2
Ekim
2009
15
Ağustos
2009
24
Temmuz
2009
23
Haziran
2009
18
Haziran
2009
Bizim kuşak, yani 1930′lu yılların sonunda ve 1940′lı yılların başında da doğanlar, ilk, orta ve lise eğitim bakımından çok şanslıydı.
Örneğin benim okuduğum Şişli Terakki Lisesi‘ndeki edebiyat öğretmenlerini şöyle bir saydığım zaman, dönemin bütün “ağır topları“ndan ders alma şansına sahip olduğumuzu fark ediyorum:
Nihad Sami Banarlı, Zeki Ömer Defne, Behçet Necatigil, İzgen Öksüzcü-Bengü (Memet Fuat‘ın eşi) hep bizim hocalarımız arasındaydı.
Ben en çok Nihad Sami Banarlı‘da okudum.
Nihad Sami Banarlı ilginç bir adamdı.
Tam bir soğuk savaş dönemi hocasıydı.
Aşırı milliyetçi eğilimlerini, güçlü bir “anti-komünist” dünya görüşü çevreçevesinde bize aktarırdı.
Örneğin, “Hangi şairdir ki ekmekten, topraktan, yağmurdan, güneşten söz eder, o komünisttir, çünkü bunlar hep ortaklaşa olan, paylaşılan değerlerdir” derdi.
Picasso’nun, “kübizm” aracılığı ile Batı’nın estetik değerlerini ve sanat felsefesi anlayışını yozlaştırmak için Moskova’dan yani kömünsitlerden milyonlarca dolar para yardımı aldığını söylerdi.
Kruşçev‘in, Picasso‘yu nasıl eleştirdiğini duyunca, (ki yaklaşık olarak Nihad Sami Banarlı‘nın iddialarıyla aynı zamanlarda bu eleştirileri yapmıştı) hemen aklıma Banarlı gelmişti.
Ama bütün bu “taraflı” ve oldukça çarpıtılmış dünya görüşüne karşın, özellikle Divan Edebiyatı’nı çok yi bilirdi Nihad Sami.
Ben hâlâ divan edebiyatından bir mısra duyar duymaz, otomatik alarak veznini çıkarırım, ondan öğrendiğim bilgilerle.
14
Mayıs
2009