitik bir kişiliktir. Bu insanlar tarlada yetişmiyor. Hem İstanbul da tarla mı kaldı?

28

Nisan
2009

Ofis Uzayı’nda bir karadelik: Ahmet Abi

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  35 views

- Yav Ahmet Abi…
- Hah söyle Emrecan.
- Eee… Ahmet Abi. Sence 312. madde kaldırılıcak mı?
- Bilemiyorum, Banu Alkan’ın “Kaldıramazsan kaldırırlar güzelim” adlı şarkısı aklıma geliyor daha ziyade. Ispanaklı börek mi alıyoruz, peynirli mi?
- Ha dur tamam, hatırladım. Asıl onu sormayacaktım, başka bişey sorucaktım da hatırlayamadıydım.
- Sor. Peynirli alıyorum ha. Usta bize üç porsiyon peynirli paket, bi zaamet.
- Ya Ahmet Abi. Senle butün gün o sahil şeridi senin, bu çay bahçesi benim gezip dolaşıyoruz, güzel şeyler bunnar. Ama ben diyorum ki, artık biraz iş dünyasına gireyim, yappi takıliim, anasının gözü formatında adam yiyeyim.
- Bak Emrecan, ofis hayatının bazı zorlukları vardır. İş ortamlarında kafana göre takılamazsın. Ben kafama göre takılmayı seviyorum. O zaman naapıyorum? Çalışmıyorum.
Ahmet Abi, Oscar- Abi biliyorum ama benim hevesim var. Tüm zorluklarına razıyım iş yaşamının. Gerekirse boynumda kimlik kartı bile taşırım. Senin ofis tecrüben var, biraz tüyo rica edicektim senden.
- Peki anlaşıldı sen başka olaylar peşindesin. Al o zaman sana bi ofis yazısı.

Page 1 of 212

Facebook RSS Beslemesi
sponsor reklamlar

© Tüm Hakları Saklıdır - www.keyfizar.com
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress seo Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!