ARENA Stadı’ndaki protesto Başbakanın ve GS yöneticilerinin hiç beklemediği bir olaydı muhakkak… GS Başkanı Adnan Polat, derin bir üzüntüyle, stadın yapımında Başbakan’ın rolünü, hatta onun sayesinde yapıldığını anlatarak özür diledi.
Çirkin, kaba, kadir bilmez bir olaydı muhakkak.
Ama Başbakan bu olayı ve toplumun bazı kesimlerindeki hareketlenmeyi dikkatle okumalıdır…
Çünkü Başbakan önümüzdeki seçimlerde üçüncü defa iktidara gelecektir ve iktidarların üçüncü dönemi daima çok zorluklarla karşılaşır; evrensel bir kuraldır bu.
15
Kasım
2010
Memleketimizin değişmeyen konularından biri de Turgut Özal’ın ölümüdür..
Eceliyle öldü mü, öldürüldü mü?
Yani vakti geldi de mi gitti
Yoksa zehir marifetiyle, eceliyle ölmüş süsü verilerek öldürüldü mü?
Hangisi..
Bin tane tevatür var.. Ama işin aslını astarını ortaya çıkarmaya yönelik tek hamle yok..
Sanki konuşulsun, tartışılsın ama sonuç alınmasın isteniyor..
Her daim gündemde olsun..
Veya gündem boşluklarını doldursun..
Memleket tartışma sıkıntısı yaşamasın!..
19
Ekim
2010
1973’ün yine bir ekim ayıydı. Ben ilkokul 5’e gidiyordum. CHP’nin yeni genel başkanı, değişim rüzgârı estiriyordu.
Türkiye Avrupa Birliği’ne (o zamanki adıyla Ortak Pazar’a) girmeye çalışıyordu.
Ecevit, kontrgerillanın açığa çıkarılmasını istiyordu.
MİT’in Ecevit’in telefonlarını dinlediği iddia ediliyordu.
Türkiye seçime gidiyordu.
Ve Erbakan “İktidar olacağız” diyordu.
“İktidara gelirse herkes başını örtecekmiş. Erkeklere 4 kadına kadar izin verilecekmiş” deniliyordu.
Hoca bunlara gülüyordu.
14
Mayıs
2010
TÜRK sağı kendini üç kez yeniliyor. Süleyman Demirel ile, Turgut Özal ile, Tayyip Erdoğan ile.
Türk solu kendini bir kez yeniliyor, Bülent Ecevit ile. O yenileme, ne yazık ki, kağıt üstünde kalıyor, Ecevit iktidarında bir şey ifade etmiyor.
Ecevit, Cumhuriyet’in iki numaralı kurucusu İsmet Paşa’yı devirirken, ideolojik çıkış yapıyor. Ortanın Solu başlığını taşıyan solun kendini yenilemesindeki sloganlar unutulmaz:
Toprak İşleyenin Su Kullananın, Bu Düzen Değişmeli, İnsanca Hakça Düzen.
Ecevit’in ideolojik çıkışı, CHP içinde aynı zamanda bir kadro harekatı. Hareketin iki önemli ismi var. Turan Güneş ve Kamil Kırıkoğlu. İlk çıkıştan sonra, kadroya Deniz Baykal, Haluk Ülman, Erol Çevikçe, Adil Özkol katılıyor. “Mülkiye Cuntası” olarak anılan bu kadroyu, Ecevit daha sonra tasfiye ediyor.
14
Mayıs
2010
Beni seçen bu halkı gerçekten anlamıyorum:
Yok kişiliksizmişim, yok liderime köle gibi itaat ediyormuşum, yok benim kendi fikrim yok muymuş gibi bir takım eleştirilerle beni rahatsız ediyorlar.
Bir de bu eleştirilerine bazı (sapık) ideolojik kılıflar uyduruyorlar:
Neymiş, “Parti içi demokrasi önemliymiş”, “Parti içi demokrasi olmayınca, liderin yanlış yapması önlenemezmiş”, “demokrasi parti içinden başlarmış” falan filan.
Bunlar “demokratlık” maskesiyle “koministlik” yapan hainler.
Yahu kardeşim, siz hiç Türkiye’de “lidersiz” insan gördünüz mü?
Bu ülke “Allah sevgisini” bile tekeline alıp, “Şeyhiniz yol göstermezse cennete gidemezseniz” diyen din tüccarlarının destekledikleri tarikatlar aracılığı ile yönetilmiyor mu?
Yani toplumda liderlik geçerli, dinde bile lidersiz ibadet olmuyor, ama siyasete gelince, “liderine kölelik edersen kişiliksizsin”!
Yahu bu ülkenin tarihi altı yüz yılık bir kölelik kültürü üzerine dayalı değil mi?
Altı yüz yıl boyunca insanlar “Padişahım çok yaşa” diye yatıp kalkmadılar mı?
Ülkenin sadrazamlarını yani o zamanki başbakanlarını bile Padişah, sorgusuz sualsiz idam ettirmedi mi?
Günümüzdeki bütün partilerin bütün liderleri birer tarikat şeyhi gibi “kerametleri kendilerinden menkul” biçimde davranmıyorlar mı?
Gerçekten demokrat olan Erdal İnönü gibi aykırı bir lider de politikayı bırakmak zorunda kalmadı mı?