13

Mart
2011

Hey gidi Britney

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Günlük  |  Yorum: Yok   |  51 views

Britney Spears’ın yurt dışında OUT dergisine cüretkâr pozlar verdiğini gazetelerde görünce. Mazi gözümde canlandı.

Ergenliğimizin çıtırıydı. Tabi sonradan mahallenin kaşarı olup çıktı ama ben onu hep bekâretini evleneceği eşine sakladığını söyleyen haliyle hatırlamak istiyorum. Tabi bu açıklamayı yaparken diğer taraftan verdiği iç gıcıklayıcı pozları veya bizim ergen sivilceleri coşturan kliplerine akıl erdiremiyordum.

Olsun..

16

Mayıs
2010

Manita Klişeleri -4-

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  42 views

Chilek1“Canım hiç çıkmak istemiyor, evde oturacağım bugün”

Sık sık bu cümleyi tekrarlıyorsa, durum kötüye gidiyor demektir. Artık ilişkiyi bitirmek istediğini bir türlü söylemeyi başaramayan erkeklerin en kolay kaçış tekniğidir. Giderek içine kapanır, telefonlarınıza çıkmamaya başlar… Eninde sonunda gerçeği itiraf edecektir… O gün gelmeden siz pılınızı pırtınızı toplamaya bakın…


“Erkek erkeğe eğleneceğiz, kızlar gelmeyecek”

“Çapkınlık erkekliğin şanındandır” saçmalığını fazla ciddiye aldıklarını, o”erkek erkeğe” masalara gözlerini kestirdikleri bir kızı oturtmaya bayıldıklarını biliyoruz zaten… Fazla söze ne hacet.

Erkek-erkeğe-eğleneceğiz-kızlar-gelmeyecek“Ben de aşkımızı herkesin bilmesini istiyorum, ama…”

İşte gizli yaşanan ilişkilerin en kritik cümlesi. Birçok sebebi olabilir. O sebeplerin, eğer sizi gerçekten seviyorsa, hiç değer taşımadığını kendinize tekrarlayıp durun. Israrla gizliyorsa, durmayın, kaçın… En güzeli…

“Senin incinmeni hiç istemiyorum.”

Ben senin incinmene bayılıyorum ama… Pöh! Ne sahte, ne ikiyüzlü… İncinmemi istemiyorsan incitme, incitecek şeyler yapma. Önce incit, sonra böyle günah çıkart. Hem de iyilik meleği pozlarında. Yok ya!

Not.: Bir zamanlar Chilek.com internet sitesinde yayınlanmış yazıdan alıntı.

15

Mayıs
2010

Manita Klişeleri -3-

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  15 views

Chilek“Mantığım ayrılmam gerektiğini söylüyor”


İnsan yüreğinden medet umamazsa, mantığından umar elbette… Bazen doğruları söylemek çok güç gelir. Dürüstçe “bitti” demek, “artık seni sevmiyorum” ya da “başkası var hayatımda, bir başkasına kapıldım” diyebilmek cesaret ister. İsterseniz yaşananlara duyduğunuz saygıyı bahane edin, ister gerçekten bir ikileme düştüğünüzü fark etmez; gerçek tüm ağırlığıyla önünüzde duruyordur. Ve siz aceleyle bir maske takmalısınız yüzünüze. Aslında, bu ayrılık tiradı zannettiğiniz gibi işi kolaylaştırmaz, zorlaştırır. Bir kere yalan söyleyince, başka yalanlar da uydurmak zorunda kalırsınız. Sevgiliniz mantıktan, bilinmeyen doğrulardan dem vurararak ayrılma kararıyla önünüze gelirse ve siz onu bırakmak niyetinde değilseniz, üstüne gidersiniz. “Birlikte halledebiliriz, bana anlatabilirsin” dersiniz. Ve o da yeni yalanlar uydurur, saplandıkça saplanır bataklığa. İkiniz de acı çekersiniz. Halbuki en başta doğruyu söylese, keskin bir acı nöbeti, dingin bir zihin bırakır geride.
Kısacası, ayrılma kararını mantık değil, yürek verir.

“Eninde sonunda pişman olup, ayaklarıma kapanacak”
askBu düşü sadece kadınlar mı kurar bilmiyorum; ama çoğu ayrılığın ardından sarf edilen ilk cümlerdir. Adam ardına bakmadan bırakıp gitmiş, terk etmiştir. Kadın bunalımdan bunalıma sürükler zihnini. Depresif ayrılık öykülerinden biri yaşanır. Hiç gelmeyen telefonlar, arkadaşlardan alınan haberler, “terk etti” kelimesi yerine uydurulan bahaneler, arkadaşlarla yapılan bitmek tükenmez analizler, aniden bastıran ağlama nöbetleri… Komiktir, oyuncular değişse de senaryo genelde aynı kalır. Ve en büyük teselli de hep aynıdır. Eninde sonunda dönmesi, ayaklarına kapanıp af dilemesi, nasıl pişman olduğunu, aslında onu deliler gibi sevdiğini söylemesi… Asla gelmez. En azından beklenen zaman diliminde. Aradan aylar, belki yıllar geçer ve bir anda unuttuğunuz, kalbinizin kendinizin bile hatırlamadığı bir köşesine gömdüğünüz kişi çıkıverir karşınıza. Pişmanlığını anlatır. Artık hiçbir önemi kalmamıştır, güler geçersiniz…

Not.: Bir zamanlar Chilek.com internet sitesinde yayınlanmış yazıdan alıntı.

14

Mayıs
2010

Manita Klişeleri -2-

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  15 views

Chilek“Öncelikle hayatıma bir yön vermem lazım”


Genellikle ilişkinin krize girdiği anlarda, sarfedilen bu cümle sonrasında gelecek ayrılık isteğine mantıklı bir çözüm üretmek için uydurulur. “Kim olduğumu, ne yapacağımı bile bilmiyorum daha” klişesiyle renklendirilip, psikolojik bir sorun olarak sevgilinin önüne sürülünce verilecek cevap da kalmaz. Bu gibi durumlarda, itinayla başınızı sallayıp, ona hak verdiğinizi belirtir ve ayrılık kararını sessizce kabullenirsiniz. Ancak o meşhur “yön”ün başka kızlara doğru kaydığını duyduğunuzda üzülmeyin; zira kendinizi tükenmiş bir ilişki için paralamak hiç de akıl karı değil. Siz de hayatınıza yeni bir yön vermeyi deneyin!

böylesi-ikimiz-için-daha-iyi“Böylesi ikimiz için de daha iyi”
Ayrılık teklifinin ardından söylenen en yapıcı cümle. Yine verilecek cevapların önü tıkanmış durumda. Bir kere o sizin için en iyinin ne olduğuna nasıl karar verir, nasıl böylesine cüretkar bir cümle yumurtlayabilir belirsiz. Sırf hezeyana yol açmadan, anı kurtarmak derdiyle klişelere sarılmak adettendir. Ayrılık ona iyi gelecek olabilir tabii. Zaten söylemeye çalıştığı da budur; “Başının çaresine bak, gerisi beni ilgilendirmez.” Sizin yaşadığınız hayal kırıklığı, hüzün onu ilgilendirmez. Boş verin, ilgilenmesin. Bu da sizin için en iyisi…

“Ruhumun diğer yarısını arıyorum”
İyi, sana hayatta başarılar. Daha ne söylenebilir ki? Tabii, bu cümle (bu sefer de ayrılıktan açıldı konu, iyi mi) ayrılık teklifinden önce ya da sonra geliyorsa. Yoksa, kimi durumlarda bir iltifat ya da sadece bir temenni gibi algılayabilirsiniz. Sahi, siz ruhunun diğer yarısını arayanlardan mısınız yoksa? Eğer öyleyse, yani bir yerlerde eşruhunuzun bulunduğunu düşünüyorsanız iflah olmaz bir romantiksiniz demektir. Ne güzel…

Not.: Bir zamanlar Chilek.com internet sitesinde yayınlanmış yazıdan alıntı.

13

Mayıs
2010

Manita Klişeleri -1-

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  21 views

Chilek“Canım hiç istemiyor, ama…”

Bu sefer inanmak için kendimizi iyice zorlayalım. Düşünün bakalım, evde oturuyorsunuz ve erkek arkadaşınız o gece dışarı çıkamayacak. Sizin içiniz kıpır kıpır. Anneden babadan izin gerekirse çok önceden alınmış bir adet elde mevcut. En yakın arkadaşınız aradı ve harika bir program önerdi. Canınız çekmezse eyvallah. Ama çeker değil mi? Aynısının ona olduğunu düşünün. Tabii ki sizi bırakıp gitmeye her an hazır ama bir yandan vicdanıyla muhasebe etmesi gerekiyor. O da ne yapıyor? Gidiyor ama “canım hiç istemiyor” ayaklarıyla. İnanma!

“Bana güvenmeyen bir insanla olamam”

Bak bak. Bir de üste çıkıyor. Yavuz hırsız ev sahibini kovalar misali. Suçu su üstüne çıktı ya, etekleri tutuştu tabii. O da yapması gereken tek şeyi yapıyor ve üste çıkmaya çalışıyor. Aslında hiç akıllıca değil. Can çekiştiği dikkatli bir göz tarafından hemen algılanabilir. Eğer size “Bana inanmadığına inanamıyorum, halbuki seninle ilişkimi güven üstüne kurmuştum” deyip odayı terkediyorsa, birazdan geri gelecek demektir. Belki de ağır abi olur ve kendini haklı göstermek için iyiden iyiye naza çeker. Denemesi bedava.

homer_simpson3“Bugün çok yorgunum erken yatacağım”

Eğer telefonla konuşurken sık sık esnemeyi ihmal etmiyorsa “Bugün aldığın ayakkabının topuğu beni hiç enterese etmiyor” diye düşünmeye başlamıştır. Emin olun telefonu kulağından uzakta tutup bir yandan uyukluyordur. Asla yorgun düşemezler diye bir iddiamız yok elbette. Tabii ki dinlenmeye ihtiyaç duyabilirler. Ancak bunun gerçekliğini anlamak size düşüyor. Eğer içinize bu şüphe düştüyse o zaman onu bir deneme testine tabi tutun. Öncelikle bu cümleleri ne sıklıkla söylediği önemli. Bir insan her gecede yorgun olamaz ki değil mi ama?

“Bıcır bıcır ne de güzel konuşuyorsun”

Tehlike çanları. İlişkinin ileriki aşamalarında çok konuştuğunuzdan dem vuracak. Arkadaşlarına sizi şikayet etmeye başlamış bile olabilir. Siz cümleleri ardı arkasına sıralarken içinden bayılmak üzere olduğunu düşünüyordur belki de. Her yaşadığınızı anlatarak açık yüreklilik ettiğinizi düşünüyorsanız, ancak yanılmaya hazırlıklı olun.

Not.: Bir zamanlar Chilek.com internet sitesinde yayınlanmışyazıdan alıntı.

12

Mayıs
2010

Vivid bize gelmez Zerrin’i isteriz

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Zamanlar  |  Yorum: Yok   |  2.871 views

Zerrin-EgelilerVideoda kötü, kaba saba Alman pornoları izlerdim, ama bilhassa şu VCD olayı çıktı çıkalı ne Jenna Jameson’lar, ne Asia Carrera’lar, ne Clauida Chase’ler kaldı görmediğim. Biz yirmi yıl öncesinin Gloria Guida’sını ilahe sanırken, adamlar sektöre ne güzel yıldızlar kazandırmışlar, şaştım kaldım. İyiydi hoştu, nice yalnız gecelerimiz renklendi sayelerinde, ama ne yalan söylemeli, yine de ‘o’ sinemaların, o sinemalarda oynatılan birbirinden berbat ‘o’ filmlerin hastasıyım. Birbirinden berbat Türk filmlerinin, bıktırıcı İtalyan seks komedilerinin, Latinlerin iç karartan, turistik ‘sahil’ orjilerinin, Almanların ‘Alice ‘über’ Wunderland’ veya ‘Drei Dirndle in Paris’ türünden pornografik gerçeküstücü denemelerinin, Fransızların yalılarda, saraylarda geçen aile içi seks entrikalarının tadı damağımda hâlâ.

İnsanın, hele bir erkeğin hayatında kendisini mutlu hissettiği anlar çok nadir. Ben, yeniyetmelikten yeni yeni çıkarken, seks filmi oynatan sinemalarda kendimi öyle mutlu hissettim, bugün de hissederim. Kendine özgü bir büyüsü vardır o sinemaların. Kıyıda, kirli, sidik kokulu; koltukları, teybi, film makinesi, pisuarları, perdeleri, ışıkları mütemadiyen arızalı… Ben şu yaşıma geldim, içlerinde biraz olsun temiz, bakımlı birine rastlamadım. İşte zaten buydu mesele, gizli saklılığın, özene gerek bırakmayan tabiiliği; seni tek bir taleple tanımlayıp, tozun toprağın ortasına salıveren samimiyet. Otuzbire gelmiş bir adamın, boyalı bir salon, sağlam bir perde ne işine yarardı ki?

24

Ekim
2009

Rumeysa’dan Önce -2-

Yazar: Bülent Ersin  |  Kategori: Bülent'in Yeri  |  Yorum: 1  |  104 views

Amerika’daydım, hâla öğrenciydim 26 yasındaydım.. Ne olduğunu anlamadığım bir bölümden her nasılsa mezun olmuş ve ne olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan başka bir bölümde master yapmaya başlamıştım. Normal bir hayat yaşayıp kendime anlamlı bir hayat kurabileceğimi umut ettim bir sure. Yapmam gereken tek şey okula gelmek, ders çalışmak, gece erken yatıp sabah erken kalkmaktı. Okulun bahçesindeki meşe ağacı! “Ne hayat ama” dedim kendi kendime. Yinede çok basit görünüyordu her şey. Her gün okula gitmeye başladım. İnsanlarla tanışmaya çalışıyor böylece yeni bir sosyal çevreye girmeye çalışıyordum. Okuldaki insanlar sadece GPA dedikleri not ortalamasından, dışardaki insanlar ise credit history dedikleri güvenilirliği ya da güvensizliği gösteren şeyden bahsediyorlardı.

looserBütün bunlar beni daha da bunaltmaya başlamıştı. Birçoğu dangalaklık üzerine gerilmiş kaygan, ince ve keskin bir ipte dans ediyordu adeta. Para durumum kötüye gitmeye başlamıştı ve Amerika’da paranın olmamasıyla varlığının gereksizliği tamamen aynı anlamdaydı. “Looser” diye bir kelime öğrendim burada. LOOSER!!!

20

Ekim
2009

Rumeysa’dan Önce -1-

Yazar: Bülent Ersin  |  Kategori: Bülent'in Yeri  |  Yorum: Yok   |  448 views

Öğrenciydim, berduşun tekiydim, 19 yaşındaydım ve bir kıza aşık olmuştum. Adının harflerini tek tek söyler sonra onları bir kâğıda yavaşça yazar ve her harfini yazarken onun ruhuna dokunabileyim diye bir dua ederdim. Adini gün boyunca defalarca fısıldadığımı hatırlıyorum kendi kendime; Rumeysa, Rumeysa…

heart breaking

Nereliydi hatırlayamadım simdi. Bildiğim tek şey adında bir tılsım taşıdığıydı sanki. İşte bu yüzden, asla fısıltıdan daha da yüksek bir sesle söyleyemedim adını. Onunla her karsılaşmamızda kalbimin nasıl büyük bir gürültüyle çarptığını hatırlıyorum da. Her seferinde kalbimden yükselen bu gümbürtüyü duyacağını düşünürdüm.

Bir gün karar verdim, odamın sarı duvarlarını çaresiz ve umutsuz bir yalnızlık içinde izlerken. Her şeyi bilmesi gerekiyordu. Mademki o çok güzeldi ve ben onun aşkına düşmüştüm, o zaman bundan o da sorumluydu. O zaman bilmeliydi her şeyi. Defalarca pratik yaptım kendi kendime. “Rumeysa, seni seviyorum tutar mısın ellerimden?” Tam da, böyle söylemek istiyordum.

-Ona, tutar mısın ellerimden?

12

Temmuz
2009

Langa Fatma dönemi ihtişamını geri isteriz

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  153 views

İstemeye isteriz de bizim memleketin yiğitlerinde erkeklik şuuru nerede? “Umumi Birleşme Evleri” kapatılıyor, tek bir ses çıkmıyor.. Nisa taifesi kadar olamadılar.. Öbür cinsten bir “cima esnafına” dokunan çıksa kadın köşe yazarlarının cümlesi ayağa kalkarlardı..

Selahattin DumanGözbebeği İstanbulumuz’un yeni Zaptiye Paşası’nın ilk icraatı “fuhuş çetelerini” çökertmek olmuş..

Tamı tamına yüz elli yedi kişi yakalanıp içeri tıkılmış.. Rakam tek.. Bu iş iki kişi ile icra edildiğinden biri son anda kaçmış demek ki..

Medyamız bir mutlu, bir memnun bu kadar olur!

Haber üçüncü sayfaların baş köşesinde..

Sallamak serbest olduğundan fuhuş haberinin başlıklarını zaptedebilen yok..

Merkeze uzak semtlerde basılan otellerde ele geçen “yabancı uyruklu” kadınların emniyete götürülürken çekilen fotoğraflarına baktım..

Bir kere kadınların tamamı manken kıvamında.. Tamamı şıklık yarışında.. Bir tanesinin bile yüzünde “Eyvah yakalandık, rezil olduk..” kaygısına dair iz yok..

Tam tersine.. Fotoğraflarına yansıyan hallerine bakılırsa podyuma çıkmış gibiydiler.. Fotoğraf karelerinde öz güvenleri tavan yapmış bir halde salınıyorlardı sanki..

***

Zaptiyenin iddiasına göre ülkelerinden zorla getirilen bu kadınlar basılan bednâm otellerde zorla çalıştırılıyorlardı..

Haklarında işlem yapılıp da memleketlerine iade edildiklerinde özgürlüklerine kavuşturulmuş olacaklardı..

Zaptiye Müdürlüğü’nün “Ahaliyle Münasebetler” kaleminden yapılan bu mealdeki açıklamaya aykırı gidecek değilim de..

Merak ettiğim şu..

20

Nisan
2009

Barlarda ayakta takılma rehberi

Yazar: Keyfizar  |  Kategori: Bir Yazar Bir Yazı  |  Yorum: Yok   |  11 views

Selahattin Duman, Barlarda ayakta takılma rehberiErgenekon davasıydı, seçimdi, krizdi gündemi delip geçiyor.. Biz bu hengâmede yiğitlere “vizyon açma” hizmetini sürdürüyoruz.. Önemli olan da budur.. Yiğitlik her şeyin teğet geçtiği bir burçtur, adabını bellemek gerek.. Dersimiz “barda ayakta durma sanatı” üzerine..

Nereden çıktı bu kurs şimdi, demeyin..

Haftanın dört günü Beyoğlu’ndayım.. İstiklâl Caddesi’nden başlayıp Asmalımescit’ten Tünel’e kadar bütün mekânların denetimi bana ait..

İçkili mekânlar denetimi başarıyla geçti.. Yakup’tan Yare’ye, Asmalı Cavit’ten Refik’e, Boncuk’tan Sofyalı’ya.. Hepsi bir standart tutturmuş işlerini yapıyor..

Ne var ki özellikle üniversite çağındakiler ile otuz yaş altındakilerin takıldığı küçük barlarda aynı oturmuşluğu, aynı müşteri memnuniyetini göremiyoruz..

Bunun da sebebi erkekler.. Yani benim yiğitlerim, benim aslanlarım..

***

Önce A&G’ye bir araştırma yaptırmayı düşünmüştüm.. “Şimdi seçimi bildiler ya! Havalanmışlardır.. Çok para isterler..” fikrinden gidip, söz konusu araştırmayı kendi imkânlarım ile yaptım..

Tamam itiraf ediyorum.. Kendim yaptım..


Facebook RSS Beslemesi
sponsor reklamlar

© Tüm Hakları Saklıdır - www.keyfizar.com
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress seo Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!