12
Mayıs
2010
Videoda kötü, kaba saba Alman pornoları izlerdim, ama bilhassa şu VCD olayı çıktı çıkalı ne Jenna Jameson’lar, ne Asia Carrera’lar, ne Clauida Chase’ler kaldı görmediğim. Biz yirmi yıl öncesinin Gloria Guida’sını ilahe sanırken, adamlar sektöre ne güzel yıldızlar kazandırmışlar, şaştım kaldım. İyiydi hoştu, nice yalnız gecelerimiz renklendi sayelerinde, ama ne yalan söylemeli, yine de ‘o’ sinemaların, o sinemalarda oynatılan birbirinden berbat ‘o’ filmlerin hastasıyım. Birbirinden berbat Türk filmlerinin, bıktırıcı İtalyan seks komedilerinin, Latinlerin iç karartan, turistik ‘sahil’ orjilerinin, Almanların ‘Alice ‘über’ Wunderland’ veya ‘Drei Dirndle in Paris’ türünden pornografik gerçeküstücü denemelerinin, Fransızların yalılarda, saraylarda geçen aile içi seks entrikalarının tadı damağımda hâlâ.
İnsanın, hele bir erkeğin hayatında kendisini mutlu hissettiği anlar çok nadir. Ben, yeniyetmelikten yeni yeni çıkarken, seks filmi oynatan sinemalarda kendimi öyle mutlu hissettim, bugün de hissederim. Kendine özgü bir büyüsü vardır o sinemaların. Kıyıda, kirli, sidik kokulu; koltukları, teybi, film makinesi, pisuarları, perdeleri, ışıkları mütemadiyen arızalı… Ben şu yaşıma geldim, içlerinde biraz olsun temiz, bakımlı birine rastlamadım. İşte zaten buydu mesele, gizli saklılığın, özene gerek bırakmayan tabiiliği; seni tek bir taleple tanımlayıp, tozun toprağın ortasına salıveren samimiyet. Otuzbire gelmiş bir adamın, boyalı bir salon, sağlam bir perde ne işine yarardı ki?
22
Ağustos
2009
İlk internete girdiğimde 28.800 modemim vardı. O zaman internete girmek bir ayrıcalıktı, soranlara çok karmaşık bir şeymiş gibi anlatıp yok yere havamızı atardık. Sanki interneti icat etmişiz gibi. Ama neyse konumuz değil, daha sonra internet yaygınlaştı. Yaygınlaştıkça, hızı artmaya başladı ve sanki biraz da tadı kaçtı.
Demiştim ya ilk internete girdiğimde sitenin açılmasını beklerken çayımı çorbamı almaya gider, tuvalete kaçardım. Site açıldıysa hemen çıkmaz gerekli gereksiz her şeyi incelerdim. O zamanların meşhur sitesi www.hatun.com’du meşhur ünlülerin resimleri yayınlarlardı. (O zamanda ücretlimiydi hatırlamıyorum) Resimlere bakmak müthiş zevk verir, ağzımızın suyu akardı. Önce kadının kafası gözükür, sonra göğüsler vs.
Neden resmin nasıl çıktığını yazdığımı açıklayayım.
12
Temmuz
2009
İstemeye isteriz de bizim memleketin yiğitlerinde erkeklik şuuru nerede? “Umumi Birleşme Evleri” kapatılıyor, tek bir ses çıkmıyor.. Nisa taifesi kadar olamadılar.. Öbür cinsten bir “cima esnafına” dokunan çıksa kadın köşe yazarlarının cümlesi ayağa kalkarlardı..
Gözbebeği İstanbulumuz’un yeni Zaptiye Paşası’nın ilk icraatı “fuhuş çetelerini” çökertmek olmuş..
Tamı tamına yüz elli yedi kişi yakalanıp içeri tıkılmış.. Rakam tek.. Bu iş iki kişi ile icra edildiğinden biri son anda kaçmış demek ki..
Medyamız bir mutlu, bir memnun bu kadar olur!
Haber üçüncü sayfaların baş köşesinde..
Sallamak serbest olduğundan fuhuş haberinin başlıklarını zaptedebilen yok..
Merkeze uzak semtlerde basılan otellerde ele geçen “yabancı uyruklu” kadınların emniyete götürülürken çekilen fotoğraflarına baktım..
Bir kere kadınların tamamı manken kıvamında.. Tamamı şıklık yarışında.. Bir tanesinin bile yüzünde “Eyvah yakalandık, rezil olduk..” kaygısına dair iz yok..
Tam tersine.. Fotoğraflarına yansıyan hallerine bakılırsa podyuma çıkmış gibiydiler.. Fotoğraf karelerinde öz güvenleri tavan yapmış bir halde salınıyorlardı sanki..
***
Zaptiyenin iddiasına göre ülkelerinden zorla getirilen bu kadınlar basılan bednâm otellerde zorla çalıştırılıyorlardı..
Haklarında işlem yapılıp da memleketlerine iade edildiklerinde özgürlüklerine kavuşturulmuş olacaklardı..
Zaptiye Müdürlüğü’nün “Ahaliyle Münasebetler” kaleminden yapılan bu mealdeki açıklamaya aykırı gidecek değilim de..
Merak ettiğim şu..