29
Nisan
2011
Yüzlerce milletvekili adayı içinde en çok dikkati çeken isimlerden biri olan sinemacı-yazar Sırrı Süreyya Önder, kucaklayıcı bir dille seçmenin karşısında… Önder’le YSK’nın kararını, Güneydoğu’da yaşanan gerginliği, bölünme paranoyasını konuştuk…
İnsaf çarşısında buluşalım” diyor, “Kelimeleri hoyratça kullanmayalım” diyor, “Hayat bizi tekzip etmez inşallah” diyor. Sırrı Süreyya Önder’in sırrı samimiyetinde, seçtiği, kullandığı kelimelerde… BDP’nin İstanbul 2. Bölgeden bağımsız milletvekili adayı olan Önder Türkiye’nin ihlaller ülkesi olmasından kurtulmasını istiyor. Sihirli bir formülü yok, elinde yine kelimeleri var, diyor ki: “Kibiri bir yana bırakacağız, bu ülkeyi gül bahçesine döndüreceğiz!”
■ Nasıl geçiyor günleriniz?
Kaosla. Daha bir türlü kampanyayı başlatamadık. Kitleyi teskin etmeye, yatıştırmaya, süreci barış çizgisinden hiç kopartmamaya yönelik muazzam bir seferberlik halimiz var.
14
Mart
2011
İbrahim Tatlıses, nam-ı değer İbo.
İbrahim Tatlıses denince aklıma askerlik arkadaşım Mehmet gelir. Mehmet tam bir İbo hayranıydı. Onun türkülerini söyler, onun gibi maço tavırlar sergilerdi. Askerlik günlerinde akşamları onun sesiyle avunurduk.
İbonun hayatımızdaki tek yeri bu değildi tabi ki. Dönem dönem dozu azalıp çoğalan bir şekilde İbo şarkılarını dinlerdik.
Aşağıda izleyeceğiniz kısa film son günlerde izlediğim en eğlenceli video.
Bok üzerine hiç bilmediğiniz veya bilmek istemediğiniz detaylara bu video sayesinde ulaşabilirsiniz.
Unutmayın, bok sadece bok değildir.
Videoya emeği geçen Orçin Uzun ve Erhan Altınbaşak’a teşekkürler.
12
Mayıs
2010
Videoda kötü, kaba saba Alman pornoları izlerdim, ama bilhassa şu VCD olayı çıktı çıkalı ne Jenna Jameson’lar, ne Asia Carrera’lar, ne Clauida Chase’ler kaldı görmediğim. Biz yirmi yıl öncesinin Gloria Guida’sını ilahe sanırken, adamlar sektöre ne güzel yıldızlar kazandırmışlar, şaştım kaldım. İyiydi hoştu, nice yalnız gecelerimiz renklendi sayelerinde, ama ne yalan söylemeli, yine de ‘o’ sinemaların, o sinemalarda oynatılan birbirinden berbat ‘o’ filmlerin hastasıyım. Birbirinden berbat Türk filmlerinin, bıktırıcı İtalyan seks komedilerinin, Latinlerin iç karartan, turistik ‘sahil’ orjilerinin, Almanların ‘Alice ‘über’ Wunderland’ veya ‘Drei Dirndle in Paris’ türünden pornografik gerçeküstücü denemelerinin, Fransızların yalılarda, saraylarda geçen aile içi seks entrikalarının tadı damağımda hâlâ.
İnsanın, hele bir erkeğin hayatında kendisini mutlu hissettiği anlar çok nadir. Ben, yeniyetmelikten yeni yeni çıkarken, seks filmi oynatan sinemalarda kendimi öyle mutlu hissettim, bugün de hissederim. Kendine özgü bir büyüsü vardır o sinemaların. Kıyıda, kirli, sidik kokulu; koltukları, teybi, film makinesi, pisuarları, perdeleri, ışıkları mütemadiyen arızalı… Ben şu yaşıma geldim, içlerinde biraz olsun temiz, bakımlı birine rastlamadım. İşte zaten buydu mesele, gizli saklılığın, özene gerek bırakmayan tabiiliği; seni tek bir taleple tanımlayıp, tozun toprağın ortasına salıveren samimiyet. Otuzbire gelmiş bir adamın, boyalı bir salon, sağlam bir perde ne işine yarardı ki?
1
Aralık
2009
Bugüne kadar benimle yapılan onlarca röportajdan sonra, bu defa iş başa düştü.
Bayram söyleşisi için soruları ben kendime soruyorum. Galiba insanın kendine soru sorabilmesi için en önce korkularından soyutlanması gerekiyor. Hayatımızın çatısını oluşturan korkular günün birinde bakıyorsunuz yok olmuş. Kendi kendime kaldığımda en büyük değişimim nedir diye sorsam: “Her şeyden korkan küçük Müjde, hiçbir şeyden korkmaz oldu” derim.
* Dedem Trabzon’a tayin olduğunda, Anadolu’da usul olduğu üzere konu komşu tepsiler içinde yemekler gönderiyor. Dedem de bunların hepsini ‘Ulan siz Ali Rıza’ya rüşvet mi veriyorsunuz’ diyerek camdan döküyor. Eee, bu evden ne çıkacak, Aysel çıkıyor tabii.
* Annem oyuna giderken ‘Bizi de götür’ diye yırtınıyor, dönmeyecek diye korkuyorduk. Gece yastığımızın altında bulduğumuz gofret terk edilmediğimizin işaretiydi. Sabahtan akşama en az on kere tekrarladığı laf ise ‘Hırsız olmayın, orospu olmayın’ idi.
* Annem bir gün su saatine giden demir boruları kestirip, demirciye sattı, oraya kör tapa taktırdı. Belediyeden gelip, ‘Su saatini niye söktünüz?’ diye sordular. Aysel, ‘Müjdeee, Mehtaaap gelin’ diye bağırdı. ‘Bunlar orospu olmasın diye söküp sattım’ dedi.
Video furyasının olduğu yıllarda, sürekli Ninja filmleri izlerdik. Hatta bir ara Ninjalığa özenip kung-fu kursuna bile abimle gitmiştim. Ama ne yazık ki zannettiğim kadar eğlenceli çıkamamıştı. Birden bire kendimi o akrobatik hareketleri yapabileceğim bir ortamda bulacağımı düşünüyordum. Oysa kursta kata denilen anlamsız şeyler yapıp, tuhaf tekmeler atmaya çalışıyorduk.
Neyse bu günlerden birinde, arkadaşların bahçesinde oyun oynuyorduk. Hangi akla hizmet yaptığımı bilmiyorum ama kendime bir ağaç buldum. Kömürlüğüm üstünden ağacın dalına atladım ve sallanmaya başladım. Tabii arada sırada da “-Haaayytt, hooyytt” diye sesler çıkartıyordum ki, birden ağaçtan sırt üstü düştüm. Nefesim kesilmiş ve konuşamıyordum. Aklımdan öleceğim geçiyordu. Bu sırada arkadaşlar ise;
“-Götü kırık Ninja” diye tempo tutuyordu.
Onlara bu gün bile kızgınım yaptıkları tezahürat için değil, ben orada soluk alamazken pezevenklerin bayağı bir süre güldükten sonra yardım etmelerine kızgınım.
Neyse geçmiş gün.
22
Ağustos
2009
İlk internete girdiğimde 28.800 modemim vardı. O zaman internete girmek bir ayrıcalıktı, soranlara çok karmaşık bir şeymiş gibi anlatıp yok yere havamızı atardık. Sanki interneti icat etmişiz gibi. Ama neyse konumuz değil, daha sonra internet yaygınlaştı. Yaygınlaştıkça, hızı artmaya başladı ve sanki biraz da tadı kaçtı.
Demiştim ya ilk internete girdiğimde sitenin açılmasını beklerken çayımı çorbamı almaya gider, tuvalete kaçardım. Site açıldıysa hemen çıkmaz gerekli gereksiz her şeyi incelerdim. O zamanların meşhur sitesi www.hatun.com’du meşhur ünlülerin resimleri yayınlarlardı. (O zamanda ücretlimiydi hatırlamıyorum) Resimlere bakmak müthiş zevk verir, ağzımızın suyu akardı. Önce kadının kafası gözükür, sonra göğüsler vs.
Neden resmin nasıl çıktığını yazdığımı açıklayayım.
23
Haziran
2009
Okey
Okey oynadığımız bir gün arkadaşın biri, okeyi zeka geliştirdiğinden dolayı oynadığını söyleyince çok gülmüştüm. Hesabı ödeyince bir hüzün kapladı ki beni sorma gitsin.
Filmlerdeki Kızılderili tiplerine uyuz olurum. Hepsi bilge, hepsi alim. Anasını satayım, kime ne faydaları var ateş suyu içmekten başka.
İdeal eş güzel olmalı, iyi yemek yapmalı, ailesi ve arkadaşları olmamalı birde bana çok matah bir şeymişim gibi davranmalı. En önemlisi her sevişmeden sonra bana sen ne dayanılmazsın diye bakmalı. Çok mu şey istiyorum mutlu olmak için ne?
En kızdığım espriler sarışınlar üzerine olanlardır. Onların suçu değil ki güzel uzun bacaklara, renkli lenslere ve dolgun göğüslere sahip olmaları.
Staj yaptığım yıllarda bazen Unkapanı’ndaki Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığına gitmem gerekiyordu. Plakçılar çarşısının önünden geçerken bağıra çağıra şarkı söylerdim. Belki keşfedilirim diye…
Zenka; Özlem Tekin’in Karaoğlan adlı dizideki kötü büyücü tiplemesinin adıydı. Buda bizden genel kültür olsun diye.
Ufak bir gitar tıngırtısı duyunca kafa sallayan tipler yüzünden. Saçım uzun olduğu zamanlarda, biraz hızlı bir parça çıkınca kafasını sallayıp sırıtan tipler olurdu etrafta. Kafasını züktüklerim.
Birkaç defa tırnağım çekilmek zorunda kalmıştı. İlk birkaç pansuman çok acı verici olabiliyor. Bu pansumanlar sırasında sürekli, iyileştiğim zaman 5 vakit namaz kılıp, daha iyi bir insan olacağıma dair dua ederdim. Pansumanlar bitince bu kararımı ertelerdim.
Tırnağım çekildiği için özel bir muayenede tırnağıma pansuman yaptırıyordum. Canım yandığı için sprey kullanılmasını istedim, pansuman açılırken. Pis moruksa bana dedesinin Kurtuluş Savaşı’nda narkozsuz ameliyat yaptığını söyledi. Bak piçe ben ondan sprey istiyorum, o bana tarih dersi veriyor..