Sonunda yerli Dragon’s Den başladı. Yatırımcılar Alphan Manas, Gamze Cizreli, Yalçın Ayaydın, Nevzat Aydın ve Baybars Altuntaş’tan oluşuyor.
İlk bölümlerin acemiliğinden midir yoksa gerçektende yatırım arayışında olmamalarından mıdır bilemiyorum. Dragonların performansı oldukça kötü. Her biri başlı başına iyi iş adamlarından oluşsada, iyi bir iş geçmişleri olsada. İyi bir yatırım arayışı içinde olduklarını göstermiyor. Yarışmada sıksık bilmediğim bir iş kolu o yüzden yokum gibi tepkiler geliyor. Çok kısır bir düşünce.
Sorun bir yatırım fikrinin onlara cazip gelmemesi değil. Çünkü karşılarına gelen birçok fikir gerçektende cazip olmayabilir. Fakat bunu dile getirirken bir yatırımcıya yakışır şekilde. Ne bileyim finansal açıdan yetersiz gördüğünü, ortak olarak karşısındaki kişinin yetersiz olduğunu, iş modelinin verimli olmadığını, kolay taklit edilebileceğini vb. sebepler bulunabilir. Fakat yatırım için bilmediğim bir işkolu gibi bir savunma Dragonların gerçek bir yatırım mı arıyor yoksa bildikleri işi tekrarlayacakları iyi iş modellerimi arıyor düşüncesini akla getiriyor.
Perfomansını beğenmediğim Gamze Cizreli ve Yalçın Ayaydın umarım diğer sezonda değiştirilir. Baybars Altuntaş ve Nevzat Aydın bir süre sonra daha iyi performans sağlayacak gibi. Alphan Manas zaten iş geçmişiyle tam bir yatırımcı. Birden fazla iş kolunda faaliyet göstermesi onu tam bir Dragon yapıyor.
İzlemeye devam.
3
Mart
2010
Bir gün arkadaşımla beraber Ankara’dan, İstanbul’a giderken havaalanında rötardan dolayı uzun süre beklemek zorunda kaldık. Bir bankanın Lounge’ına girmek istediğimizde ise benim o bankaya ait kartım olmadığı için ekstra ücret istediklerinden girmekten vazgeçtik.
Fakat uçağın kalkmasına hâla vakit vardı. Oyalanıp sohbet ederken keşke bir playstation kafe olsaydı diye düşündüm.
Bu fikri daha sonra başka bir arkadaşımla konuşurken onada anlattım. Aklına yattı ve bir maliyet araştırmasına girdik ve neden olmasın deyip ayrıldık. Ben Ankara’ya döndüm o ise Bursa’da çalıştığı için Bursa’ya döndü ve günler süren telefon trafiği de başlamış oldu.
Çocukluğum ve ticaret hayatı aklıma gelince her yaz tatilinde giriştiğim su satış işi aklıma gelir. Mahallemiz orta hâlli insanların yaşadığı bir yerdi. Her yaz yeni bir iş fikriyle mahallenin çocukları (en azından 2, 3 kişi) bir araya gelir. Genelde sermayesi az, parası çok olan su satışı ile ilgilenirdik. Yine dolaplara kaplar içinde su konur buz yapılır. Biraz parası olan termos alır, olmayan ise sıvı yağ kutusunu iyice yıkar onunla işe çıkardı.
Yazın başında mahallenin çocukları öncelikle pazara beraber gider, sonra dağılıp herkes satışını yapardı. Ben her zaman çekingen olandım. Her yaz ilk pazara gidişimde öncelikle bir süre sessiz sessiz dolaşıp içimden dua ederdim insanların bana seslenmesi için.
“-Sucu gel buraya 2 bardak su ver bakayım” desinler diye.
23
Kasım
2009
Bir dönem kâbus gibi geçmişti. Yeni rakipler peş peşe mağaza açmaya başlamıştı ve bu yerler için personel arayışına girmişlerdi.
Satış kadrosunda düşük maaş baremlerinde olan veya iş ortamında beklediğini bulamayan (terfi vb.) personeller ekibi terk etmek için bekledikleri fırsatı bu dönemde yakalamışlardı. Genelde mantık yerine duygularıyla karar verir, birçoğu bir süre sonra pişmanlık içinde kıvranıp dururlardı. Bu eğilimdeki personeller 3-4 kez bu davranışı sergilemedikleri sürece anlık karar vermeye devam ederler. Bu süreçte kimileri aradığı fırsatı yakalar, çoğunluk ise aynı kısır döngüde devam eder. Bir işten çıkar, diğerine, diğerine, diğerine geçer durur…
6
Kasım
2009
Fazla söze gerek yok. Sedat Kapanoğlu özetlemiş.
“Başarısızlık biriktiği zaman çok faydalı olabiliyor. İnsanlar sonuca o kadar çok odaklanıyorlar ki, sürecin kazandırdıklarının ne kadar önemli olduğunu göremeyebiliyor.”
Ne tür başarısızlıktan geçtiği ve ekşi sözlüğe kadar nasıl ilerlediğinin seceresi.
İlginç bir fikir ararken aklıma yine dâhiyane bir şey geldi. İnternet üzerinden prezervatif satışı, diyeceksiniz ki ne var yani bumu “dâhiyane”.
Evet, öyle diyorum çünkü daha detayları dinlemediniz!
Satışı bitirmek için, iki seçenek olacak. Bir tanesi eğlenceli satış, diğeri ise şuan vaktim yok acele bu işi bitirelim seçeneği.
Vaktim yok acele bu işi bitirelim: Sıradan tüm sitelerde olan satış sonlandırma işlemi.
14
Ağustos
2009
M. Serdar Kuzuluoğlu’nun İTÜ İşletme Mühendisliği Kulubü’nün organize ettiği Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nde girişimcilik vb. konularda yaptığı eğlenceli ve ufuk açıcı sunumunu paylaşmak isterim.
Bir çok önemli konuya değindi, sizlerle sadece aşağıdakileri paylaşacağım
diğerleri aşağıdaki videoda.
Bu konuda Serdar Kuzuluoğlu web sitesinde yayınlanan yazıyada aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
İnternet girişimcilerine dost tavsiyeleri – M. Serdar Kuzuluoğlu

Prim Sistemleri
Prim sistemleri genellikle basit, anlaşılır ve kolay hesaplanabilir olmalıdır. Birçok işyerinde bazen matematik profesörlerinin bile çözemediği formüller, çarpanlar vb. hesaplardan sonra satıcının primi ortaya çıkmakta. Aslında bu tarz formüller arka planda mutlaka olmalı, sonuçta ticari bir kurumdan bahsediyoruz ve bütçe dengeleri her zaman korunmalı.
Fakat personele vereceğimiz prim hesaplaması çok basit olmalı. Ör: Kotan 5 TL, bu rakamdan sonra yapacağın her satıştan %0,2 prim kazanırsın veya mağaza hedefimiz 100 bunu yapınca her satışçı ciroya katkı yüzdesi kadar 10 Tl’lik prim pastasından payını alacak gibi. Bu verdiğim örnekler çok basit biliyorum ama motive etmek istediğimiz personeller, prim sistemini bu kadar basit ve elde edilebilir olarak görmek istiyor. Sonuna kadar da haklılar. Herkes anladığı kadarıyla vardır. Siz istediğiniz kadar mükemmel bir sistem kurun karşı taraf bunu anlamadıysa başarı imkânsızdır.
Bir zamanlar www.tembel.cjb.net adlı bir internet sitem vardı. Aşağıdaki kısa yazıları, mız mız adlı sürekli değişen bir sistemle siteye eklemiştim. Bu yazıları yeni sitemde tekrar yayınlamak istedim.
En sevdiğim filmlerden biri Big Lebowsky’dir. Bu filmi tembelliğe övgü ve saygı filmi olarak da tanımlayabiliriz. Hiçbir sinema kahramanı herhalde bu kadar tembel olamamıştır.
Fenerbahçe kazanmaya başlayınca tam bir fanatik olurum. Kaybettiğinde ise takım tutmadığımı ve onların top peşinde koşarak para kazandığını ve benim elime ise hiçbir şeyin geçmediğini yüksek sesle herkese anlatırım. Uyan ey ahali…
Film izlerken elimden geldiğince dublajsız, alt yazılı filmleri tercih ederim. Çünkü çekim sırasında aktörün o ruh haliyle tonlamalarıda filme ayrı bir zevk katıyor ve değişik tuhaf aksanlarıda duymuş oluyorsunuz. Bu filmleri çok dikkatli izlerim. Tek kötü yanı bildiğim İngilizce bir kelimeyi söylediklerin de, adamın bir araba lafını anlamış gibi sevinip tüm konsantrasyonumu kaybetmem.